Salı, Kasım 04, 2014

Strudel Gibi Bi'şey



# 04.Kasım.2014 # 

Yazmayı özlüyor insan. Okumayı. Ama galiba yaşarken yani içindeyken, yani tam ortasındayken yaşadığı eğer yüksekteyse; kelimeler akıyor. Yok eğer ortasındaysa yaşadığının ve ortadaysa her şey... Kelimelerin peşinden koşuyorsun. Olmuyor haliyle. 

Seni, içindeki en yükseğe veya en dibe vurduran duygunu "yazarak" haykırıyorsun dünyaya. Aşk! böyle bir şey... 

***

Ve ben uzun zamandır ortasındayım hayatın. Sükunetle. 

***

Oysa kimse sevmez bir lokantanın ortasındaki masayı. Gittiğiniz yerlerde dikkat edin ortalar sonradan dolar. Biraz mecburiyetten biraz da bulduğun ile yetinmenden. Tek başınayken daha bir zorlanırsın orta yerde oturup da yemek yemeğe, sanırsın ki herkesin gözü sende. İki kişi daha kolaydır; bakışlar bile vız gelir sana. Zaten gözün karşındakine bakar. Onu dinler kulağın, sesin ona ulaşır bir tek. Fark etmez artık ortada olmak. Sen kıyısındasındır yaşamın. 

***

Bazen ne dilediğine dikkat etmeli insan. Sevilmek güzel şey. Onca yıl sevdikten ve acıdıktan sonra her bir tenin... sevilmek... sevilirken kendinden bile sakınarak sevilmek... çok özel bir şey. 

Ben geçmiş zamanın birinde bir aşkın kör batağından kurtarıldım yine bir aşkla. Kaç kez gelir ki insanın başına. İsyanımı bastırmak zor oldu, biraz kırıp, biraz da kırıldıktan sonra büyüdüm. 

Olgunlaşması insanın bazen beşinde bazen yetmişbeşinde... Gene de şanslıyım. Ben 40lı yaşlarımda içimde büyüttüğüm hırpalanmış yaşlı kadınla barıştım. Yaşlılığı yaşından değil de yaşadıklarından olunca, insan bocalıyor. Bazen bir kıyı buldum sanıyorsun, bakıyorsun ki fırtınalı havada dalga boyu seni alaşağı edecek bir uçsuz bucaklığın orta yerindesin. Bir gün bir güç seni alıp dualar eşliğinde atıyor varman gereken kıyıya. Duanı unutuyorsun çoğu zaman. Ne istediğini ve ne dilediğini.

Sonra seviyor biri seni, senden önce. İçinde kelebekler falan uçuşmuyor, ama anlatılamaz farklı bir durum var bünyende. Hissediyorsun. Sevilmemişsin ki daha önce... Alışık değilsin, birinin seni, senin onu sevmezden önce sevmesine. Yani sen onu o kadar da delice sevmediğin halde onun hayatının içinde buluyorsun ya kendini, daha çok ışığı görünce donup kalan tavşanlar gibisin. Sevilmek. Dua'n mıydı? Kabul oluyor. Sen de seviyorsun. Zaten yürek koca bir sevgi denizi olunca, zor olmuyor işin. 

***

Sonra bir kelime... sürüklenerek varılan bir an'ı. Çapayı bırakıp kıyına, bir an o an'a gidiyorsun. Uzanıyorsun penceresinden ışık sızan cam kenarındaki yatağına; sağ yanı sol yanına göre biraz daha çökmüş. 

Elinde okunası bir yazı. Tıpkı eski zaman fotoğrafları gibi. Biraz sararmış, biraz küf kokulu. Okumuyorsun... Bakıyorsun; sana vaad ettiklerine... seni içine alıp da hikayenin kahramanlarından biri olmaya özendirecek o çok özenle seçilmiş, üstelik üzerinden en az 5-6 kere geçilmiş yazıya. Bakıyorsun. Görmek ister gibi, uzun uzun... Kelebekler... Onlara kısacık bir zaman veriyorsun, özgürce uçuyorlar. Bu yüzden biraz daha erteliyorsun okumayı...  Düşünmeye başlıyorsun, fırtınalı denizlerin sende yarattığı duyguyu anlamaya, bulmaya çalışıyorsun. Özlüyor musun? Peki neyi... Neden?

***

Cevabı içinde saklı sorularla boğuşmamayı öğrendiğinden aramaktan vazgeçiyorsun. Yazıyı okuduktan sonra içinden geçen ince ama acıtmayan, "iyi ki" dedirten "Nasıl özlemişim..."i anlatabildiysen ne ala. 

***

Anlatabilmişsin. 

***

Yoluna devam ediyorsun. Çünkü öylesine seviliyorsun ki... Yüreğinin hiç acımadığı uzunca bir zamanı, onca acıyı içinde büyüttüğün zamanlara heba etmiyorsun. Dua'n gerçek oldu biliyorsun. Kendini geçmişin girdaplarından koruyup an'a çekmeyi öğreniyorsun. Sınav hiç bitmiyor, bitmeyecek biliyorsun. 

***

Şu "strudel gibi bi'şey"e gelince... mükemmel değil, olması gerektiği gibi değil. Aslına yakın ama asla aslı değil. Ama lezzetli, ama keyifli, ama gülümseten. Bol elmalı, cevizli, tarçınlı, kuru üzümlü. Hazır baklava yufkasını her bir katın arasına zeytinyağ gezdirerek ilk beş katı üst üste koy, sonra karışımı yaydır katmanın üzerine, azıcık pudra şekeri gezdir, bir tatlı kaşığı yeterli. Sonra yine baklava yufkası, sonra yine iç malzeme. Biraz daha pudra şekeri, ister üç kat yap ister dört kat. Elmalı malzemeyi bol, yufkayı ve şekeri çok az tut. Sonra ver fırına. 170 derecede 35-40 dakika pişir. Fırından çıkınca biraz ılınmasını bekle. Bol pudra şekeri, az tarçın ve ceviz ile süsle ve servis et.

***

Yetinmek sadece "az"la değildir, azın içindeki "çok"u görebilmektir de... 

***

Özetle... hayat bazen strudel gibi bi'şey bence. 
  


Hiç yorum yok:

© Evrenin Dünyası | Powered by Blogger | Design by Enny Law - Supported by IDcopy