Salı, Mayıs 13, 2014

Günler ve "ŞEY"

Günler daha sakin...
Yeni odam kuş cıvıltıları ile dolup taşıyor. 
Bu sabah çim biçme makinelerinin dayanılmaz seslerinin ortaya çıkarttığı 
taze çimen kokusu ile sarhoşum. 

Yazmayı hep çok sevdim.
Benim için; içinden çıkılmaz sorunların,
en mutlu anların,
dibe vurduğum zamanların kaçış yeri;
dertleştiğim, sırdaşım bir alan blog.

Kimi zaman bir hikaye içine sıkıştırılmış gerçek tek bir cümle 
ya da bir gerçekliğin içine yedirilmiş hayallerim oldu yazdıklarım. 
  
Kendimle barışmam uzun zamanımı aldı.
Kendimi sevmem mesela... Çok daha uzun yıllar...
Şimdi düşünüyorum da, bana benden daha çok inanan sevdiklerim olmuş benim.
Kıymetlerini yeterince gösterebildim mi acaba.

Bugünlerde sıklıkla kendimi geçmişi sorgularken ve daha da önemlisi özür dilerken buluyorum.
Sahiplerine ulaşıyor mudur acaba, hem teşekkürlerim hem de özürlerim.

Bir gün üniversitenin koridorlarından birinde duvara yaslanmış ve bir anlaşma sunmuştum hayata;
48 yaş uzaktı o zaman.

Duymuş muydu acaba?
Kabul etmiş miydi?
Eğer öyleyse hayallerim için çok çok az zamanım kaldı demektir.

Bu aralar fotoğraf çekiyorum,
koşullar fotoğraf çekmek ve paylaşmak için daha uygun,
ama itiraf etmeliyim ki yazmayı çok özlüyorum.

Instagram üzerinden "an'ı paylaşmayı seviyorum. 
Fotoğrafla olan ilişkimi yakınlaştırıyor,
hayaller kurmama,
o hayaller ile hikayeler arasında gidip gelen düşsel bir dünya kurmama yardımcı oluyor. 

Fotoğraf altlarına mutlaka iki satır da olsa yazıyorum,
"evrence" "şey"ler işte.


Bu sabah şöyle yazdım mesela yukarıdaki fotoğrafın altına:
Sabahın erkeninde uyanınca, mırıldandığı şarkıyla yıkadı yüzünü, huzuru gözünün pırıltısında buldu, aşkı gülüşünde. Güneşin pencerenin tül tutmayan yanından süzülüp, duvarları yalayarak arka odaya kadar gelişini büyük bi minnetle karşıladı. Tanrının onunla konuşmak için her seferinde farklı bi dil kullandığını biliyordu, bu sefer "sakin ol, sabırlı ol" demek istiyor olmalıydı, yoksa olan bitene bir anlam vermesi mümkün değildi. Balkona çıkıp kollarını açtı, derin bi nefes aldı, tüm evreni içine çeker gibi. Şükretti ve yüreğince gülümsedi. Gün de güneş de bu sabah daha bi güzeldi.

Geçtiğimiz hafta sonu ufak dokunuşlar ile mutfağı derleyip topladım.
Oldum olası mutfakta vakit geçirmeyi seven biri olarak, 
son projem salonu mutfağa, mutfağı salona dönüştürmek. 
Yapabilirim, potansiyelim var.
Şimdilik duruyorsam sebep tamamen duygusal.

Sıklıkla yenilenen mutfakta soluklanıyorum.
Geçenlerde çocukluk tatları, 
eski anılar ve 
"şey" üzerine düşünürken, 
mozaik geldi aklıma. 
Malzeme eksikti ama ne gam...
Onun yerine onu, bunun yerine bunu ekleyiverdim oldu sana Cenk'in deyimi ile "bulamaç".
Bir Cafe Fernando değildim elbet ama 
lezzet kesinlikle tatminkardı, hele de double espresso ile;
ne de olsa yine "evrence" bir "şey" katmıştım işin içine.


İnsan yaşadığı her anı bir kutlamaya dönüştürmeyi bilmeli bence. 
Başkaları tarafından dayatılmış "özel" günlerden daha keyiflidir kendi kendine belirlediğin özel anlar.
Mesela bir kahvaltı masası şölen yerine dönebilir ekmek almaya giderken koparacağın bir kaç dal çiçekle.
Sakin böyle zamanlarda aç gözlü olma, inan bir koca demetten daha mutlu eder seni bir papatya. 
Hem başkalarına ve hatta yarınlara da kalır güzellikler dalında, toprağında.




Bir şeyi "aşk"la yapmak yetiyor aslında mutlu olmaya.
Gözlerin ışıldıyor, yüreğin hep pır pır, midendeki kelebekler sonsuz sayıda.

Gülmek için sebepler aramıyorsun özellikle de efektlerle süslenmiş senaryolar gibi mesela.

Kendinle eğlenmeyi bilmek önemli biliyor musun?
Bir kere dene.
Gül kendine.
Düştüğünde mesela.
Evinin anahtarını unuttuğuna küfrederken bile gülümse kendine. 
Kaç defa unutmadan çıktın o anahtarları orada burada bir hatırla.
Çözüme odaklanırsan öfken gülümsemeye bırakır kendini, 
soruna odaklanırsan patlarsın kendi içine.
Ne gerek var kendini tüketmeye.

Kontrol sende değil unutma!
Seçimlerse senin,
gülmeyi seç bu defa.


Aşkla...


Mayıs, 2014

4 yorum:

Seyyah dedi ki...

canım benim :) nasıl mutlu etti beni yazın, sanki kendim yazmış gibi sevindim. yazıya değil elbette, onu yazdıran ruh haline, keyfe, mutluluğa, "ŞEY"e! geldim, dokundum,öptüm,kaçıyorum..unutmadan, bende o sofralardan istiyorum ;)
sevgiyle...

Adsız dedi ki...

İmrendim biliyor musun?
İç çektim,keşke dedim.Ömür geçiyor,yaş alıyorsun,yüzündeki çizgiler almış başını gidiyor.Artık aynaya baktığında yaşlanıyorsun demelerim.Uyanmanın zamanı geldi.Hadi bir yerden başla kendini sevmeye,kendinle mutlu olmaya diye kendime söz geçirebilmenin yollarını aramalarım.Hep sonuçsuz kalmalarım.
Ben hep kendimi arka plana attım.Öncelik hep başkalarıydı.
Sıra bana hiç gelmiyordu ki...
Aklın başına gelince bir gün diyorsun ki,ne çok sevilmedin,ne çok dinlenmedin,ne çok kendini harcadın.
Ne mutlu kendinle eğlenmelerin,mutlu olma hallerin var.Her anını yalnız başına da olsan şölene dönüştürebilme yeteneğin ve en önemlisi yaşam sevincin var.
Ruhuma ilaç gibi geldi bu paylaşımın.Bu arada seni çok sevdiğimi söylemiş miydim?
İyi kilerimin içindesin.
Bu sayfaların içinde tanıyıp sevdiğim tatlı kadın;iyi bak kendine...

*MASAL

Evren dedi ki...

sofra kısmı kolay sevgili @seyyah... mesele yolu birbirine düşürebilmekte.

Evren dedi ki...

sevgili @masal; insanın ilacı da engeli de kendi. bunu fark ettiğimden beri, farklı bir hayat var biliyorum diyorum kendime. Var! İnan buna. Kendine inan. Belki de her şey kendini sevmekle başlıyor, kendini sevmekse; o zaman öyleydi, öyle davranmayı tercih ettim, ama bugün böyle diyebilmekle başlıyor. Affetmek önemli bir eylem.. Kolay değil ama insan çok isterse başarıyor. İnsanın insanı tanıyor olmasını "yürek"le açıklar sevdiğim bir yürek adaşım... Bence yüreğin yüreğimle tanış olmuş bir vakit ki karşılıklı olabildi duygular. İlk yazdığın yorum bugün gibi aklımda. Beni kendime getiren bir kucaklaşma derim o vakit yazdıklarına.