08 Kasım 2025

Hayat - Limon - Selanik - Halkidiki

Hayat sana limon verirse, limonata yap..

Eylül ayı 53 yaşımın tuhaflıkları ile geçti. Evren'e mesajı yanlış mı iletmiştim.

Sözlerim gerçeğim mi olmuştu.  Kötü şansın belini kırmaya yetmeyen bir havan hikayesi var ki, tuhaf yetersiz bir kelime gibi. 

Her şey Temmuz ayında Antalya'daki düğünde başladı.  10 yıllardır süre gelen "beni bir gezdirmedin halam" cümlesi birden yerini buldu. Gezdiremedim!

"Oy oy oy... Yedi beni.... Ömrümden deli deli...*

Beni tanıyanlar bilir ki, gezmek deyince de ben! Detaycı, planlı, titiz biriyimdir.  Kusursuz olmasa da,  eksiksiz olsun isterim. 

Gün gün,  saat saat bütün rotayı alternatifli çıkarır,  yürüyüş mesafelerine kadar not alırım.  Kalacak yer için 3 nokta, yemek için 2 nokta, alternatif kafe ve şarap mekanları, bira içilecek yerler gibi detaylar eklerim. Tarihi yerlerin özelliklerini not ederim ki tur operatörü edasıyla meseleye yaklaşabileyim. Öyle bir excel tablo çıkarırım ki aklını çıldırırsın. 

Olacak iş değildi ama oldu, olması gerekiyormuş ki oldu! Benki, defalarca birlikte gideceğimiz insanlara pasaport kontrolü yaptırır, pasaport son süresi baktırır, ikna olmaz fotoğraf falan isterim, kendi pasaportlarımıza bakmamışım iyi mi?

Günlerden Cumartesi, halamgiller Antalya'dan sabah 5 gibi çıktı, Pazar sabah da biz çıkacağız, haliyle Maviş düğüne hazırlanır gibi yola hazırlanıyor. 

Bende bir bayram havası, çocuk telaşı, yüzümde bir gülme var, sanırsın yaradılış. 

Kıymetli evraklar kutumdan çıkarttım pasaportları, bir gün önce yaptırdığım yeşil pasaport - araç vizesi evrakı- ve yol notlarım ile birlikte koydum su geçirmez çantama. Sonra bir şey dürttü beni, aldım elime pasaportu... Baka kaldım... Kaldım yani... Öylece aktı göz yaşlarım... Tam bir hayal kırıklığı olacaktı halamgillere az sonra telefonla vereceğim haber: Pasaportlarımızın son kullanma tarihi tam 1,5 geçmişti. 

Pandemi, ev yapımı derken, 10 yıl sandığım pasaportlar 5 yıllık olduğundan, geçip gitmişti zaman ve evet ardına bile bakmadan. Eee mübarek kardeşim, pasaport bu bilmez bakmayı da sen ne ayak diye sordum kendime: kontrol manyağım ölmüştü bir yerde ve ben cenazesine bile gidememiştim. 

***

Geldiler, pazartesiyi bekledik, İzmir Nüfus Müdürlüğü'nde aldık soluğu, evrak istediler, Bursa'dan evrak istedik, geldi, teslim ettik formları, hadi hayırlısı dedik, teşekkürler ettik, çıkarken çarşambaya elinizde olur dediler, daha o gün 4.45'de ret geldi, bekledik salı olmasını, gittik yeniden İzmir Nüfus Müdürlüğü'ne,  evrak uygun değilmiş dediler, bir kez daha evrak istedik, farklı bir yöntemle gönderdiler, böylece bir kere daha evrak verdik, bir kere daha başvuru yaptık, çıkarken oldu dediler, perşembe elinizde olur dediler, olmadı, adamdı, telefondu, acildi, mağduriyetti derken, cumartesi ptt kargodan aldık pasaportları ve çıktık yola... Günler de boş geçmedi aslında, bildiğin İzmir'de turist olduk. İyi de oldu. Güldük, çok güldük... Şok da olduk, hem de ne şok! Okey oynadık geceleri, kumarına, öyle boş yok bizde... 

***

Yunanistan'a daha önce de gittik, defalarca, Halkidiki bölgesine ikinci gidişimiz olacak. Rota belli, deniz, kum, güneş ve biraz tarih, Selanik ve civarındayız 6 gece 7 gün. Oh mis!

***

Gidiş dönüş, 1997 km'lik yolu kesintisiz gitsek 24 saat gösteriyordu Google, biz 6 gece 7 gün doya doya gezdik rotadaki koyları, köyleri, kasabaları...


***

İlk haftayı İzmir'de geçirdik. Çeşme, Alaçatı, Urla, Arkas Sanat Merkezi, Agora, Kemeraltı, Alsancak, Güzelbahçe,  balık ekmek keyfi, deniz molaları, Özbek, Sığacık, gün batımları... Dolu dolu bir İzmir ve çevresi haftası oldu. 







Stresli bir haftayı geride bırakıp Cumartesi asıl hedefimiz için yola çıktığımızda yüzlerdeki mutluluğu gösterebilseydim keşke size... Zafer nidaları çınlıyordu her kilometrede. 

Rota oluşturuldu ama keskinlik yoktu. Açık uçlu bir rotaydı, özgür ve planlı bir plansızlıkla gezdik. Kah orada kah burada değildik ama, alternatifleri iyi değerlendirdik.  Her gün başka bir durak, her durakta başka plajlar... Yunanistan denince, doğa, tarih, deniz kum, güneş... Tanıdık geldi mi? Peki tüm bunların ücretsiz olması da cabası. Üç tarafı denizlerle çevrili yurdumda deniz balığını rüyasında görüp, çiftlik balığını bile sayılı günlerde tüketen yurdum insanına ülkenin parası 50 katı iken bile kurduğun  sofranın bugün benim diyen balık restoranının 3'te 1 fiyatına kurdurduğunu anlatamazsın, diğer bir çok şeyi anlatamadığın gibi. Ekonomik olarak sıkıntılı bir dönemde olmamıza rağmen ilaç gelen rotadan kalan anıları fotoğraflara sığdırdık bir de anımsarken yüzlerde oluşan tebessüme. 


***



















***

Gelelim havan hikayesine; taş bir havanım var, yıllardır kullanırım, halam dedi ki, havanın ne güzelmiş, havan bildiğin tezgahta duruyor, havanı ve tokmağı... Havanın tokmağı, halam bu cümleyi söyleyip, arkasını döndükten sonra  yuvarlanarak tezgahtan düştü ve ikiye ayrıldı. Bakakaldık giden tokmağın ardından... Şair misali takıldık, serde sakinlik var çığlık atamadık :) Nasıl yani olduk... Nasıl yani!!!

***

Kısmetten öte köy yok bir kez daha anladık. 2 haftayı doya doya, güle güle, şok ola ola yaşadık. Kocaman "iyi ki"lerle sarmalandık. Yıllar sonra, birlikte büyüdüğümüz, hala dediğim, hala kızıyla, enişte, bacanak, kum, deniz, güneş, bol kahkaha ve anılarla geride bıraktık. Böylece yıllardır dile gelen "bir gezdirmedin" cümlesi evirildi ve  " pek güzel gezdirdin, ağırladın halam" oldu.  

***

Yıldızlı sözlerin bir de videosu gelsin ki, kendisi benim emeklilik şarkımdı :)) 

Oy oy oy yedi beni, bu Erasmus yedi beni :))))




21 Ekim 2025

İpten Sızı - Denemeler


Yıktı bir kelimeyle adam buyur etti kadını kibrine, o an anladı kadın, yenik düşmekmiş yek diğerini sevmek, kendinden önce.

Kayıtsızdı adam, yıktığı köprüyü onarmadı geceden, sabahına karşı kıyıya varır sandı yürek. Akıntıya kapılınca kadının gözyaşı, elde kalan incecik, ip gibi bir sızı, tutundu kadın o ipe, gitti adamın kıyısına hemen! Üstelik umarsız bir yüreğin kanat çırpınışlarına aldırış bile etmeyeceğini hesap etmeden.

Şimdi adamla kadın aynı hayalin iki kıyısında; köprüsüz, limansız, tekinsiz bir sessizliğin ortasında, bekliyorlar, çaresiz.

Kadın fırtına var deseler koşup kurtaracakken adamı, sabırla bekledi, adamın kıyısından kopup kıyısına çarpmasını.

Gün ağardı, adam gelmedi, kadın, yüreğinde pamuk ipliği bir sızı, içine içine söyledi şarkıyı:

Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar...
Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar...
Sevgilim sen olmasan yaşamak neye yarar...


***

Chatcpt'ye bu yazımı verip sordum; bu sahne nasıl bir kısa film monoloğu olurdu diye. Filme bir de afiş istedim tabi. 

Senarist Chatcpt'nin cevabı:


***

Kısa Film Monoloğu: “İp Gibi Bir Sızı”

Görsel Açılış:
Sabahın ilk ışıkları. Yarım yanmış bir mum. Kadının yüzü, perde arkasından süzülen solgun gün ışığında. Elleriyle eski bir fincanı tutuyor. Sessizlik.
Fon: Uzakta deniz dalgası sesi, rüzgârın uğultusu.


KADIN (sesli iç monolog):
Bir kelimeydi sadece.
Adam, o kelimeyle yıktı içimdeki bütün köprüleri.
O an anladım…
Sevmek bazen yenilmekmiş — kendine, gururuna, hatta aklına.
Birine, kendinden önce inanmakmış.

Kayıtsızdı adam.
Bir gecede çekip gitti, sanki hiç olmamışız gibi.
Ben, sabahına kadar oturdum o köprünün yıkıntıları arasında.
Yürek dedikleri şey, kıyıya varır sanıyor insan…
Oysa akıntı, gözyaşından da güçlüymüş.

Elimde kalan sadece bir ipti.
İncecik, neredeyse görünmez bir sızı gibi.
Tutundum ona.
Gittim adamın kıyısına.
Ama…
Umarsız bir yüreğin kanat çırpınışlarını hesap etmemişim.

Şimdi biz,
aynı hayalin iki kıyısındayız.
Köprüsüz…
Lİmansız…
Tekinsiz bir sessizliğin ortasında bekliyoruz.

Biliyor musun?
Bir zamanlar, “fırtına var” deseler, koşardım.
Seni kurtarmak için değil,
birlikte ıslanmak için.
Ama artık...
Sabırla bekliyorum.
Senin kıyından kopup, kendi kıyıma vurmanı.

Gelmedin.
Ben de gelmedim.
Şimdi sadece içimde bir şarkı var,
pamuk ipliği gibi ince, ama kopmuyor:

(fısıltıyla söyler)
“Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar…
Sevgilim, sen olmasan yaşamak neye yarar...”

(sessizlik, rüzgâr uğultusu… Kamera uzaklaşır. Kadın, denize karşı durur. Hafif rüzgârda saçları savrulur.)


Kapanış Görseli:
Deniz kıyısında ince bir ip, taşlara takılmış.
Kamera o ipe yaklaşır, ardından kadının yüzüne döner.
Gözleri dolu ama sakin.
Karanlığa geçiş.



***

Sonra bir son yazdım kısa filme: 

Elindeki dayamaya baktı adam, atladı çukura, koydu tahtaları tek tek, çıktı çukurdan, elinde kefenin pamuktan ipi, ucunda damladı damlayacak bir sızı, artık kıyısındaydı kadının, hafif tepeli bir toprak yığınının ucundaydı, tahtada yazıyordu kadının adı sanı ve doğum ve ölüm yılı, yıllarca saçını okşamayı bile bilmediği kadınının toprağını sevdi elleriyle, usulca uzandı toprağa, aldı bir avuç kadar, koydu sol cebine.

dedim chat ver çoşkuyu, işte sonuç:

***

“İp Gibi Bir Sızı” – Yıllar Sonrası (Epilog Sahnesi)

Görsel:
Sisli bir sabah. Uzakta martı sesleri.
Adam, elinde solmuş bir fotoğrafla yürür.
Adımlarının altındaki toprak nemli.
Rüzgâr, kurumuş otların arasından geçer.
Bir mezar başında durur.


ADAM (sesli iç monolog):
Elimdeki dayamaya baktım...
Atladım çukura.
Koydum tahtaları, tek tek...
Her birini kalbimle bastım toprağa.

Çıktım çukurdan…
Yüreğimde ipten bir sızı.
Artık senin kıyındaydım, kadın.

Hafif tepeli bir toprak yığınının ucundaydım.
Yıllarca saçını okşamayı bile bilmediğim kadının toprağını sevdim ellerimle.
Toprağından aldım bir avuç kadar,
koydum sol cebime.

(Eliyle cebine dokunur. Sessizlik.)

Ne kadar uzak kalırsak kalalım,
herkes sonunda sevdiğinin toprağına varırmış.
Ben, geç de olsa geldim.


Görsel Kapanış:
Adam uzaklaşır.
Rüzgâr hafifçe toprak yığını üzerinden geçerken,
kadının sesinden belli belirsiz bir mırıldanma duyulur:

“Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar...”

Kamera göğe döner.
Rüzgârın sesi yavaşça kesilir.
Siyah ekran.
Yazı belirir:

Bir ip gibi… iki yüreğin arasında kalan sızıya adanmıştır.


 




09 Ekim 2025

Yapabilirdim!


Hayatımızın yönünü değiştirmeye karar verdiğimiz 2 yıl öncesinde gözümde bir kare canlanmıştı.  Cam önü, sallanan sandalyede, kitabımı okuyacağım bir köşe,  gözün alabildiği bir manzara...





*

Bugün oradayım. 

*

Camın önünde, sallanan sandalyemde,  Buldan işi kareli diz battaniyem, elimde kahvem ve kitabım, fonda fado, yağmura eşlikçi adeta. 

*

Ah hayat,  hayallerden ilham alıyorsun ve kalbimi ısıtıyorsun. Şanslıyım. Bin şükür. 

*

Ercan Kesal'in Yenal Bilgici ile söyleşisinin kitabı okuyorum.  Nostalji kısmında bir kelimeye takılıyorum: "yapabilirdim" 

*

Duygusu güçlü,  pişmanlığı barındıran, keşkesi keskin bu kelime üzerinden geçmişe bir yolculuk yapıyorum.  Yapabilirdimler sıralanıyor, birini seçip peşine takılıyorum.  Vardığım yerde dakikayı bile bulamayacak zaman diliminde soluklanıp, hızla geriye dönüyorum, bu güne!

*

Yapabilirdim yapmadım ve bugün o pencerenin ardından bana bahşedilen hayatı yaşıyorum. 

*

Artık yeni bir kelimeye tutunuyorum. 

"Yaşıyorum"

*

Bin şükür 🧿🙏🍀

07 Eylül 2025

Neler Oldu Neler


Yediemin Canıma Yettin
04.08.2025

Takip etmiyorsanız mutlaka radara almanız gereken bir blog Momentos. Her yazı ve müzik ayrı güzel olsa da benim favorim "bir kelime" günleri. Geçenlerde "yediemin" kelimesi vardı ve benim aklıma bir anım geldi. Ne gündü ve hatta geceydi ama!
Yoruma yazdım, yazarken dedim kendi blogumda da olsun.

İstanbul'un yeri "aşk"tır bende.
Heyecanım doruk olur, on yıl yaşadım, fena da ayrılmadık ama deseler ki bir 10 yıl aklının alamayacağı da para verelim; dönmem dönemem, ama anmaktan ve onu anarken yüzümde oluşan tebessümden de vazgeçmem, geçemem. Tesadüfün böylesi deyip bir müzik arası vereyim. Tüm aşklara selam edeyim. Yüzümdeki gülümsemeyi uzaktayım, şükür edeyim. "İyi ki"leri sıralayayım. Şimdime sarılıp hayatın bahşettiği tüm güzelliklerin keyfini süreyim.
Yazıyı yazmaya başladım ve fondaki şarkı...

LOVERS in Paris
Yakup Gurevitsch




***

Tarihte bir gün... 

Çok istediğimiz arabayı alıp İstanbul'a gidiyoruz, kutlayacağız. Elmadağ'da bir yere park ettik. Sıfır araba dikkatini çekerim. Kıyamadık paralı otoparklara o kadar para vermeye. Gece, İstiklal senin, Beşiktaş benim gezdik durduk. Cumhuriyet meyhanesii ile geceyi sonlandıracaktık ki, çıkınca dedik Mercan'ds çeyrek kokoreç yakışır geceye. Onu da yedik içtik, şen şakrak dönüyoruz eski Amerikan Konsolosluğu sokağından karşıya geçeceğiz ama ben arabayı göremiyorum bir an. Diyorum hayırdır? Kaç tane içtim de görmez oldu gözlerim. Meğerse araba çekilmiş. Gecenin bir yarısı o yediemin senin bu yediemin benim gezgiydik. 10 otopark parası ödeyerek arabaya sabaha karşı neyse ki sağ salim ulaştık. Böyle oldu benim de kelimeyi tecrübem...



Yazarken Sevgili Buraneros'un kelimeye istinaden kim bilir ne anıları vardır diye geçirdim aklımdan ki, yorumu gecikmemiş,


"Çooookkkk iyi bilir yakından tanırım kelimeyi, özellikle otomobil dünyası tarafını, karakterlerini yazsam roman olur:))"


Şimdi bekleme zamanı romanı... Öyle ya da böyle bir gün olacak. Biliyorum. 

Yüzyılın Emektarı*
18.08.2025

Sonunda ben de oldum bim bam bommmmm... 

Emekliyim. EYT ile 58 olan emeklilik yaşım, istersem yarın olurum yaşıma inince, hayaller de başladı 2 yıl önce... Önce yaşamın yeni perdesi için yeni bir sahne arayışı, ardından barınma çözümleri ve yuvaya dönüş için emeklilik tarihine karar verme. Ofis arkadaşlarım sağ olsun, mütevazi bir tören talebimi kabul edip, sessiz sedasız gidişimi bir şölene çevirdiler ki, kurumdan mutlu ayrılan azınlıktan olmama vesile oldular. Ne çok ve ne güzel izler bırakmışım. Kendi adıma pek mutlu oldum doğrusu, eşim bey de "senle gurur duydum" dedi ki, iki gün önce onun için yapılan veda töreninde benzer duygularla donanmıştım. 

El ele, gönül gönüle... Yeni bir döneme "MERHABA" dedik. 

Sağlıkla, huzurla, mutlulukla geçsin diliyoruz, elbet "yolda2yolcu" olmaya devam... 



* Bu ifade SGK'dan gelen sms mesajın "Türkiye Yüzyılı Emektarı" ifadesi ve malum zatın imzası ile geldi... Ah ki ah! Ne yüzyıl ama değil mi?


Hırsız Tilki, Haberci Baykuş, Göbekçi Ethem
23.08.2025

Yaklaşık 5 aydır köydeyiz. Bahçeli evimiz taş duvarlar ve çitle çevrili olsa da, sincaplar, kediler, kapıyı açık unutunca koyunlar ve hatta tilkiler ile karşılaşma olasılığına engel olamıyor. Yeni düzen yeni alışkanlıklarla birlikte geliyor. Mesela, bahçede sandalye üzerinde minderleri bırakırsak kediler için beş yıldızlı otel konforu yaratıyoruz ki, pireleri olmasa dert değil... Araç giriş kapısı açık kalınca koyunlar eski alışkanlığı ile otlaklarına davetsiz giriveriyorlar... 

Gelelim ayakkabılara... Köpekler bahçeye girmediğinden ayakkabılar, terlikler konusundaki tek tedbirimiz, olası böcek, akrep, örümcek girmişse diye silkelemek üzerineydi, ta ki... Bir gece deniz dönüşü misafirlerle aç bilaç eve gelindiğinde unutulan 5-6 çift terlik ve ayakkabıya kadar... 

Vakti zamanında gittiğim ilk Amerika seyahatindan 11 çift ayakkabı ile dönmüş ve kaçakçılıktan beni sınırda alırlar mı diye endişe duymuştum, bir şey olmayınca 2 yıl önce bir kez daha gidince, ekonomik olarak sınırları zorlamamak için ancak 8 çift ile döndüm ki, hepsi buradan alınabilecek fiyatın 10da biri idi, biri hariç. 

Geldik mi asıl konuya ve kahramana... 

O biri hariç ayakkabıyı kardeşim ben çok sevdim diye kıydı paraya ve bugünkü maaşımın yarı ederi tutan o sandaletleri aldı bana. Ben onları pamuklara sarıp sarmalayıp, giymelere kıyamazken, ve kapıda onca bahçe terliği, tarlada yeniden hayat bulmuş eskimiş spor ayakkabıları, misafirlerin Allah'tan çok da pahalı olmayan plaj terlikleri dururken, sen tilki - hırsız olan, benim yumurtalarla beslediğim, sabahları gelecek diye yollarını gözlediğim tilki - hırsız olan olduğunu anladık değil mi?, benim en bi kıymetli sandaletleri, hem de çift olarak al ve git... 

Bunu yaklaşık iki gün sonra, sol yanda hafriyatı yapılmış araziye bakarken, eşim beyin, "aaaa bu senin sandaletin mi" demesi ile boş arazide kuzu gibi yatan sol teki görmemle hüzünlere yolculuğumun başlaması bir oldu. İşi gücü bırakıp sağ teki için dağları taşları aşsak da nafile... Hayır çaldı çift neden geride bırakıyorsun tek. Tüm yollar tükenince, mecbur "Ethem Dede"yi devreye sokacağız dedim.  Normalde Etme Dede, 3 ila 9 göbeğe tav oluyor, gel gör, ben öyle derin hüzünlerdeyim ki, 10'dan açtım kapıyı, "Ethem dede, Ethem dede... Gömleği keten dede, bul benim kaybımı, atam sana helalinden 10 göbek canım Ethem dede" diye diye 2 gün süren arayışlarım, 5 gün süren ağlanmalarım sonunda oldu mu benim borç 70 göbek... Arada bir iki göbek atıp Ethem dedeye vaadimin boş olmadığını da ispatlamaya çalışıyorum ama nerdeeeeee... 

Bodrummmm Bodrummm
25.08.2025

 Ben sandaletimden kaynaklı hüznümü yüklenince sırtıma, eşim bey dedi, kalk gidelim Bodrum'a. Görümce görmeyeyim ömrümce ile güle oynaya gittik Bodruma... Galiba atacağım göbek sayısı o yolcukta buldu 70'i. Neyse ki, göbek 70 ama iş bitmemiş bendeniz, Bodrumdaki arkadaşım kilo alması sebebi ve Ethem dededen gelecek hayır da buymuş demek ki duygumla tarafıma hediye edilen 5 elbise, 3 şort ve onlarca tişört ile mutlu mesut sandaletime veda ettim ve yasımı bir kaç gün daha yaşayıp, uzun zaman sonra karavanımız Maviş ile kamp yapacak olmanın heyecanı ile hayatımın olağan akışına dönüverdim. 

Nerede Kalmıştık...
28.08.2025

Hırsız tilkinin yarattığı şoku eve geri dönünce hatırladım, kuzu gibi yatan sol tek kapıda çaresiz ve umutsuzca bekliyordu beni. Gece derin uykularda rüyamda sayıkladığım sandaletlerle ve Ethem Dedeye sitemim ile fosur fosur uyurken, sabaha karşı bir baykuşun çığlığı ile uyandım. Ön bahçedeki 300 yaşındaki zeytinimizin tepesinde attığı çığlık sonrası ne yapacağını şaşıran tilki - bildiniz değil mi, hırsız olan, bahçenin sağ tarafından, boş arazinin kayalık kısmına doğru koşturunca, dedim "evraka". Haberci baykuşa teşekkür edecektim ki, o telaşede, uçtuğunu fark etmediğimden gıyabında bir tebessüm edip, sabah günün ışımasını beklemek üzere yatağa döndüm. Sabahın ilk ışıklarında kayalıklardaki yerimi aldım ve şarlok halt etsin benim yanımda bakışlarım" ile iz sürmeye başladım... Kayaların arasında kuzu gibi yatan sandaletimin sağ eşini görünce gözlerim doldu, hasretinden günlerin yıllar gibi geldiği zamanları ona anlattım, avucumda sandaletimin sağ teki, Ethem dedeye borçlarımı ödemek üzere ıslıkla çaldığım sekiz dokuzluk ile göbek ata ata, denize gitmek üzere yolda beni bekleyen eşin beyin yanına vardım. O gün geri kalan borçlarımı denizde, sahilde, belediye işletmesinin kantin önünde ve hatta manav Ayşe Teyze ile birlikte atıp, göbekçi Ethem dedeye borçlarımı ödedim. Bir sandaletin insan bünyesinde yarattığı mutluluğa alışık olmayan ve anlam veremeyen fanilere üzülüp, son 10 göbeğimi akşam rakı masasında "sendeki kaşlar bende de olaydı yarrrrrr" diye diye tamamladım. Galiba herkesin sen zayıfladın mı diye sormasındaki büyük sır da buydu: üzüntü sonrası gelen mutluluğun sonucunda atılan 100 göbek, bir kiloluk bir kayıp yarattı bedende. 











Ne çok sofra kurduk dostlarla birlikte, gün doğumlarına ve batımlarına şahitlik ettik. Dolu dolu geçti Ağustos... İki yıl aradan sonra kamp yaptık Mavişle. Gürçamlar'da... Ne orman ama! Ve sabahın ilk saatlerinde dümdüz bir deniz...

Darısı Eylül'ün başına deyip, bana ayrılan zamanın sonuna da geldim işte. Eylül süprizini yaptı bile... Haftaya bugün başka diyarlardayız. Ah! Yazabilsem keşke. 

Yahu aylık bari yazsam değil mi? Elbet başlayacağım bir yerden, hissediyorum, artık iyice yaklaştım. 

Okudunuz mu sahiden bunca birikmiş yazıyı... 
Nasıl teşekkür edeceğimi az çok tahmin edersiniz bence: )
Her yoruma 10 göbek atarım, emoji de koyarsanız üzerine 5 daha koyar, varsa kayıplarınız Ethem dedeye "yap bi güzellik" der, bi 10 tane daha kutlamak için atarım :))

*** 

Bu gece ne gece... Ay tutuldu! Nutkum tutuldu!

*** 

Eylül sonunda görüşmek dileği ile... 

27 Temmuz 2025

DÜZENSİZ RUTİN

Bir rutin oluşturmak için bir düzene geçmek lazım. Son iki yıldır, uzaktan ev yaptır, evi taşı, emeklilik sürecine gir, o arada hayat kendi akışına seni uydursun derken, bir düzen kurulamadı henüz ama yolun sonunda bir ışık var. 

Düzeni olmayanın rutini olmuyor. Misal, ben sabahları yazmayı seviyorum ama sabahları köyde bir yığın iş oluyor. Bozulmayan tek rutinimiz 6'da uyanmak. en geç 6.30. Emeklilikte biraz daha geç kalkarız diyorduk ki, gene olmadı. Çocukluğumdan beri uyku ile pek aram yoktur. Sevmem sabahları saatlerce uyanamayan insanı da, gün bitti gibi gelir. Gezerken de faydasını çok gördük aslında, ne kadar erken o kadar iyi. 

Ne diyordum; rutin. Evet bir rutin oluşturduk; mesela bahçeyi akşamları suluyoruz. Üstelik iki haftadır komşumuzun yardımı ile otomatik sulama için çabalıyoruz, yoksa 3 bölümden oluşan bir dönüm bahçeyi sulamak 3-3,5 saatimizi alıyor. Neyse ki köy yerinde imece usulü bir şeyleri kotarmak halen mümkün. 

Ben bu yazıyı yazarken, orman işçileri de sabahın ilk ışıkları ile kesim işlerine başladı, sesler ilk gün içimi kıydı. Üzüldüm ve canım yandı. Sonra başka bir pencereden bakmayı denedim hayata. Orman yenileniyor, hayat yenileniyor dedim. Oysa dün gece gene ve yine orman yangınlarına uyuduk. Biz uyuduk da o ateş düşen evler, ormanlar, köylüler, kentliler... Ah ah! Yaktılar ülkeyi her anlamda. 

Bu sabah robot çalışıyor evde, ormanda kesim ekipleri, bahçede bizim otomatik sulamacı komşu ve koca, bense bunca işin içinde oturdum arka odadaki çalışma masasında yazı yazıyorum. Sinekliğin ardından sincap fotoğrafı çekmeye çabalıyorum. Zeytin ağacındaki sincap ve henüz cinsini öğrenemediğim kuşun oyununu seyrediyorum. Biri tırmanıyor biri uçuyor, biri duruyor seyrediyor, diğeri konup bekliyor. Sonunda sincap bizim bahçeye iniyor. Kertenkele başını çıkarıp yuvasından etrafı gözlüyor.

Ben onu seyre dalmıştım ki, helikopter sesi ile irkildim. Bursa'm canım yeşil Bursa'm... Çocukluğum, ilk gençliğim, ilk aşkım, son aşkım ile anılarım... Yanıyor... 

Bu sabah sakin, kardeşim her yıl olduğu gibi gene bir "ceee eeee" demeye geldi bu sefer hiç duru durağı olmayan bir eklenti var ki ömrü uzatır. O nasıl bir tatlılıktır, o nasıl bir gülüş, yeni bir adım var artık "ati", "aunty" demeye çalıyor ama bir duymak lazım. Ben en çok sonuna doğru incelen e'leri ile "yeee" demesini seviyorum. Bu "evet" demek. Ah bir denk getirip videosunu çekebilsem. Şimdilik babaya yapışık yaşayan bu veledi, ki ben çocukları biraz hırpalayarak sıkıştırarak, ısırarak falan seviyorum, seneye daha fazla görebilmeyi ve kendimce sevebilmeyi diliyorum. 

Pakize işleri bitirmiş olmalı, orman ve otomatik sulamacılar işe devam eeee benim de bir kahve ki soğuk demleme yaptım içme vaktim geldiğine göre, biraz blog yazısı okuyup keyif yapma saatim de gelmiştir. 

İçimde müthiş bir his var, rutin oluşturmak için ışık göründü, son düzlükteyiz. Sonrası... Sonrası biz plan yaparken hayatın da bir planı olduğunu kavramak ve anı yaşamak. Dertlerin az, mutlulukların çok olduğu günlere selam olsun.