Bir yerde başladı bu hikaye elbet bitecek bir yerde. Uğruna vazgeçtiklerin bir köşe başında bekleyecek seni, hemen köşeyi dönünce göreceksin kırdıklarını, onlara eğilince fark edeceksin, kendi kırıklarını. Hayat bu! Verdigi kadar alacak, ne bir eksik ne bir fazla.
🌿
Eylül geldi geçiyor, yılların hızı aklını başından alıyor. Sene olmuş 2026, o da bitti bitiyor işte. Neler sığdıramaz ki insan 24 saate dediğin yaşlardan, neden sığmıyor hiç bir şey koskoca bir yıla dediğin yaşlardasın. Yaşasam bilirdim diyen o yaşlı bunak ne kadar da haklı çıktı değil mi? Sahi ne ara geçti dile kolay 70 yıl.
🌿
Göz yaşının tuzuna banıp da yediğin o glutensiz ekmeği almaya gittiğin salı pazarları yok artık. Tuhaf ki, köy de uzaklarda, odun ateşinde pişen ekmeğin kokusunu duymayalı kaç bahar geçti hatırlamıyorsun bile. Zaten kınalı bamyanın farkını anlayamadan gelip geçti zeytinyağlı sevdan. Şimdilerde işin gücün löp eti ızgarada çevirip yanına bol salata, üzeri kavrulmuş bir avuç fıstıklı ve ille de Sultani üzümlü olacak ama! Kendin kurutacaksın, biraz karbonat ve zeytinyağlı suda bekletip güneşe sereceksin. Gelip gidip renkleri koyulmasın diye ters yüz edeceksin.
O hiç sevmediğin sirkenin binbir türlüsünü öğrendin de, salataya eklemeyi bir türlü beceremedin ya hala şaşıyorum sana. Damak tadın sirkenin tadını en çok kelle paçaya yakıştırdı diye mi bilinmez, o sirkeleri lacivert incecik şişelere koyup hediye etmeyi tercih ettin. Ne çok insanı şaşırtıp ne çok insanı mutlu ettin.
🌿
Yedi yunan adasını tek başına gezdiğin o yılı hatırlıyor musun? Bisiklet tepesinde, üç ay. Gittiğin her adadan attığın kartları eklemiştim sandığına, ne şaşırmıştın görünce. Dilinde hep aynı şarkıyı mırıldanışını duydum her telefon açtığında: "şu ada senin bu ada benim yelkovan kuşlarının peşi sıra" Panigiri kutlamalarına denk gelişini ve umarsızca dans edişini, ilk defa kendini kendin gibi hissedişini anlatman, o çocuk heyecanın hep gözümün önünde. Mutluluk tarifini verir gibi hallerin, o ellerini kollarını nereye koyacağını bilemeyişlerin... Hiç kaybetme o heyecanını e mi?
Bir gündoğumunda, terk edilip edilmediğini anlayamadığın o sahil kasabasında, yaşlı bir balıkçı ile rast gelip de ahtapotları ipe dizmiştiniz, o adamla sohbetini hatırladın mı? Ne demişti sana; vedalar güzeldir, güzel sözler söylendikten sonra. Zamanı geldi...
🌿
Yazmışsın bir ara... İnsan yaşlanınca sakladığı yerden daha sık çıkarıyor defterleri, fotoğrafları, bazı şeyleri neden sakladığını hatırlamayınca da kıyamadığından duruyor o kutunun bir köşesinde. Tuhaf biliyor musun? Zamanı gelince o parça kendini hatırlatıyor. Unuttum sandığın ne varsa bir anda hepsi yanı başında. Anı kutusu gibi bir şey, ne gülerdin o kutuya.
Ne demiştin giderken, "kirpiklerini çok severdim en çok onları öpmeyi özleyeceğim."
🌿
Gün batımını seyrediyorum şimdi, senle sohbet ediyorum, öyle özledim ki kirpiklerimi öpmeni. Diyelim ki buldum doğru kelimeleri, dizemem ki senin gibi.
🌿
Kaç yıl geçti, kaç bahar, kaç yağmurlu gün. Gelsen şimdi, bahçe kapısı açılsa usulca, otların hışırtısına kulak kabartsam, açsam avuçlarımı, kelimelerimi sana uzatsam, içinden gelirse cümleler kursan sessizce, ben gene de duysam, hemen susmasan, bir kaç daha kelam etsen, ben her birini ömrüm bilsem, ömrüme eklesem.
