Salı, Ocak 31, 2012

Günün İlk Işıkları

Günün her saatini, haftanın her gününü, yılın her ayını severim. Ama yine de, sabahın erkeni, pazar gününün tatlı telaşı, Nisan ayının yağmurları bir başkadır benim için. Geçtiğimiz pazar da öyle oldu. Günün ilk ışıkları ile açtım gözümü. Yüzümü bile yıkamadan gittim fırından çıkmış ekmeğin kokusunu koklamaya. Arkamdan adım adım beni takip edenden önce ürksem de dostça tavrına verdiğim kaçamak bir gülüş ile ısınıverdik birbirimize. Bir kulağında küpesi, siyah beyaz kostümü ile sokak modasını yansıtan havası yetip de artmıştı bile onu sevmeme. Hele o bakışları... 

Yürüdük beraberce, ben laf attım, o ses verdi, O gelip dokundu ben gülümsedim. Sahipleniverdik yol ortasında birbirimizi. Ekmek fırınına yaklaştıkça aldı beni bir telaş, ya peşimden oraya da gelmeye kalkarsa... ya içeri girmek için inat yaparsa... gelmedi... haddini bildi, kapıda ben alışverişimi tamamlayıncaya kadar bir patisi diğer patisinin üzerinde, ara ara gözlerini kaldırıp bana bakarak alışverişimi tamamlamamı bekledi.Ona aldığım sosisli kaşarlı pideyi bir kağıt üzerinde, kaldırımın iç tarafındaki bitkinin yanına bıraktım, bir iki koklayıp peşimden koşarak geldi. Dönüş yolu boyunca kah önümden koşturdu, kah yanımda benle kaldırımları adımladı. Yol ayrımına geldiğimiz vakit, önümde durdu, gözlerini gözlerime dikti. Uzun uzun baktı. Teşekkür eder gibi bir hali vardı. Önümden koşar adım karşılaştığımız köşeye doğru hızla koştu. Beni bekledi. Bir fotoğrafını çekseydim bari dedim... hemen dört ayak üstünde poz verdi. Beni apartmanın kapısına kadar takip etti. Bahçe duvarının sol yanına işaretini bıraktı. Ben kapıdan girer girmez yoluna devam etti. Bu kısacık ama sımsıcak yolculuğu başlatansa bir cümleydi:

Merhaba; çok mu üşüdün sen...






Eve girdiğimde, sıcak yatağın büyüsüne kapılmamak için kendimi mutfağa attım. Aldıklarımdan - küçük ekmekler- birer sabah kahvaltısı sandviçi hazırlamaya koyuldum. Önce beyaz peynirleri dilimledim. Yıkadığım, otları kuruladım. Domatesleri de dilimleyip, aşkla hazırlığımı tamamladım. Yanımıza almak için birer kap meyve salatası için hazırlığa giriştim: ananas, muz, elma, armut, kiwiyi küp küp kestim. Portakal suyu ile hazırladığım sosu üzerine boca ettim. Bir güzel karıştırıp birer kişilik kilitli kaplara pay ettim. İki kişilik piknik çantasına, kişisel çay termoslarımızı da dikkatlice yerleştirdikten sonra, yanağıma konan teşekkür öpücüğü ile yola çıkmaya hazırım dedim. Gülümseyen bir çitf göz, söz oldu: "ben de..."... işte o anda dışarıdaki soğuk ısınıverdi. buzlar çözüldü... güneş içime kollarını uzattı. yüzüm yenilendi... enerjim coştu. Haklıydım, ben pazar günlerini bir başka seviyordum.

Sonrasını fotoğraflar anlatsın diye, uzun sözü burada kısa kestim...












8 yorum:

buraneros dedi ki...

Bir tebessüm asılı kaldı aptal gülümsememin kenarında...

bi de fırın ile yürümekte.

aklımdan geçen ilk cümle, son yazıma bırakılmış yorumun en altındakinin aynısıydı.:))

Hatta daha fazlası...

neslinnce dedi ki...

Ama çok güsel bi pazar olmuuuş. En çok neye takıldım biliyo musun evren?
Ben çook uzun zaandır fırın ve onun kokusundan uzağım.Oturduğum civarda fırın yok. Hep bakkaldan almak zorundayım ekmeği. Sinir oluyorum buna.
Oysa ben çocukken yaptığım gibi aldığım bir ekmeğin yarısını topuğundan başlayarak yemek istiyorum yinee :(

Masal dedi ki...

Nasıl imrendim anlatamam.Yalnızlığıma biraz daha kızdım,bağırdım,çağırdım.
Tek başınalığın verdiği hüzünle okudum.Yolculuk yapmayalı(kısa ya da uzun mesafe hiç farketmez),sevdiğim bir insanla,ya da tek başına,ne kadar çok oldu diye düşündüm.Benim şehrime hiç kar yağmaz ki dedim sonra.Bir de iç çektim uzun uzadıya.Kim duydu bu serzenişlerimi bilmiyorum ama imrendim.Piknik mi?İşte buna da çok güldüm.Ben,yanımda sevdiğim,kar manzarası,piknik...
Dedim ya;tek başımalığıma daha da kızdım şimdi.Yalnızlığın verdiği ürpertiyle bir kere daha okumak istiyorum şimdi.
Sana gelince güzel yüzlüm;Yakaladığın bu anların tadını doyasıya çıkarman dileğimle öpüyorum yüreğinden.

hasret senfonileri dedi ki...

en zor olan şeyi yaptım... aslında kolay yapılır bedavadır üstelik hayâl kurmak!! ama ben hayâllerin de zorunu severim nedense.. kendime değil de ruhuma eziyet etmek için :))
Bir pazar seninle MUTLAKA seninle olacağımı hayâl ettim.. birbirimize kendimizi anlattığımızı, hayatımıza giren hayvanları nerede hangi köşe başında tanıdığımızı falan!!

belki saatine denk gelir ne dersin??

Evren dedi ki...

hayatın en acımasız zamanların da bile bir gülümseme hep takılı olacak benim de yüreğimde sevgili buraneros... ve elbet hep daha da fazlası...

Evren dedi ki...

pazarları mümkün olduğunca güzel geçirmeye çalışıyorum. bir nevi şarj meselesi. bak aklıma iyi getirdin neslinnce bir daha ki sefere ekmeğin ucunu da kopartayım :)

Evren dedi ki...

güzel yürekli masal... bağırmakla, kızmakla olmuyor ama inan çağırmakla oluyor. ben hep çağırdım aşkı, o hep karşılık verdi bana. bazen bir çiçekle, bazen doğan güneşle, bazen bir adamla, bazen mutluluk, bazense göz yaşıyla...

yalnız hiç bir yere gitmezdim ben eskiden, yemek yemezdim, sinemada film izlemezdim mesela... gidiyorum... aşk peşimden geliyor bu defasında... dilerim çağır hep aşkı, bağır hep aşka, ama hiç kızma... hele de kendine, güzel yüreğine. öperim sevgiyle...

Evren dedi ki...

hahaha... saçlarında gümüşi kahkahaları olan kadın, en kolayı yapmışsın... MUTLAKA pazar olmazsa, mesela bir cumartesi olsa, ya da bir cuma akşamı... bence olur, harika olur... bol kahkaha, sulanmış gözler ve kocaman gülümsemelerle pek bi güzel olur. sarıldım kocaman...