Cumartesi, Ekim 15, 2011

Önce.



Bunun bir faydası olur mu bilmiyorum... Yani "hayata karışmanın"... Gündelik yaşamın göbeğinde olup da yine de hayatı kaçıranlar yok mudur? Bunca zaman hayatın içindeyken ve hayat da benim içimdeyken "hayatı kaçırıyorsun" diyenler, onların yöntemi ile hayatı yakalamaya çalıştığımda başıma gelenlerden sonra bir kabuklu gibi içime kapanışıma çözüm olarak "karışmayı" uygun görüyorlar(dı.) Oysa ben yeterince karışığım. 

"Ben bir orospu da olabilirdim..." sokaktan duyduğum, bağırmaktan çok çığlık gibi yükselen sesle yankılanan bu kelimelere takılı kaldım. Yerimden kalkıp meraklı bakışlarla perdenin hemen ardından olanı biteni anlamaya yönelik bir kaç kare fotoğrafı yakalayacak mecalim yoktu. Hem ne yapacaktım; de ki kalktım, de ki gördüm... De ki bir kaç kelime daha uçuştu havada ve ben pencereden onları yakaladım... Oturup üzerine öykü mü yazacaktım. Fena fikir de değildi hani... Nasıl olsa yapacak daha iyi şeylerim yoktu.  Belki de sokaktan gelen bu kelimelerdi "karışmanın" kapısı, yemek kursuna gitmek de iyi bir fikir olabilirdi, hatta belki de daha faydalı. Ama ben günler sonra ayağa kalkma enejisi bulduğum kelimelere bir kahkaha atınca fark ettim: Zoru seviyordum. Bu kadar "hayatıma" uzak bir durum hakkında neler uydurabileceğimin merakındaydım. O kapıyı aralamak arzumu bastırmadım.

Oldum olası kırtasiye meraklısı bir tip oldum. Kokulu silgiler -alerjim olmasına rağmen- rengarenk kalemler ve defterler... O defterlerden büyük boy, sarı sayfaları gri incecik çizgiler ile kare kare çizilmiş olanını aldım elime. Londra'dan taşımaya üşenmediğim o hasır sepetin içinde, taze açmış çiçekler gibi renkleriyle beni cezbeden kalemlere baktım uzun bir süre... Hayat o kadar dışımdaydı ki, saksı çiçeklerim bile solmuştu ve ben nesneleri yaşayan, nefes alan bir şeylerle özdeşleştirecek kadar zayıf düşmüştüm. Turkuaz ve lacivert renkli bir kalemi, bir çocuğu elinden tutup parka götürmenin sevinci ile aldım elime. Özlemlerin su yüzeyine çıkma anları herkesi şaşırtabilir... Ama ben şaşırmakla kalmadım. Salona giderken biriken iki damla yaşımı, mutfak tezgahındaki kağıt havluya bıraktım. 

Masa başında çalışma disiplini ile donatılmıştım: Bir fincan koyu filtre kahvem, defterim, kalemim, giriş cümlem ve ben... Hazırdık "hayata karışmaya"

Giriş cümlemi özenle yazdım: Ben bir orospu da olabilirdim...




Görsel / deviantart

4 yorum:

E S M İ R dedi ki...

evrenim öykünmeden:)öyküye devam ediyor olmana teşekkür ettim canım..

ana temadan yola çıkarak derim ki bende (nacizane) "görünen gibi olmayan!ama olduğu halde görülmeyen!" ne çok insan var aslında bu hayatta...

emekli olmuş ve arkası dönük sandalyede oturan o kadın!..şimdi bütün benliğini saran hayatı algılarken şöyle mi düşünüyor acaba!..

"hayatı kaçırma!telaşı içinde; delice bir hızla freni patlamışçasına yol almak!..'çarpmak, savrulmak, dağılmak!..'oysa hayatı rölantide biraz daha aheste yaşamak!..ve sessizce dinlemek!..ve asıl yaşamanın sessizlikte içine işleyen renkler ve tınılarda olduğunu fark etmek!.."miş meğer!..

sanki interaktif tiyato izleyicisi gibi biraz da bende karıştım bu öyküye gibi oldu!.usta dururken...

kısa bir mola: bir taşım kahvenin kırk yıl hatırı niyetine sana üzerinde dumanı savrulan bir fincan Türk kahvesi ikram ediyorum canım..:))yanına da bol fıstıklı, üzümlü, cevizli bir kek..afiyetolsun evrencim...

esenlikler ve sevgilerimle...
iyi haftasonları dilerim ...

Evren dedi ki...

saolasın esmirim... ne güzel geliştiriyoruz birbirimizi. naçizane dediğin katkının değeri paha biçilemez. ana karakterin kendi ile iç hesaplaşmasının hayatı ile hesaplaşmasındaki yansımalarını kelimelere yansıtabilecek miyim bilmiyorum. deniyorum. ustalık bana uzak, çırak olmayı seviyorum. hayatın içinde de çırak değil miyiz zaten.

kahvenin dumanı burnuma tüttü. lezzeti damağımda. teşekkür ederim.

hasret senfonileri dedi ki...

yok ben almayayım kahve.. hiç sevmem ama demli bir çaya hayır diyecek gücü hiç bulamadım..
"ben bir orospu da olabilirdim" cümlesini okuyunca ilk İLK aklıma gelen "AHH KEŞKE" oldu!!!
Çünki o zaman "orospu" denmesi kişinin hiç zoruna gitmez.. ya meslek olarak kabullenmiştir, ya da en tercih edilen olarak görmüştür kendisini, veya alnının teri ile para kazanmanın her yolu HAKtır'ı savunmaktadır..
Ancak, namusu iki bacak arası kabul etmese de , yine de gönlünün istediği ile beraber olunması ile bedenine bedel ödeyenle beraber olunması arasında fark olduğunu düşünen bir kadına "orospu" denirse, ya kahrından ölür, ya katil olur ya da BOŞANIR!!
Yani ben masumum "ah keşke" demekte.. o zaman kulağı geçerdi boynuz ben de mutlu mesut yaşardım!! :)))

Evren dedi ki...

hasretimin senfonileri, çayın hazır, dumanı tütüyor. gel buyur otur şöyle de bu konuyu enine boyuna uzatalım...
iyi olsun pazarların...

ps: yanılmadım galadaki en güzel kadın senmişsin. gülüşün yeter bir kere :9)

© Evrenin Dünyası | Powered by Blogger | Design by Enny Law - Supported by IDcopy