8 Şubat 2013

Hükümet Kadın Üzerine



Sıkıcı geçen bir günün ortasında "akşama bi 'şey yapsak da havamız değişse" konuşmalarının önerilerinden biriydi sinemaya gitmek. Hem öncesi de gayet keyifli geçebilecek saatleri vadediyordu: Alışveriş ve yemek

İş çıkışı rujlar tazelendi ve çıkıldı yola. Ah o sıkıntılı iç sesler nasıl da yansıyordu iki kadının suratına... 

Sinema önerisini getiren ben, başladım hikayeden aklımda kalanları anlatmaya: Havamız değişecek ya...

"8 Çocuklu Midyatlı bir kadını oynuyor Demet Akbağ, kocası Midyat Belediye Başkanlığı yaparken zamansız ölüyor. Babadan oğula geçecek olan Başkanlık, erkek çocukların çekişmesi nedeniyle anneye kalıyor ve böylece Midyatın kaderi değişiyor. Okuma yazması olmayan kadın Midyat Belediye Başkanı oluyor. Köye su getirmeye yemin ediyor, bu uğurda okuma yazma bile öğreniyor. Darbe ile de görevden alınıyor." 

Beni "hı hı" sesleri çıkartsa da dinlemiyor farkındayım ama dedim ya amaç havayı değiştirmek, o yüzden o beklediği soruyu bi türlü soramıyorum aslında. "Boşver hadi düşünme, kahve içerken anlatırsın..." Gene bir "hı hı" ama bu seferki biraz daha kısık bir ses tonuyla...

Hemen en üst kata çıkıp sinema biletlerini alıyoruz. Şimdiki dert ne yesek... Çok da aç değiliz ama... O zaman şöyle bir vitrinlere bakalım. Bakıyoruz... Canlar sıkıntıda... Burun kıvrılıyor her bir detaya... 

"Bu güzelmiş ama rengi benim rengim değil. Aaaa bak bu tam bana göre... Tüh, bedeni kalmamış iyi mi... ben hırka alacaktım ama böyle uzun olsun, kalın olmasın ama rengi de bi güzel olsun... "

Vazgeçiliyor alışverişten falan... Zaten yorgunluk sarıyor bedeni sıkıntı işin içine karışınca... Oturuluyor bir masaya, başlıyor ne yesek sorunsalı... Onu yesek... Ihıh... Bunu yesek... Ihıh... Bak şu açılmış... Hı... Olmuyor yemek de bizi mutlu etmeye yetmiyor, havada asılı kalan iç ses dönüp dolaşıp geliyor, masanın baş köşesine kuruluyor. 

Saat yaklaşıyor. Tuvalete bilmem kaçıncı kez gidiliyor. Sinirler hâlâ gergin. Filmin güldürmesine ise giderek daha büyük bir umut yükleniyor. Perde kapanıyor... Mardin uzaktan beliriyor... Xate hatun demek...   O da uzaktan beliriyor. 

BKM'nin politik alt yapı üstü güldürürken sosyal içerikli mesajlarımı da vereyim "sinema dili" ni sökenler için film öyle şaşırtıcı bir başlangıç sergilemiyor. Hatta sonuna kadar Türkiye'nin temel bir kaç sorununa neredeyse klişe denebilecek göndermeler yapıyor ve mesajlar üretiyor. Kültürlerin buluştuğu Mardinde klasik bir yağmur duası karakterlere ilişkin ip uçlarını vermek üzere seçilmiş gibi duruyor. Başlarken güldürmek istiyor ama doğrusu bende sadece dudak kıvrılması oluşuyor. Filmin ilk sahnesi; genel olarak film için tebessüm ettiriyor demek için erken olsa da, "güldürmek" üzerinden başarı grafiğinin düşük olacağının da habercisi oluyor. 1957'den 60 darbesine kadar geçen süreden bir kesit sunmayı hedefleyen senaryo çokça cılız kalıyor. Demek Akbağ'ın yüzünde bir türlü anlam veremediğim bir durum (mimiklerdeki fazla gerginlik) filmin zaten akıp gitmekte zorlanan yapısına biraz daha zorluk katıyor. Senaryonun ilerleyen zamanlarında mantıksal bir takım hatalar da fazlaca göze batınca ve hatta bazı sahnelerde sırf biraz daha güldürelim diye olmadık ayrıntılar eklenince,  film seyirlik olmaktan çıkıp, e para verdik bari sonunu da görelime dönüşüyor. Sermiyan Midyat oyunculuğu üzerine söylemek istediğim bir kaç şey var, ilk defa seyrettiğim bir oyuncu olarak bende bir kez daha denk gelmeliyiz hissi uyandırdı ve oynadığı karaktere yüklediklerini sevdim. Öykünün içinde verilmek istenen mesajlardan bence en insancıl ve en güçlüsünü de buraya yazıp film ile ilgili notlarımı burada sonlandırayım: Beyaz siyahla güzel... Siyah da beyazla... 

Filmden çıktığımızda sanki biraz daha yorgunduk...

Neredeyse sıkıcı geçen bir gecenin sonunda "haftasonuna bi 'şey yapsak da havamız değişse" konuşmalarının önerilerinden biri oldu "rakıya gitsek". Üstelik bu teklif gayet keyifli geçebilecek saatleri vadediyordu: Şarkı söyleyerek ufunetini dağıtmak... Plan ayak üstü yapıldı. Tarih kesindi, yer ise nasıl olsa bulunurdu. 








Subscribe to Our Blog Updates!




Çok Beğendiysen Paylaşabilirsin!

3 yorum :

tayfun şengür dedi ki...

fragman

Pilli Petro dedi ki...

Film hic ilgimi cekmemisti, bu aksam ozel gosterimine davetiyem vardi ustelik gitmek aklima dahi gelmedi. Raki iyi fikirmis ama bak :-)

Evren dedi ki...

rakı her zaman iyi fikirdir :)

"Bir süre sonra, bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki ince farkı öğrenirsin, Ve aşkın yaşlanmak, birlikte olmanın da güvende olmak anlamına gelmediğini öğrenirsin, Ve öpücüklerin sözleşme ve hediyelerin de vaat olmadığını öğrenmeye başlarsın, Ve yenilgileri başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın, bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin zerafeti ile, Ve her şeyi bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin çünkü yarın ile ilgili her şey belirsizdir. Bir süre sonra güneş ışığının yakıcı olduğunu öğrenirsin eğer fazla maruz kalırsan. Bu yüzden, başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden kendi bahçeni yarat ve kendi ruhunu kendin süsle. Ve göreceksin ki dayanıklısın Ve kuvvetlisin Ve değerlisin..."
Veronica A. Shoffstall / BİR SÜRE SONRA
Return to top of page
Powered By Blogger | Design by Genesis Awesome | Blogger Template by Lord HTML