Pazartesi, Mayıs 14, 2012

Dağ Başını Duman Almış




Bu blogu okuyup da benim dağ evine düşkünlüğümü bilmeyen yoktur. Mesela bir yazım vardır; "eski bir sobanın başında oturdum ve düşledim" diye... Dağ evinde yazılmıştır.  "asma yaprağında sardalya rakısız olur mu" o dağ evindeki bir andan yola çıkılarak yazılmış bir başka anı-yazıdır. 

Şu girizgahtan da anlaşılacağı üzere haftasonu dağ evindeydik. Malum anneler günü... Güneş yüzünü göstermek konusunda "geçmiş zaman yeni gelini"... Bir naz bir naz... İlk iş soba yakıldı. Meşe odunlarının gürül gürül sesi ile çam kozalaklarının çıtırtısı birbirine karıştıkça, anılar bulutu sarıyor efkarımı. Hüzünlü anlar konusunda çömert davranan akıl, iş yüzü güldürenlere gelince, şu yeni gelinden bile beter...Havanın ha yağdım ha yağacağım külhan beyliğine bir omuz kıvırıp, yan yan bakıyorum gözyüzüne... O benim ne demek istediğimi anlıyor; göz kırpmasından anlıyorum.

Masayı ön terasa kuruyoruz. Çatının kenarına yuva kuran kuşun yavruları çığlık çığlık... Anne telaşla pır pır kanat çırptıkça, yavruların sesi yükseliyor... Bizden korkusuna sortiler sıklaşıyor ama bir türlü yuvaya o gaga ucundaki solucan bırakılamıyor. Hal böyle olunca pılıyı pırtıyı toplayıp içeri geçiyoruz. Evin babası gazetelerini soba çıtırtısında okuyacak.  Biz de yani evin kadınları da bu sürede yavru kuşların beslenmesine izin verip salata hazırlıklarını, tek çeken radyo kanalı olduğunda TRT'nin acıklı anneler şarkı geçidi ile tamamlayacağız. 

"Annemmm, annem, sen üzülmeeeeee" 

"Yahu yok mu eğlenceli bir şarkı anneler gününde..." Elimde taze soğanın kokusu gidip kapatıveriyorum radyoyu tek bir hareketimle. Havam pek yerinde... Diyeceksin ki radyoya ne... Neyse ne... 

Radyo susuyor ben başlıyorum sabah sabah ağzıma yapışıp kalan türküye:

"Ben derdimi hangi dağaaaaaa, yüreğimi hangi suyaaaaaaaa"

Annemin sesi ile geliyorum kendime: "Ne iyi oldu radyoyu kapattığın

Herkes susuyor; bir tek kuşların cıvıltısı, rüzgara teslim ahlatın hışırtısı ve sobanın gürültüsünün ahengi kalıyor geriye. Herkesin içinde kendinden büyük bir huzur, yayılıyor ahşap evin sincap tarafından kemirilen kütüklerine.

Salatalar da tamamlanınca, terasta mangal yakılıyor yelleye yelleye... Sofra hazırlığı neşeli bir telaşa dönüyor kısa sürede. Yüzü güldüren kadehler bordonun en güzel rengi ile boyanınca, bir damla gözyaşı, yürek dolusu bir kahkaha ile kuruluyor temenni cümleleri, "en bi çok sevilen" fedakar cefakar anneye...  Annem kardeşimin eski tişörtünden diktiği el bezine sarılıp, "oğlum da yanımızda" diyor, göz yaşını saklayıp kendine, kendince gülümsüyor bize. Hepimiz özlemle kaldırıyoruz kadehlerimizi... "İyi ki sayıca az sevgice çok bir aileyiz" diyoruz. Mangal ben oldum diye bağırınca; taze soğanlar, biberler, domatesler közden alınıyor... Pul biberli, taze kekikli etler atılıyor bu sefer telin üzerine. 

Aniden ve hiç umut yokken güneş yüzünü cömertçe sergiliyor köyün üzerinde, bulutları dağıtan rüzgara ise laf yok; üzerimize birer yelek alıveriyoruz... Çiseleyen yağmura ve dağlara çöken sise hayranlık duyuyoruz. Gün giderek yoğun, bulutsu, özlemlerle dolu bir anıya dönüşüyor. Dağ evi, bir sezona daha kapılarını iyikilerle, kahkahalarla ve sevgiyle açıyor. Tatlı bir yorgunluğa katık ediliyor anılar. Her şey yerli yerine konuyor, elektrikler, sular kontrol ediliyor. Son bir bakış, ya bir şey unutursak endişesiyle...  Çöpün ağzı bağlanıyor; bir şeyi unutmadık di mi diye... Günler sonra bir dost sohbetinde hatırlanacak ve anlatılacak nice güzellliklerle kapatılıyor demir kapılar ağır ağır, gitmeyi hiç istemeyen ayakların direnişinde... Haftaya başka bir anıyı yeşertecek toprağa mıhlanıyor demir kapının demir çubuğu; "canı yanıyor mudur acaba?" diye ... Bir emeklilik hayali daha atılıyor toprağa tohum niyetine... Yola koyuluyor emektar dört teker, öyle ağır öyle dikkatle iniyor ki yokuşu sanırsın o da kalmak istiyor cennetin bu köşesinde...

Velhasıl okuyucu, seviyorum ben bu dağın başını, öylesine seviyorum ki, her defasında yenileniyor, güzelleşiyor ve umutlarımı yeşertiyorum bir dumanın gölgesinde... Yeşil kalmanız dileklerimle...



evin fotoğrafını bu bilgisayarda bulamadım, siz yukarıdaki fotoğrafla idari ediverin... görsel/deviantart 





12 yorum:

acıdan_geçtim_güzelleştim dedi ki...

biz de eşlik etmiş gibi olduk masaya. bir yeşil hayranı olarak mest oldum haliyle...

Pilli Petro dedi ki...

oh ne güzel olmuş benimde böyle yeşiller içinde sakin geçireceğim bi haftasonuna ihtiyacım var galiba. hep kalabalık hep gürültü, bi de fazlasıyla sakinlik bu işte bir yanlışlık var :))

ben annemin oğluşum da olsaydı nidasına fırsat vermeden oğluşuna götürdüm ve hatta bıraktım oğluşuyla:))

tutsak dedi ki...

Muhteşem bir güzelliktir o dağbaşı kulübesinde yaşananlar. Tam zamanını hatırlamıyorum ama Tontinim, Sufi Cem ile birlikte 4 kişilik bir grup Spil dağında 2 gün geçirmiştik, bir dağ evinde. Şöminede yanan odunlar, mangalda yapılan yiyecekler gecenin sessizliğinde yapılan sohbetler. İyi ki yaşamışız...

Sokak Kedisi dedi ki...

Oyyy oyy oyyy... Canım benim ne güzel yapmışsınız, kaçıp hep birlikte sığınmışsınız doğa ananın kucağına. Keyfinizle onurlandırmışsınız yeşili ve maviyi.

Bana yine kıskançlık düştü tabii :))))

Evren dedi ki...

öyle uzaktan eşlikle olmaz bu işler, yolunuz düşerse bekleriz hazır da acıdan geçtiniz güzelleştiniz, değil mi efendim :)

Evren dedi ki...

güzelim bizim oğul teeee amerikada, hal böyle olunca tişörtle idare ediyoruz :)
sen şu keli al git dağ evine, takıl iki gün iki gece bak bi şeyin kalıyor mu? :)

Evren dedi ki...

tutsakım, nasıl da heyecanlandım spili görünce, ayrıdır yeri bende... sabahın köründe rüyamda görmüşlüğümü anlatabildim değil mi :)

Evren dedi ki...

sokağımın kedisi, asıl ben seni kıskanıyorum şu kamplar falan... ama sen gene de git, anlat ben gitmişim kadar oluyorum okuyunca. ne güzel değil mi toprak ananın koynunda yeşile, maviye, kuşa, kurda doymak... iyi ki :)

Parpali dedi ki...

"Yeşil kalmak" ne güzel bir dilek yahu.

Evren dedi ki...

"yeşermek" parpalim ve "yeşil" kalmak... yaşamak, nefes almak...

Pilli Petro dedi ki...

Evrenim ya o kel baskalarina yar olali çok oldu yaw elin herifiyle ne işim var dağlarda :-)

Evren dedi ki...

yar olmuşsa olmuş, dostun değil mi, al yarini de onunkini de gidin yeşerin gelin :)