16 Eylül 2022
Eylül'ün Onbeşi
01 Eylül 2022
Yaz Bitti Mi?
30 Mart 2022
Farz-ı Muhal

Diğer gözüm alabildiğine donuk gri.
Her sabah aynı terane,
Cehennemimin kapısında ben sana mecburum diyen şair gibi sergüzeşt bir uyanış hali benimkisi.
Öğlen oluyor, anamın el dokuması kırmızı pötikareli pamuk yaygısının üzerinde
Bir çanak zeytinyağlı pırasa, sevdiğin gibi erikli,
Biraz tere, bahçeden,
Yanında keçi peyniri, Yaylacık'lı Ecir abiden.
Bir rakı koyuyorum tekten biraz fazla,
Sen geliyorsun aklıma.
Çatlak, küçük bir buz yandaki bardağın içine düşüyor bir anda, plof!
Can cana değmeden çekiyorum anason kokusunu ciğerimden içeri.
Yanıyor elbet, yanıyor ama ne fayda.
Cehennemimin kapısında ben sana mecburum diyen şair gibi bekliyorum gelişini her Eylül bu masada umarsızca.
Alaca karanlık çökünce topluyorum masayı.
İki budak bereli yaşı benle ceviz masanın üzerine uzanıyor sağ elim,
Hiç olmamışsın gibi, yaşayıp gittiğim bir güne daha çizik atıyorum, etti mi sana yedi ay yirmi üç çakı çiziği masanın sol tarafında, ustası Agop görse ağlar aylarca.
Kağıt kesiği parmak uçlarımla sana mektuplar yazıyorum, her gece,
Günlüğüme kan damlıyor ilk hecede.
Kıp kırmızı.
Geceyi kaplıyor bir anda, belli ki revanı unutulmuş başka bir zamanda.
Gecenin diğer yarısı yağmur oluyor düşüyor bakır çatıya, sağanağı unutulmuş iki gün önceki o kapkara şekilsiz bulutta.
Yağmur düştükçe çatıya, sesini sesime katıp şarkılar söylüyorum aksak segah makamında.
Günlüğüme kan damlıyor bir kez daha,
Ah geliyor yüreğimin derininden her bir damlada, bin ah oluyor duvarlara çarptıkça.
Masadaki iki öbek kan arasına bir çizgi çekip, buraya kadar diyorum.
Malumun ilanı, hiçliğinin ortasındaki yokluğum oluyor.
Yağmur canhıraş çırpınıyor çatıda.
Bir o yana bir bu yana düşüyor her bir damla, gölü unutulmuş başka bir kasabada.
Gecenin yarısı kan oluyor, revan artık kimin umurunda.
Fazr-ı misal sevmişsin sen de beni aslında.
Gidişinin üzerinden geçti tam tamına ikiyüzonüç gün, onsekiz dakika.
Bilir misin sabah ezanı hangi makamda, elde var bir ölü nafile duası okunmakta,
Tam toprağa değerken tenim, farz-ı muhal sen çıkıp gelmişsin mezarıma.
Ruhum canlanıverir bir anda, bir rakı daha koyarım masaya,
Duble seversin sen susuz, hicaz dinlersin yanında,
Münir Nurettin Selçuk çalarız fonda;
Gittin de bıraktın beni aylarca
18 Mart 2022
3 Uzun Cümlelik İtiraf
Fotoğraf / Arşiv / Misi Köyü / 2018
26 Aralık 2021
Özlemek Taç Yapmaktır Aslında
Keşkelerden bir mümkün yaptım kendime, acabalardan bir dünya.
Seni bir nehir kenarına bıraktım, kendimi dağın başına.
Mümkünlerden kaybettim şu hayatta, galibalar acıttı canımı en çok.
Seni özlediğim sabahlara uyandım, öğlen rakısını bahane edip içli köfte yapıp sessizce ağladım.
Kozalaklar topladım, içinde anılar sakladım,
senden sonra tek tek çıkarıp onları kavanozlarda sakladım.
Komşular geldi, can fıstığı sanıp helvamı kavurdular,
en sonunda karalar bağladı tencere bahtlı yüreğim, onu bile anlamadılar.
Sana ait ne varsa gürül gürül çağlayan sulara bıraktım, tencereleri, kavanozları, tülleri.
Yelkenli oldular, rüzgar doldular.
Gözyaşımı, uzak diyarlarda sevda türküsü belleyip ucuz pavyonlarda uvertür olarak çaldılar.
Ben seninle olmazları başıma taç yaptım, yüreğime çan.
Şimdi vakitler ne zaman seni gösterse, uzak şehrin kilisesinden bir ses duyulur.
Çandan öte, cana yakın kederli bir ses, sevenlerin burnunu sızlatır.
Fotoğraf / Ocak 2020 / Darmstadt Gezisi
08 Aralık 2021
Sana Bir Özür Borçluyum
Yok olmuyor, misal bugün nasıl bir kararlılık, nasıl bir azim, nasıl bir odaklanma...
Ne ararsan var, ama peri gene yok.
Dün gece...
İç ses: "sana bir özür borçluyum"
Bu cümle takıldı aklıma, buradan koşarım ben dedim, sabah oldu yürüyemedim bile.
Yazdım sildim, çizdim bozdum derken... Olmuyor dedim. Olmayacak belli. Bıraktım taslağa.
Peri ile arama yollar, bayırlar, sıra sıra dağlar girmiş belli. Ferhat değilim ki aşayım dağları.
Sonra dedim ki neden duracakmış, durmasın taslakta, yarım yamalak, eksik gedik ver yayına.
Valla ara sıra söz dinliyorum, aferin kendime. Takdir, şayan, alkışlarla yaşıyorum.
Şükür ki bu konuda kendime yetiyorum.
Aferin kendim, bravo kalemim, helal olsun sana hüznüm. Ver coşkuyu deli yönüm.
Sana bir özür borçluyum.
Karadenizin hırçın dalgalarının sahile vurunca kumda bıraktığı izler misali, açtığım yaralarında biriken tuzlar için.
Sana bir özür borçluyum.
Sabahları uyanıp da güneşin deniz üzerindeki dansını seyre dalıp, huzurlu başladığın güne, çalan telefonun acılığınca, gözyaşlarımdan öte bir şey söyleyemeden kapattığımda yağan yağmurlar için.
Sana bir özür borçluyum.
Çam ağaçlarının gölgesinde okuduğun romanın bir satırında, aklına düştüğüm o ilk anda, gülümseyen parlak kahve karası gözlerinde, daha fazla kalamadığım için.
Sana bir özür borçluyum.
Sımsıkı tuttuğun elimi, dikenli tellere çevirip de akan kanlarını görmezden geldiğim, o ellerini yanan ateşlerde kurutmanı uzaktan uzağa seyrettiğim için.
Sana bir özür borçluyum.
Söylediğin onca güzel sözü, yüreğinin sesini, en derin dehlizlerime gömüp, sessizliğe mahkum ettiğim halde, aklıma düştükçe, durup durup yüreğine dokunduğum için.
Sana bir özür borçluyum.
Sen severken, arsızlığımda boğulup, yılanın olduğum için.
Sana bin özür borçluyum. Seni sevmeye geç kaldığım için.
Fotoğraf / 2018 - Cennetimde bir gün daha
07 Eylül 2021
Gece Gece
Henüz masa boş.
Elde avuçta kalan ne varsa harmanlamışsın bir anda. Biraz aşk katmışsın biraz da umut, heyecanın bir titrek yaprak, ağacın en cılız dalında.
Omuz başlarında dünün yoğunluğuna eklenen günün yorgunluğu, içe dönük durmaları hep bu yüzden. Sen ki yürürken incecik topuklarınla, dağlar eğilirdi karşında.
Başın da sağa çekiyor sanki, nasıl çekmesin ki, binbir derdin kızıl kuyruklu tilkiler gibi, hem değmesin istiyorsun hem de birbirlerine sataşmasınlar. Olmayacağını biliyorsun. Nafile bir istemek hali seninki, içine içine konuşup, sessiz bir çığlık misali.
O anlatıyor, sen dinliyorsun sükunetle ta ki o sihri bozan cümleye kadar, tüm yorgunluğuna rağmen, umutlusun da gecenin getireceklerinden. Belli mi olur, belki yağan yağmurda ıslanırsınız inceden. Hayal etmesi bile güzel. Öyle uzun zaman geçti ki üzerinden, sahi 2003 muydu? Belki 2013 yazı. Yanlış hatırlamıyorsan 2018 Temmuz ayıydı, Datça'da küçük sahil kasabasında, o sahilde, zamansız bir kopuş anıydı gerçeklerden. Ne geceydi ama! Sahi kaç yıldız kaydı gökyüzündeki bulutsuz karanlıklardan.
Ah zaman! Bazen ve sıklıkla acımasız bir makina gibisin. Pasın alınacak ki işleyesin. Harman ettin yılları, anları, anıları...
Masa henüz boş.
Bulutlar kararıyor, deli bir rüzgar... Kendinden önce uğultusu duyuluyor, sonrası tufan, sonrası yağmur, sonrası bir çakal sürüsü uğuldaması. Gece henüz zifiri karanlık değilken, korkuna sarılıp, biraz bekleyip, karanlığa bırakacağına neyin varsa, ayağa kalkıyorsun o heyecanla.
Döküldü mü taşların!
Ah be kızım dedim ben sana, etek giyilmez puslu havalarda.
Usulca topla masayı, sessizliğe as umutlarını, yorgun omuzlarına yep yeni bir yükü daha vurduğuna göre, söndür ışıkları, yat uykuya.
Uyuyabilirsen yarın yeni bir gün.
Uyanabilirsen kur sofrayı bir daha, unutma mutlulukla kahvaltının yakın bir ilişkisi vardır aslında. Şair yalancı olacak değil ya.
Ah o şair, hangi masaydı o, boştu da üstelik. Masa da ne masaydı ama. Hıh! Zaman! Gene mi çıkıp geldin sen amansızca...
Ah be kızım aklın varsa dön yatağa, dal uykuya, uyan sabaha.
Belli mi olur, yükün bir kuş olur, tilkiler kaçar yabana, sen gene özgür, sen gene mutlu, sen gene...
Sahi...
Sen?
Sen var mıydın bundan önceki zamanlarda.
19 Mart 2021
İki Kadeh Rakı
06 Mart 2021
Cemre
Bazen yer eder ya bir öpüş,
Nasıl da bağırıyor
"sev beni"
Usta bir yalnızlık işçisi,
ilmek ilmek dokuduğu depresyonuna bahane ediyor,
henüz toprağa düşmeyen cemreyi
Kediyi sevdim
Cemreyi bekledim
Toprağını avuçlayıp seni öte dünyalara yolcu ettim
Bazen yer eder ya...
Sen yüreğimi kendine yer ettin
ve öylece gittin.
15 Eylül 2020
Öyle ya da Böyle
Sıradan bir günü unutulmaz bir anıya dönüştürmek mümkün
Mümkün durup dururken hüzünlenip beş dakika sonra kahkahalarla gülmek
Eline batınca gülün dikeni sövmek mümkün, aynı gülü çok sevmek de
Mümkün yani yaşamak öyle ya da böyle
16 Nisan 2018
Muktedir
Aman diletmeye muktedir.
Kuruyan bir dalın yalnızlığını düşündüm
Onca yeşeren ve filizlenen dalın arasındaki yalnızlığını
Sonra seni düşündüm.
Bendeki yalnızlığını
Dal gibiydin içimde
Zamansız kuruyup gidişine verebileceğim bir anlam bulamadım
Hayatı düşündüm sonra
Attığı tokatları ve benim yeniden ayağa kalkışlarımı
İçimdeki dala her tutunduğumda kırılışın cılız sesi çınladı kulaklarımda
Sen sandım ama
Aman dileyen yüreğimmiş
Çok geç anladım
12 Mart 2013
Bana Kendini Getir*
Şöyle söyledi mekan:
Beni ilk gördüğün zamanki heyecanlarını getir,
Her biri bir başka işinde sana yol olan.
Bana kendini getir.
Her bir parçanın dünyaya karışmış olanından geriye kalan.
Bana eski misafirlerimden bir parça getir,
Hani senin de şu çok sevdiğin,
Yan yana dizili 19 kişinin bize bakan yüzlerini taşıyan.
Kurimbu köylülerinin yekpare ağaca yonttuğu,
Her birinin hikayesi uzaklara boş bir bavul asılı kalmış olan.
Bana 19 bavul getir,
Her biri başka birinin belleğini saklayan.
Bana kaybolduğum bütün anları getir,
Merceklerden bakıp zamanın izlerini süreceğin.
Bana eski sandalyelerimi geri getir,
Her biriyle başka bir belleği kavuşturacak olan.
Bana Rumi'nin şiirini getir.
"Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
Her gün bir yere konmak ne güze" diye başlayan,
"Ne kadar öz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım" diye biten.
Bana insanlar getir,
Her biri geldiği yerin tesellemecisi olan.
Bana hayallerini getir,
Yaşarken beni baştan ayağa sen yapan.
Bana kendi belleğimi getir,
Hasretle karşılaşmayı beklediğim.
Bana her şeyi getir,
Her biri bir başka şeyin her şeyi olan.
Handan Börüteçene
Paris, 2008
10 Mart 2011
Ölmek mi Gerek?
sadece bana ait.
ona varmaya gidiyorum...
derken
gülümsemeyi unutma!
01 Ocak 2011
Yola Tutunmak
bir sırt çantasına yükledim yüreğimi,
gidiyorum dediğimde gitmesini öğrenmek kaldı geriye.
26 Ekim 2010
D/okunduğunda Sızlar Kelimelerim
Gelişine...
Gidişine...
Ağrıma dokunma demiştim
.
29 Eylül 2010
Yağmur Yağıyor
Anladığında daha da çok yağacak yağmur, aldırma.
Islan ıslanabildiğin kadar,
dinecek yağmur, unutma.
unutursun son baharı
ilk baharı unuttuğun gibi...
Yüzün güler,
kırıkların gibi...
Sen de bilirsin:
Bir sen
bir de sana ağlayan ben.
Hadi,
yağ şimdi.
Yağıyor,
yağacak.
Yapacak çok da birşey yok gibi...
Fotoğraf
28 Eylül 2010
Yüreğim Sen/indir
ya da
yüreğim sen/indir
bilir yüreğine değince
21 Eylül 2010
AŞK Tamlaması
Bedenimin dili vardı.
Burnumun sızısı...
Dilerim...
12 Eylül 2010
Fotoğrafın Fısıltısı / Tütmek
17 Temmuz 2010
Çalan Melodi / ...
Griye çalan gökyüzü