27 Ağu 2019

, ,

Dinler buluşması ve "Old Tbilisi"

Anneeee! Lütfen durur musun? Anne! Br poz da burada alayım. 

Sonunda azarı işitiyorum eski kentin eskimiş kaldırımlarında fotoğraf çekeceğim uğruna. 

Tiflis sokaklarında en dikkatimizi çeken şey kadınların çokluğu. Çalışan, dilenen, koşuşturan kadınlar... Bazı kadınlar tertemiz öyle ki, dilendiğini bile anlamıyorsun ilk başta. İri yarı kadınlar var, bir de ufak tefek. 

Binaların da hatrı sayılır bir dikkat çekiciliği var. Bazıları öyle büyüleyici ki, her birinin ayrı ayrı hikayesi anlatılsa dinlemek isterdim açıkçası.  








Baratashvili Caddesi üzerinde güle oyna yürürken, bir sokağın başında duruyor Beso, burası özel biri yer, trafiğe kapalı, sokağın hemen başında bir heykel var Beso anlatıyor, ben not almadığım için unutuyorum; sonra googldana buluyorum. Hademe Rashid Adamov heykeli.... Neydi bu adamın hikayesi, sanki acıklı bir aşk hikayesi vardı... Ah benim unutmam sanan yanım. Üstelik geçmiş yıllara göre detayları daha da çok unutuyorum. Bir kalem ve bir defter de edinmiştim üstelik küçük notlar almak için. Sokak farklı inanışların inanç merkezlerini bir arada bulabileceğiniz eşine nadir rastlanır bir mozaik.


Rezo Gabriadze Marionette Tiyatrosu bir kukla tiyatrosu, tüm oyunlarının kendisi tarafından yazıldığı ve halen sergilendiği bu yere ilişkin daha önce Laparagas bir ukdesinden bahsetmiş olsa da hevesimizi bir sonraki Tiflis gezisine bırakmak zorunda kalıyoruz. 


Kiliseleri, kafeleri geçip daracık sokakların sonunda gelinen Barış köprüsü üzerinde fotoğraflar çekip, Beso'ya da kulak kabartmaya devam ediyoruz. Bu köprü ve az sonra göreceğimiz konser salonu ile ilgili iki farklı görüş var. Bazı Tiflisliler eski kentin karakterini yansıtmadığı için bu yapılara tepkili, bazı Tiflisliler ise, moderni eski ile birleştirebildiği için kendi gelişimlerini yansıttıklarını düşündüğü için bu yapılardan memnun. 






Nihayet karşı kıyıdayız. Teleferikle Tiblis'in anasını görmeye gideceğiz. Uzunca bir sıra bekliyoruz, güneş hatırı sayılır bir sıcaklıkta. Neyse ki, 6-8 kişi ile yola devam eden her bir kabin bizi biraz daha gölgeli alana yaklaştırıyor. Tiflis kartı olana 2,5 gel tek yön. Biz "Mother of Tbilisi" ya da "Kartlis Dedas" ziyareti sonrası yürüyerek ineceğiz tepeyi. Çok yorulmamış olursak bir de kaleye çıkarız diyoruz. Ne yazık ki dünyanın en büyük ikinci botanik park için çok yorgunuz. Dostlarına şarap düşmanlarına kılıçla merhaba diyen Tiflis'in anası muhteşem bir tepeden Tiflis manzarası sunuyor. Kesinlikle görülmeye değer. Özellikle butik otellerin teras kafelerini göze kestirmek ve bir akşamı o sokaklara, barlara, kafelere ayırmak şart! Başka bahara farkındayız. Ama hayal kurmak kime ne zarar verebilir ki! Kaleye geldiğimizde artık iyice yorulmuş olduğunuzdan gezmekten vazgeçiyoruz ve hamamlar bölgesine doğru ara sokaklarda evlere hayran hayran bakarak iniyoruz. 









Cuma Cami'yi geçer geçmez girdiğimiz ara sokaktan dönerek inen merdivenlerde sülfür kokularını duymaya başlıyoruz. Artık her şehrin her köprünün kaçınılmaz klasiği kilitlerle karşılaşıyoruz. Köprüyü geçer geçmez İncir kanyonundayız. Herkes fotoğraf peşinde, acaip bir kalabalık var. Kayaların hemen yamacında duran evler ürkütüyor insanı. Hem çok katlılar hem de geniş. Kafamız yukarıda yürüyoruz bir süre. Artık yorgunluk ve açlık kapıya dayandı. Beso'ya mola için yer önermesini istiyoruz. Daha sonra bir kez daha gideceğimiz Legvi Cafe'de nihayet soluklanıyoruz. Hepimize iyi geliyor gelip geçeni seyretmek. Üstelik servisin yavaşlığından olsa gerek günün kalanını planlamak için yeterince zaman olmasına da seviniyoruz. 




Hamamlar bölgesindeyiz. Orbeliani Baths en şık spa! Binası bile büyüleyici. Saatlik ücreti 50 gel'den başlıyor, 150 gel'e kadar çıkabiliyor. Hayran hayran binaya ve hemen yanındaki evvin muhteşem balkonlarına bakarken, Beso'nun sesini duyuyorum. Beso yine "beyfendi" diye sesleniyor... Nafile. Babam çoktan yolun sonundaki parka vardı bile. Çaresiz bir "Evraaaan" çıkıyor Beso'dan, o da yoruldu. Sen anlatırsın diyor. Ah  bir hatırlasa balık hafızam...  

Kartal ve sülünden oluşan bu anıt, Tiflis'in kuruluşunun hikayesini / efsanesini sembolize ediyor. Kral Vakhtang, bir av partisindeyken, şahin bir sülünü yakalıyor ve kaplıcaya dalıyor, Her iki kuş da suyun yüksek ısısından etkilenip anında ölüyor. Kral Vakhtang bu durumdan o kadar etkileniyor ki; bu noktada bir şehir inşa edilmesini istiyor ve böylece Eski Tiflis var oluyor. 



Arkası yarın kuşağında: O fünikülere binilecek demiştim. 

1 yorum:

parıldayan çiçek dedi ki...

Selam Batum'u gördüm. Tiflis'i merak ediyorum. Ne güzel gezmişsiniz. Fotoğraflar harika öyküler ayrı harika. Sevgiler.