
Üç yıl kadar önce;
çalıştığım üniversitede basın bürosuna gelen genç fotoğrafçının siyah beyaz fotoğraflarına bakarken bunlardan bir ya da ikisini istiyorum dedim. Fotoğraf sohbetlerine, mekanlar, geziler ve tabi ki maviş konu oluyor, o bizim gezilere ben onun fotoğraflara hayran kala kala cümlelerin sonunu zor getiriyorduk. Gidip gelip yenileri eklenen seçkisinde ben her seferinde dağda ve karda çekilmiş ağaç fotoğraflarında takılı kalıyordum. Biraz yalnızlık gibiydiler, biraz ıssızlık. Adını koyamadığım bir şey. Beni çeken neydi bilmiyorum ama her gördüğümde resmen büyüleniyordum.
İki yıl kadar önce;
yanına gidip, "emekli olacağım ve göçeceğiz buralardan, sözün söz mü, bir duvarımda siyah beyaz ağaçlardan olsun istiyorum" dedim, "Hediyem olsun abla, seç hangilerini istiyorsan" dedi. Bir ödeme yapmamam konusunda altını çize çize cümleler kurdu. Sağ olsun. Araya epeyce bir zaman girdi, aylar ayları kovaladı ve emeklilik tarihim kesinleşti, Orhanlı'daki ev de epeyce belirgin hale geldi. Dikildim başına açtık klasörü dört fotoğraf seçtim. "Sana bunları hediye ediyorum ama baskıları senden" dedi. Baskının çerçevesiz kanvas ve siyah beyaz olmasını da kendisi önerdi. Beni bir fotoğraf stüdyosuna yönlendirdi. Oradaki üstat ile formatları belirledik, taşınmadan bir hafta önce baskıları aldım ama fotoğrafların asıl sahibine baskılı hallerini gösteremedim. Baskıları alınca fark ettim ki seçtiğim üçlünün bir de cümlesi var, dilimin ucuna öylece geldiler, zahmetsizce yani.
"İkiydik, bir olduk, aynı kökte hayat bulduk. "
Dökülüyordu kelimeler avucuma. O fotoğrafları neden bu kadar sevdiğimi ilk kez o gün anladım. O yüzden gönlüm ikisini kare birini de dikey istemişti. Bizdik bu fotoğraflar, iki farklı kişiydik, evlenince, bir süre, birbirimizin gölgesi olduk, bazen o ben, bazen ben o. Oysa gün geçtikçe, kök salıyorduk, harman oluyorduk. İkimizin de farklı zevkleri, dostlukları, lezzetlerle kurduğu bağ, yaşamaktan öğrendiklerimiz, geleneklerimiz, inançlarımız, travmalarımız, yaralarımız ve yaraları iyileştirme biçimlerimiz vardı ve benzersizdi. Neyse ki, tecrübeli birer yolcuyduk, zamana güvendik, birbirimize ve benzeşen tek yönümüze, yaşama arzumuza, sıkıca tutunduk. Yanılmadık, yollarda birbirimizi tanıdık, kök saldık, saldıkça yeşerdik;
Üçüncü yıl notuna şöyle bir cümle düştüm; "sen benim en güzel aynam oldun, içimdeki "iyinin" yeşermesine, gelişmesine ve ehlileşmesine hep ışık tuttun"
Dördüncü yıl notuna ise, "ışıl ışıl bitti 4 yıl" cümlesi ile başlamışım.
Sonraki yıllarda düştüğüm notlardan bazılarında ise şu cümlelere yer vermişim.
"ben seninle geriye dönüp bakmayı değil de bugünü yaşamayı sevdim... ben seninle yaşı kaç olursa olsun, çocuk heyecanıyla yeni şeyler denemek konusunda cesaretli olmayı öğrendim. ben seninle en çok yolda iki yolcu olmayı sevdim. "
Sonra "covid" geldi, evlere kapandık; o dönemin notlarında ise şu cümlelere yer vermişim.
"yollarda olmak kadar evde oturmak da maceralıydı, peş peşe covid olduk, böylece hastalıkta sağlıkta varlıkta yoklukta birbirimize yoldaş olduk."
"bu yıl da çoğaldık üstelik sadeleştik, yine yeniden yollarda olalım."
"Bir film repliğinden* bir hayat öğretisi çıkartmak, bir yolculuktan bazı dersleri tekrar etmek gerektiğini anlamak... Yedi de bitti, nicelerine... Derin, içten, samimi ve sarmalayan ve kucaklayan sevgimizle"
Galiba başarabildiğimiz şeylerden biri de "öğrenmek" oldu, saygı duyarak, alan açarak, destekleyerek, anlamaya çalışarak ve dinleyerek. Kök dediğin beslenmekti, biz farklılıklarımızdan beslenmeyi öğrendik, o farklılıklar bizi besledi. Her biri biricik ve benzersiz kar taneleri, parmak izleri ya da örümcek ağları gibiydi yaşamlarımız; yollarımız, bizi biz yapanlar, yaralarımız, sevilme biçimimiz, sevdiğimiz yemekten aldığımız hazzın farkı, kırılganlıklarımız, inatlarımız, kararlılığımız, hayallerimiz, gülümsememiz, kahkahamız, kavgamız ve sarılışımız... Farklıydı!
Yolda iki yolcu olma halimiz güçlendikçe; güzel geçiyordu yıllar, notlara bakıyorum da, yüzümde hep gülümseme... Şans kapıyı çalınca kıymeti de bilmek gerek. Sanki yıllar sonrasını görmüş gibi bir not düşmüşüm;
"ne güzel koyuyoruz her bir tuğlayı, taşı toprağı, suyu, güneşi, kumu, çakılı üst üste. İnşası zor bir kuleyi, bir de yetmiyor işliyoruz ince ince, hayaller kuruyoruz, masalları yeniden yazıyoruz, şiirler adıyoruz anlara, şarkıları besteliyoruz sil baştan."
On bir yılı geride bıraktık, biz ayrı dallar olmayı başardık, yolda iki yolcu olmayı sevdik, her ne olursa olsun yola, yüreğimize ve güzel günlere inanmaktan hiç vazgeçmedik. Yorulduğumuz da oldu, pes edip durup beklediğimiz de, bakıştık öyle şaşkın bir süre, gülüştük sonra, hadi dedik, hadi kalkalım bir kez daha, yarınlar daha güzel olacak biliyorduk, hem hayat dediğin nedir ki, inişi ve çıkışı olmayınca.
"senle ben aile olduk, birbirimize yuva olduk, dost olduk, sırdaş olduk"
"ilk görüşte aşk değildi hikayemiz, senle ben yol aldıkça, çok ve derin bir sevgi ile bağlandık."
İkimizin de kendimiz olabilmeyi başardığımız bu yolculukta öyle güçlü ve yaygın bir kök saldık ki, yönlerimiz farklı olsa da, aynı gövdede can bulduk, yolda olmayı da yolcu olmayı da çok sevdik.
Bir gün baş ucumda bir notla uyandım; içinden bir cümleyi alıp, yüreğimde sakladım;
"En büyük mutluluk sevdiğini mutlu edebilmektir."
O fotoğrafların uzun hikayesi de bu anlattıklarım işte...
Bir cümle ile özetlemek de ne lütuf ama...
"İkiydik, bir olduk, aynı kökte hayat bulduk."
Fotoğraflar elimde epeyce bir dolandım evde, en doğru yeri bulmalıydım. Evin girişinde düşündüm önce ama oranın tonları ile uyuşmadı. Yatak odasında hayalini kurduğum bir köşe vardı: kitap okuma köşesi. Sabah gün ağarırken, üzerimde yumuşak dokulu bir diz battaniyesi, abimden aldığım sallanan koltuktayım. Bu tablolar o duvara çok yakışacaklardı. Hissediyordum. Koşarak gittim ama çıplacık kaldılar duvarda. Asamadım. Durdular pofuduk plastikler içinde dolaplar üzerinde. Eve taşınmamızdan nice zaman sonra o köşe tamamlandı. Fotoğraflarını çektim. Tuhaftır ki, gene bir boşluk vardı, bir türlü içime sinmeyen bir şey. Kapı çaldı, komşum elinde büyücek bir saksı ile kapıda belirdi. Oydu, içim kıpır kıpırdı, saksısını bakır bir kazana koydum. İşte şimdi tamamlanmıştı. Aslında bir eksik daha vardı, o cümle de duvarda yerini almalıydı ama nasıl? O da zamanını bekleyecekti. Biliyordum. Gülümsedim.
2025 yılı Aralık ayında,
İnstagram için bir reels videosu hazırladım. İlk defa bir videoyu seslendirdim, yayınladım ve fotoğrafların sahibi olan Hakan Aydın'a da haber verdim. Bir mesaj atıp teşekkür etmeyi de unutmadım. "BA-YIL-DIM" diye bir mesaj geldi. "Abla ne kadar güzel olmuşlar"
Cümleyi ona da söyledim.
"İkiydik, bir olduk, aynı kökte hayat bulduk. "

"Birlikteliğin evreleri gibi geldi bana, iki insan karşılaşır, ayrı köklerden gelirler elbet ama zamanla biri yek diğerinin gölgesi olur, ışık gitti mi, asıl olan ayakta kalır, suret olan silinir gider, oysa kıymetli olan birlikte yeniden kök salıp kendi yönünü bulmaktır. ""Bu üç fotoğraf gören gözden hisseden gönüle bir yolculuk yaptılar, bir hayalin parçasıydılar bir gerçeğin ta kendisi oldular. "
-----
Evimizin ana kapısından girince görünecek şekilde, duvarda şöyle yazıyor;
bu biziz, bizim hayatımız, bizim hikayemiz, bizim evimiz.
"bin şükür"
-----
* Kamera geniş açı mutfağı görür, kavga eden bir çift vardır; adam kadına döner,
"hangimizin haklı olduğu önemli değil, bu kavgadan ne öğrenerek çıkacağız, asıl önemli olan bu"
-----


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
An'a kazınandır senden bana kalan...
ANLAMLIDIR...
Teşekkür ederim sımsıcak yürekten bir tebessümle...