Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Saf, Kör ve Bir O Kadar Şapşal

Benim bünye problemli deyince kızıyorlar... Problem şu: benim bünye yüksek olasılıklı iyimser bir senaryodan yola çıkıp, düşük olasılık kötümser bir senaryoya saniyenin 10'da biri bir hızla ulaşıyor. Yani düşünün farklı kombinasyonları ile yaklaşık 300 senaryoyu üretip gidip en düşük ihtimalli en kötümser senaryoyu bulup, o senaryo üzerinden bir gerçeklik yaratıp sonra bunu rüyasına taşıyıp, uyanınca da; ne rüyaydı be kardeşim yazsan yazılmaz dediğim bir itirazlar silsilesi içinde "acaba mı ulan" düşünce balonları ile dolaşıyorum... Sonra benim bünyede var mı arıza deyince üstene bir de azar işitiyorum. Hayır anlamadığım be insan yani bizzat kendim oluyorum bu durumda, tersine çevirsene dünyanı. Hayır, her bir haltı beceriyorsun da bunu neden beceremiyorsun anlamıyorum. Kendimle hasbi-hal volume.2321234534534534545
Ya da şöyle diyelim, 300. senaryoda ben tamamen saf, kör ve şapşalım.

Ağustosa Bir Kala Düştün Aklıma

Kadın ve adam... Bilirsiniz klasik bir hikayedir aslında. Kadın ve adam... Her aşkın kendine has seslenişleri vardır. Canımdır, aşkımdır, evrenimdir, hayatımdır... Bir de; adam ve kadın vardır. Endir, belki de bu yüzden hep bir tebessümdür. Hep özlenen, hiç bitmeyendir. Her akla gelişte, bir sımsıcak keşkesiyle birliktedir. Ve elbette çoşkulu bir iyikidir... 
Adamın yaşadığı yer kurulan hayallerin başkentidir, kadının yaşadığı yerse bir terminaldir akla her düştüğünde. Varmaktır biraz adam, kalmaktır biraz kadın... Güzeldir ikisi de, öyle güzeldir ki, kahverengi gözlerinden eksik olmaz ışıltısı her ikisininde. Öyle işte der kadın, öylede saklı ne varsa bilir adam. 
Kadın ve adam... bilirsiniz sıradışı bir aşktır aslında aralarında var olan, kavuşulmayan belki de kavuşulamadığı için hep masallarda anlatılacak mutlu bir sonu olan. 



görsel /buradan

Temmuzda Aşk Başkadır

Temmuz bizim köyde kiraz zamanıdır... Bizim köy dedimse, kan bağımızdan değil de keyif bağımızdan derim öyle.
Haftasonu kaçamaklarının en lezizi kesinlikle Temmuz ayında olur... Kiraz bir yandan selam ederken dallarından, ahududu yolunuzu keser...  Hemen öncesindedir eriğin geçme faslı...  Kızarmış halleri ile komposto olmaktır artık onun da kaderi,  bunu bilirmiş gibi düşer avucunuza bir akşam vakti. 



Her daim keyiftir bizim köy evi...  Geleni gideni eksik olmaz... Dostlar sağolsun. Bu yıl bir de keyif noktalarını çoğaltık,  pek yakışıklı oldu köy evimiz anlayacağınız.
Annem babamın emekleriyle var olan ev, bizim emeklerimizle yaşıyor şimdi...  Ne mutluyum bilseniz bu yaz...  Hiç geçmese ya da çabuk gelse cumalar, vallahi olmaz hayatta bu kadar haz :)


Hep keyif olacak değil ya haftasonları, bu haftasonuna biraz macera kattık. Aras Şelalesi çağırdı bizi... Dostlarla düştük yollara. Vardık ketenli yaylaya. Rüzgarın sesi karıştı pınarın sesine, hepimizde bir çocuk gülümsemesi.
Uzun ve …

İç Sıkıntısı

Sizin hiç başınıza gelir mi bilmem, kafamın dikine gittiğimden midir nedir, benim gelir: İç sıkıntısı!
Birden bireymiş gibi durur, sanki hiç beklemedikmiş gibi. Geriye dönüp taşları biraz oynatırsam hemen bulurum başladığı noktayı. Geride... hatırlamak istemeyeceğim kadar geride kalmış bir andadır olup biten. O an gelir gözlerimin önüne. Bir film şeridinden çok bir fotoğraf karesi gibidir. Donup kaldığımdan belki, an da donar. Evet! İç sıkıntısı kanımı dondurur. Kapatırım dünyayı kendime, kendimi dünyaya... Evren olmak daha bir zor gelir böyle zamanlarda. 
Ekim mi  dediniz bayım... Ekime kim öle kim kala bilir misiniz?
Yazmıyorsun dediklerinde yaşıyorum diyorum... Sahi tam olarak ne olacaktı Ekim de... Hem yaşamak da nedir ki, nefes almayı bile zül gören birine
Ah kafam onca sesi alıp saklıyorsun içinde, derinlerinde, sonra öyle zamansız öyle anlamsız zamanlarda düşüveriyor ki çenen... Yeter, bildiğin dağlardan değilim ben, yağdırma karlarını üzerime.
Sahi... Kaç ay daha var saymadım…