Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

GÜNE UYANDIM (MI) - 3

ÖNCESİ...Kadın iki gecedir huzura dalıyordu.. Kafasındaki fluluk olmasa sesin yüzüne, kafası karışık bile sayılmazdı. O sabah uyandığında ki her zamankinden erken kalkmıştı. Bir kağıt kalem aldı eline... Sesin yüzünü resmetmeye çalıştı. Olmuyordu... Ses vardı ama yüz yoktu. Kafası karışsın istemiyordu. Düşünmemeye çalıştı. Derken sabah ezanı okunmaya başladı. Dikkatle dinledi. Severdi. 5 vakit okunan ezan içinde en çok sabah ezanını severdi. Ezan okuyan bir başka arkadaşından öğrenmişti, sadece makamı değil, sözü de farklıydı. Belki o nedenle seviyordu. Anlamazdı öyle makamdan, sözden falan... Dinlerdi ve severdi.

O sabah tam da ezan bittiğinde...
Telefonuna mesaj düşmedi...
Uzun süre bekledi telefonu elinde...
Gün ağarınca yataktan kalktı. Duşa girdi. Kahvaltısını hazırladı. Cumartesi cumartesi ne yapacağım ki dedi. Pazara gitmek aklına geldi. Telefonuna baktı. Hiç mesaj gelmemişti. Canı sıkılır gibi oldu. Ne aptalım diye düşündüğü sırada, telefonuna mesaj geldi...
Neden olumsuz düşünüy…

GÜNE UYANDIM (MI) - 2

ÖNCESİ... Kadın beş saate yakın uyumuştu günler sonra... Kafasındaki karışıklık netleşiyordu giderek. "Yarın olma ihtimalı var" inanırsam dedi. Sabah ezanını dinledi. Severdi. 5 vakit okunan ezan içinde en çok sabah ezanını severdi. Ezan okuyan bir arkadaşı, makamı farklıdır belki ondan dedi. Anlamazdı öyle makam falan... Dinlerdi ve severdi.
O sabah tam da ezan bittiğinde telefonuna bir mesaj düştü.

Neden erkenden uyandın sen bakımmm :)
Okudu...Gülümsedi...Pazar olmasını bekliyorum dedi içinden.

Çok değil 2-3 dakika sonra çaldı telefonu. Karşısındaki sessizdi.O da sessiz kaldı. Neden sessiz kaldıklarını bilmiyorlardı. Yoksa biliyorlar mıydı? Sessizliği bozan kadın oldu.
"Nereden biliyorsun, uyandığımı..."
Sabah sabah olanları anlattı adam. Kadın dinledi. "Senin sorunun" dedi kadın, devam edemedi. Tanımıyordu ki adamı doğru düzgün.
Adam güldü: "Sensin" dedi.

"Olmaz" dedi kadın, "ben senin sorunun olursam olmaz."
"Ben de ç…

GÜNE UYANDIM (MI)

Kadın hiç uyumamıştı... Kafası çok karışıktı. Neden yarın olmuyor diye düşündü. Sabah ezanını dinledi. Severdi. 5 vakit okunan ezan içinde en çok sabah ezanını severdi. Ezan okuyan bir arkadaşı, makamı farklıdır belki ondan dedi. Anlamazdı öyle makam falan... Dinlerdi ve severdi.

O sabah tam da ezan bittiğinde telefonuna bir mesaj düştü.
Neden uyumuyorsun sen bu saatte...
Okudu...Gülümsedi...Yarın olmasını bekliyorum dedi içinden.
Çok değil 2-3 dakika sonra çaldı telefonu. Karşısındaki kahkahalar atıyordu. O da attı. Neden kahkaha attıklarını bilmiyorlardı. Yoksa biliyorlar mıydı? Sessizlik oldu, önce adam bozdu sessizliği...
"Nasıl da biliyordum dedi uyumadığını..." Sahi nerden biliyordu uyumadığını...
Sabah sabah olanları anlattı kadın. Adam dinledi. "Senin sorunun" dedi, "kızıyorsun aptal insanlara sen. Bırak onlar da aptallıkları ile yaşasınlar bu hayatta..."
"Olmaz" dedi kadın, "vicdanım rahat etmez sonra."
"Amma önemsiyorsun sen…

PESİMİST OLMAK - Vol.2

Sen neden iç karartıcı şeyler yazıyorsun...
Yüzü bu kadar gülen insanın kaleminden nasıl dökülüyor hep acı, keder, üzüntü...
Güneş doğmaz mı senin yüreğine...
Aşık oluyorsun acı yazıyorsun, seviniyorsun acı yazıyorsun. İçimiz karardı...
Bu aralar aldığım bütün mailler ve eleştiriler bu minvalde...


Gelmeyin üstüme, arkadaşlar, dostlar, bloggerlar...

Komik bir kadınım ben aslında, valla, ciddi söylüyorum, bak hakkaten ya...

Sorun eşe dosta...

Mesela 11.12.2008 tarihinde yayımladığım şu komik yazımı okuyun bir kere...
(bu arada yazının aslını uçurmayı başardım, teknoloji insanıyım, kabul edin.)

Adına bakıp yanıltmasın sizi, bir mutluluk anında yazılmış olması muhtemel izler taşıyor aslında... Valla, ciddi söylüyorum, bak hakkaten ya...



_________________________________________




Yaşadım ya ben şu yaşa kadar pes valla

Tam da 30.5(*) oldum

Fark ettim

İyi yaşadım ben bu yaşa kadar aslında...



*******
Pesimistsin dedi bir arkadaşım bana.
Peksimet gibi birşey mi dedim ona.

Baktı yüzüme

Evet dedi pek simitsin ha…

YARIN OLDU SANDIM

Dün gece kötü bir gece geçirdim… İçimde ne varsa kustum…
Dün gece içimdeki son damlaya kadar ağladım hıçkıra hıçkıra…

Sabah telefonun sesine uyanınca dün geceki telefondaki sesi hatırladım…
"Yarın konuşuruz... uyu hadi..."Kaç yarın geçti diye düşündüm…Telefondaki sesi dinlemediğimi fark ettim. "Neden hı hı diyip duruyorsun uyanmadın mı uyamadın mı" dedi. "Kafan karışık senin." "Kafam karışık yarın konuşuruz" dedim. Kapattım telefonu. Duşa girdim. Yapılacaklar listesini gözden geçirdim. Telefonumu yanıma alsaydım keşke dedim. Ararsa bulamazsa, üzülür dedim. Yarın demişti, yarın oldu dedim. Duştan çıktım. Telefona baktım. Aramamış…

Sonra öğrendim başka bir arkadaşımızı aramış. Olsun dedim belki onun benden daha çok ihtiyacı vardı aranmaya. Odaya girdim, maske taktım, çıkarttım bu uymadı dedim. Başka bir maske taktım. Yola çıktım. Yolda giderken yol bitmiş fark etmedim. Kafam karışık benim…

Arabayı yanlış yere park ettim. Telefonuma baktım. Çalmamış. Ça…

İÇİÇE GEÇMİŞ(M)İM…

Biri La Dolce Vita’dan geldi: çocukluk anılarım… Diğeri Yalnızlık Okulu’ndan: hayatıma yön veren şair…
İçiçe geçmişim düşünürken; neyi nasıl yazayım diye... Nasılsam öyle yazdım...Zormuş seçmek hem anıları hem de şairi... Bir yerden başlayınca gerisi geldi, hem anıları bulmak hem de şairi anmak için fazla zorlamak gerekmedi...
ANI 1
4 ya da 5 yaşlarındaydım… Annem kağıt 5 lira verdi. Bakkaldan leblebi tozu alacaktım Apartmanın önünde adını hatırlayamadığım bir kız arkadaşım da vardı. Beraberce bakkala gittik. Ben leblebi tozunu aldım ama onun parası olmadığı için bakkal amca ona leblebi tozu vermedi. Ben de bıraktım aldığım leblebi tozunu ve çıktık dışarı. Parası olmadığı için leblebi tozu alamayan arkadaşım mutsuz olmuştu. Baktım elimdeki kağıt paraya ve onu ortadan ikiye böldüm. Yarısı onda yarısı bende kağıt 5 lira ile girdik tekrar bakkala; bakkal amca o kadar çok güldü ki, o gün ikimize de leblebi tozu verdi, hatırlıyorum…

BENDE KALAN 1
Ne zaman birinin bir şeye ihtiyacı olsa ve mutsu…

TEKİLA

yazmıyorsam
hissetmediğimden değil

susuyorsam
bilmediğimden değil

ağlamıyorsam
gözyaşlarım olmadığından değil

dilimde kesif bir tuz tadı
yüğerimde bir limonun yakıcılığı

oysa dün gece kalsan yanımda
çok değil sadece beş dakika
tek shut tekila etkisi yapardın bana

sen her ihtiyacım var dediğinde
rakı sofrası olurken ben sana
tek shutı çok gördün ya bana...

şimdi...
yazmıyorum
susuyorum
ağlıyorum
en serseri kılığımla atıyorum kendimi sokağa
biliyor musun yağmur yağıyor dışarıda
sana niyet alınan tüm rakıları
yağan yağmura katıyorum damla damla
anason kokan sokak kadınları sarıyor etrafımı
bir de bira içen berduşlar

sokak kadınları hep bir ağızdan
"çalsa da açma kapını bir daha" diyorlar
berduşlar ağızlarında lafı geveliyor
"çık git ondan, bir gece yarısı
karış sokağa"

gece yarısından hemen sonra
salaş bir rock barın kapısında buluyorum kendimi
bir berduş koluma giriyor
kıvırcık siyah saçları yağmurdan ıslanmış
bir çocuğun masumluğu
bir adamın derinliği var gözlerinde

susuyorum, ağlamıyorum onu görünce

KISA BİR GEZİNTİ - Vol.3

Zamanı durdurmak mümkün değil ama unutmak mümkünmüş...

Şaşkın Kova Şuşum ile dün yaptığımız genel temizlik hali, yeni düzen kurma anlarında, yazılmış notlar, mektuplar, floridadan atılmış kartlar, eski sevdalara yazılmış ama gönderilmemiş onca karalama arasında karşımıza onun bana yazdığı onca mektup ve not arasından bir tanesi çıktı ki...

Demiş ki; küçük bir post-it üzerine, 1993 yılında... (1993 yılı, ne verimli bir yıl dedirtecek anılar saçıldıkça ortalığa...)

"İçimde yağmur yağarken düştün aklıma, bu denli kök salman ondandır."

Notu okudu yüksek sesle; "hatırlıyorum bu geceyi biliyor musun dedi, sigara içiyordum ve camdan dışarıyı seyrediyordum yurtta ve yağmur başladı sen geldin aklıma... "

Sonra ben ona bir mektup yazmışım ya da söz söylemişim bir an... Hangi an işte orası muamma...Ama mesele şöyle özetlenmiş Şuşumun satırlarında, ama bu sefer 1994 yılında;

"Bir gün bana, -her zaman yanında olamayacağımı- söylemiştin hani, ben her zaman yanında olacağım."…

KISA BİR GEZİNTİ - Vol.2

Zamanı durdurmak mümkün değil ama unutmak mümkünmüş...
İçinde bulunduğun garip ruh halleri nedeniyle, Şaşkın Kova Şuşum çıktı geldi uykumun tam ortasında, dua etsin telefon titreşimde ve kolumun altındaymış da, biri beni dürtüyor endişesi ile kendimden geçmiş bir faziyette kalktım yataktan günün 16:00'ında... Kendi kişisel tarihimin - tek başına - yatakta kalma rekorunu kırmış olduğum bugünde, elinde bir tepsi - hatrı sayılır - profiterolle gelmiş, kendimi iyi hissedeyim diye. Nasıl açım o saatte, yarısını yiyip bitirivermişim. Maşallah...




Acıkınca fare gelse üzüntüsünden elindekileri bırakacak olan dolabımdan hayır gelmez diye, dışarıdan birşeyler ısmarladık önce, yedik içtik ve günü unutmak için bir çözüm ürettik... Anı dolabımdan bir bölümünü yani resimleri aldık ve bir sepete doldurduk. Öyle dağınık, öyle karışıklardı ki...

Şuşumun uzun süredir zevkle beklediği, anıları derleyelim, toparlayalım, Evren'e "tamam hazırım" mesajı gönderelim anı gelmişti. Zaman unutulmal…

SEVGİYLE

hepinize teşekkür ediyorum... özellikle iz bırakanlara...

Şaşkın Kova dedi ki...
Biz de bekleriz açılana kadar. Yeter ki sen hep iyi ol.
Biliyorum ne kadar yürekten dediğini, yüreğimi hissedersin sen, bilmez miyim? iyi olacağım tabi... sen buradasın.. yanımdasın... bir nefes uzağımdasın iyi ki...

NoSTATIC dedi ki...
Öfkeli kalabalık olurum :(
Sen yeşil bir tırtılsın, napacaksın öfkeli kalabalık olup, sen büyü kelebek ol...

tutsak dedi ki...
Sevgi ile git ve gel... Güzel yazılarından fazla mahrum etme bizi,Sevgiler
Gelirim tabi, evim değil mi? Konuklarım gelsin de kapıda mı kalsın yani...

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...
yaaaa..."birlikten kuvvet doğar" sözünün doğruluğuna gerçekten inandırdı bu olay...
beni de biliyor musun...

hayatınortasında dedi ki...
Kafa, kol yetmez..ayak darbelerimle zorlarım kapını :) hepten gitme ama yine gellll
Bazen hayatın kapılarını, kafa kol ayak ve bilumum darpe ile yıkmak istiyorum... artçı kuvvet olarak aklımdasın...

buraneros dedi ki...
Blogda şöyle demiş…

KAPALIYIZ

BLOG YAZARININ İÇİNDE ÇIKAN YANGIN KONTROL ALTINA ALINAMIYOR...
İTFAİYE YETKİLERİNİN YAPTIĞI İNCELEME SONUCUNDA ÇIKAN KARAR
15 GÜN BLOG KAPAMA OLARAK AÇIKLANDI.
HALK GALAYANA GELDİ
KAPILARI KIRARIZ TAKINTILIYIZ HEPİMİZ EVREN'İZ BİZ DE YANDIK PANKARTLARI AÇIYORLAR
İTFAİYE BAŞMÜDÜRÜ YAPTIĞI BASIN AÇIKLAMASINDA KİM Kİ KAPI ÇALAR AÇ AÇ DERSE HALKIN RUH SAĞLIĞI, BLOG YAZARININ YÜREK SAĞLIĞI AÇISINDAN KAPI ÇALANLARI KÖR ZİNDANLARA ATAR KARALAR BAĞLAMALARINA GÖZ YUMARIM DEDİ
DEDİ VALLA
BEN ŞADİHİM
BLOG YAZARI ____________ Fotoğraf

BABAM BENİM

Ben hayatta en çok babamı sevdim.
Annem de bilir bunu.
Sorsalar;
"Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?" diye,
Bir seçim yapamam ama, annem de bilir "babalar bi farklı sevilir"
Kırılır, üzülür belki içten içe ama bilir.
O yüzdendir “babanın kızısın sen” demesi.
Hatta ikimize birden kızınca,
“Bu kız da bütün kötü huylarını senden almış” deyip gülmesi.


***

Biz, kardeşim ve ben yani özgür yetiştik.
Kendi kararlarımızı kendimiz verdik.
Sorumluluklarımızı bildik.
Fikrimiz vardı, gerektiğinde söyledik.
Hiç baskı görmedik ama cezamızı da çektik.
Kızını dövmeyen dizini döver derler,
Babam belki bugünlerde daha da inanır oldu bu söze.
Dövmekten kastımız şiddet içermiyor elbette.
Aile kültürümüzdeki karşılığı şudur;
Bu kadar demokratik bu kadar saygılı bu kadar hoşgörülü olunmalı mı çocuklara karşı?

***

Ben başına buyruk bir çocuktum.
Zor bir kız çocuğuydum yani.
Ele avuca sığmaz durduğu yerde durmaz.
Sonradan öğrendim ben aslında ADHD idim.
Babamdan aldıklarımla annemin katkıları sayesinde halli…

GİTMEK

Çocukken ne zaman Tanrı ile ilgili bir sorgulamaya girişse aynı yolu denerdi. Gece uykuya dalmadan hemen önce yatağının kenarında diz çöker, öğretilen dualarını eder ve cümlesini “eğer varsan ve sana yürekten inanmamı istiyorsan, yarın bir arabam olsun uzaktan kumandalı” derdi. Uyanırdı, yüzünü bile yıkamadan sağa sola bakardı. Yatağının altına. Dolabının içine. Kendi odasından çıkar, evin bütün odalarını dolanırdı. Annesi hayırdır bir şeyi mi kaybettin dediğinde evet derdi yüksek sesle Tanrı’yı derdi içinden. Ne zaman bir kararsızlığa kapılsa sadece istek değişirdi, cümle hep aynı kalırdı.
Büyüdükçe diz çökmeyi, dua etmeyi ve Tanrı’yı unuttu.
Yaşadıkça, boyun eğmeyi, sövmeyi ve aşkı öğrendi.

Doktora gittiği günün sonunda, hastalığının çok ilerlediğini ve kaliteli yaşamak için sadece 4 ayı kaldığını öğrendi. Zaten yaklaşık 3 aydır yapılan tetkikler ve tedavilerden de biliyordu ki durum hiç de parlak değildi. Doktorundan ilk öğrendiği gün geldi aklına. Durumunuz demişti, ileri seviye tet…

TUHAF DURUMLAR/İSYANKAR BİR BAKIŞ - Vol.7

bir yakar kaldı içimde senden geriye
gittiğinden beri, sabah kör, karanlık ürkütücü

senin kahkahan değil mi bu sokaklardan gelen
sen değil miydin tenime dokun deyince, yakar diyen

korktun da mı gittin
korkuttular mı seni daha önce

hangisi sensin söylesene
ben karıştım iyice _____________________________________________________ Sen gidince tuhaf bir boşluk kaldı geride, serzenişim sana değil karışmışlığıma

SABAH KÖR, KARANLIK ÜRKÜTÜCÜ

Daha az önce seviştik seninle… Tenime dokunmaya korkan sen, seviştiğin diğer tüm düş kadınlar gibi aldattın sadece, kendini benimle ve beni senle… Sözlerinin arkasına sığınıp, kahkahalarını da yanına alarak, şöyle bir dönüp baktın “iş”in bitince... Bari şimdi dokun dedim. Yakar diyebildin sessizce, kalkıp gittin yanımdan. Gitttiğinden beri sabahın kör karanlığı ürkütücü…
Sen karışırken düş kadınlarla düş adamların arasına, gün ağırıyor inceden. Kahkahaların aydınlatıyor kentin gri sokaklarını... Sabahın ilk ışıklarıyla rakı masalarına meze yaptığın, dostlarınla attığın her kahkaha daha bir güçlü asılıyor düş insanlarının kulaklarına… Uzun süre gitmiyor, kalıyor orada, zamanla yüreğe iniyor hatta… Her kahkahan, ayrı bir bıçak saplıyor her bir düş kadınına ve güç veriyor düş erkeğine… Sen kahkaha atıyorsun. Kadınlardan bir damla kan geliyor, erkeklerden bir damla öz, karşılığında...

Neydik sahi biz? Düş gecelerinin, düş anlarında sevişen, düş-engellileri miydik seninle? Engelli, bir şey …

SIRRIN YÜKÜ ÖFKE

Günler, ne beklediğimi bilmeden, ne yapacağını bilmeden öylesine geçip gidiyordu.
İki hayatım vardı. Biri yalnızca içimde, kimsenin haberi yok. Sanki kendi kendimin sırdaşı gibiydim. Sanki o bir başkası gibi oturup kendimle konuşuyordum.
Bazen ona akıl veriyor, bazen vazgeçip ne isterse yapmasını söylüyordum.
Bu delilik miydi? Yok canım. Ben her şeyin farkındaydım aslında. Tabii onu istiyordum. Hem de inanılmayacak kadar çok. Kimseyi istemediğim kadar çok. (*)

________________________________________________


Farkında mısın kimseye anlatmadığın sırrının sende yarattığı garip hallerin. İşe gitmiyormuşsun kaç gündür. Geçenlerde bir adam gelmiş çocuğunu kayda, dinlememişsin bile adamı. Kafan öyle dalgınmış… Ondan önceki hafta sonu arkadaşlarınla gittiğin piknik ne oldu öyle. Herkes gülüp eğlenirken sen bir köşede oturmuşsun sus pus. Fark edilmiyor sanıyorsun. Hayatla bağlarını koparmaya bir ince ip kaldı. O da koparsa ne olacak. Ne olacak söylesene. Hemen ağlamaya başlama. Sevmiyorum bu haller…

ALDATMA(K)

İlk Söz

yalnızlık bir mim başlatmış... Tek kuralı var aslında; yalnızlığın başladığı ilk paragrafı kendi yazdığınız son paragrafla buluşturmak.


________________________________________



"Her şey bir anda olmuştu; ağzından kelimeler nasıl döküldü anlamadı bile adam… Kadın onu aldatmıştı… Biliyordu adam aldatıldığını yıllardır, ama söylemiyordu… Kadın, aldatmış olduğu, yüzüne bir tokat çarpan adama baktı… Yıllardır biliyordu adam aldatıldığını ama neden şimdi söylemişti…"
Adam kısık sesiyle sadece “neden ?” diye bildi ve kadın anlatmaya başladı…
Her şey ilk kez uçağa bindiğinde oldu aslında. Eve gittim senden sonra ağlaya ağlaya… Köprüyü geçerken tek düşündüğüm; bir sonraki gelişinde artık sana anlatmak zorunda olduğumdu… Nerden başlamam gerektiğini bilmiyordum, hangi kelimelerle kurulursa doğru olur cümleler çıkar ağzımdan kavrayamıyordum. Bildiğim tek şey, bir sonraki gelişinde bilmen gerektiğiydi.

Eve geldim, kapıyı açtım. Oradaydı işte beni bekliyordu sabırla ona dönmemi, sığınma…

ÖDÜL BAHANE

Caramelia ödüllendirmiş beni sağ olsun. Mahcup etti. İlham perim olmuşluğu vardır kendisinin... Örtü yazımın çıkış noktasıdır caramelianın sözleri... Bir kez daha teşekkür ederim yüreğine caramelia...
Yeni mim gereği benim de bu ödülü 7’ye bölmem ve her bir parçasını sevdiğim bir bloga dağıtmam gerekiyormuş. İzlediğim birkaç blogda görmüştüm ve ister istemez düşünmüştüm ben kimlere verirdim bu ödülü diye… Keyifle okuduklarım 50’yi aştığına göre kendimi bulduklarıma dağıtmalıydım ödülü. Ama çok zorlandım… Kaybolduklarım arasından seçim yapmadan, hepsinin isimlerini ansam olmaz mı?
Şiddeti sevmediğimden ısrarla tavsiye ederim, içlerinden en az biri size de iyi gelecektir. Benim içinse; kaybolmak us denizlerinde, ağlamak yürek gözlerinde ve tekrar kendimi bulmak güzel sözlerinde ayrı bir keyiftir…
ALT KAT, komşum gibi geldi ilk gidişimde, şimdi ne zaman istesem sıcak çikolatamı alıp gidiyorum yanına…
AYDAN ATLAYAN KEDİ , öyle güzel ki sözleri bir kedinin yumuşaklığı, parlaklığı var onda, şi…