Salı, Ekim 16, 2012

Okumak Düşünmek

Okuyoruz ama düşünmüyoruz dedi... Düşündüğümüz gibi okuduğumuz için de gün geliyor şaşırıyoruz...

***

O, bir hukuk müşaviri ile yaşadığı sıkıntıyı anlatıyordu, ben hayatı okumakla ilgileniyordum. Bu sabah, pek çok sabah ki gibi, iyi bir dinleyici değildim. Başımla onaylıyor, arada bir hı hı hı diyor, muhtemelen de boş gözlerle bakıyordum. 

***

Hayatı okumak... Beni geçmişe götürdü. Geçmişin satır aralarına, sonra ideanın "geçmişi teslim etmeli geçmişe" cümlesine... 


görsel / idea'dan

Oradan Kırmızı Gün/lük: Zamanla Geçer / mi? yazısı düştü aklıma... Gökyüzü gerçekten de çözüm mü? İnsan çukurun dibini görmeden zıplayamıyor bazen. Belki de sırf bu yüzden bırakmak gerek kendini. Nasıl olsa hafifleyince çıkarsın gene gerisin geri. 

***

Dün seyrettiğim bir programda diyor ki uzman kişi, "adam seni aldatmış, dövmüş, gecelerce eve gelmemiş... Daha ne bekliyorsun, sonuç belli." Bu cümledeki kadar basit mi hayat. Herkes bırakıp gider mi? Gidebilir mi? "Çevreye hapsolmayın" diyor, uzman. "Kendiniz için yaşayın. Kendiniz olun. Bırakın eller ne derse desin." "Kendi hikayenizin kahramanı olun..." diye de ekliyor. Herkes kahraman olursa, figüranlarla zenginleşen hikayeler nasıl yer bulacak gerçek yaşamda kendine. 

***

Her bir kişi ayrı bir deniz derya; yüzmesini bilene... Herkesin yaşamını yazsan roman olur... Hepimizin yaşayacağı bir hikayesi var. Önceden yazılmış diyen de var, ben yaşarken yazıyorum diyen de... Kararlarımı ben alırım diyen de var, sen ne karar alırsan al gene dönüp dolaşıp yaşayacağını yaşarsın diyen de... Yaşamak öyle hafife alınacak bir şey değil deyip, sırtında yükleri ile yola devam eden de var, yorgun düşüp omzunda ne yük varsa bırakıp giden de... Yaşamı o kadar da ciddiye almayacaksıncılar bunlar...

***

İlkokulda okuma yarışmaları düzenlenirdi... En kısa sürede en çok kelimeyi okuyana da bir kurdele takılırdı. Hatırlarsınız. Yani ben yaşlardaysanız mutlaka günün sonunda bir kurdele takılmıştır yakanızın bir köşesine... Oysa keşke okuduğunu anlayana, anlatabilene verilseymiş kurdele... Herkes okuduktan sonra tartışsaymış, anlasaymış; herkes okur ve farklı algılayabilir diye... Görseymiş aynı kelimenin benzemez yaşanmışlıklarda farklı etkiler doğurabileceğini... 

***

Hayatı okuyoruz hepimiz, dilimiz döndüğünce... Aklımız yattığınca... Hepimizin aynı hayatı aynı kelimelerle okumasına rağmen, farklı sonuçları doğuracak kararları alması bu yüzden belki de...

***

Kimine geçip gidiyor zaman, kimimizse zamanın tam içinde... 



6 yorum:

Pilli Petro dedi ki...

"sırlar sır olarak kalmalı" diyor İnci Aral, ben bunu çok geç öğrenenlerden oldum. o sırları iyice deşeledim, kendi kendimi rahatsız ettim öğrendiklerimle. sonra bitti, nefret ettim ama o sırrın sahiplerinden.zaman geçti içinde bizi de evire çevire.

okumak hayatı, insanı, doğayı ne önemli değil mi Evren ? öğrenebilecek miyim bilmem ...

tutsak dedi ki...

Kuran boş yere OKU ayeti ile başlamamış sanırım. Üstelik okuma yazması olmayan birisine OKU derken neyi kastedmiş? Ve o kişi neyi okumuş ta tüm sırları içeren bir kitabı bizlere bırakabilmiş ?

buraneros dedi ki...

Bir tek kelimenin ifade edilişindeki vücut diline ya da tonlamaya bakıp aynı kelimenin farklı insan karakterleriyle ya da aynı insanın farklı ruh hallerinde nasıl farklı anlamlar yüklendiğini bilen biri olarak; daha fazla ukalalığa gerek yok deyip çekiliyorum:)) Elbette yazının ana fikrine tümüyle katılarak ve alkışlayarak:))

Evren dedi ki...

teslim olmak demişti sufi bir keresinde, teslim olmayı başarabilirsen damla olup suya dönüşürsün, kavuşursun okyanusa... belki de sır burada pillim...

Evren dedi ki...

değil mi tutsak... doğayı okuyarak başlamalı yaşam. nefes almayı hissederek devam etmeli.

Evren dedi ki...

ne severim o yazını buraneros... bir de teşekkür ederim, yanakları al al olarak :)

© Evrenin Dünyası | Powered by Blogger | Design by Enny Law - Supported by IDcopy