Salı, Mayıs 22, 2012

,

Güzel Bi'şeyler

Geçtiğimiz hafta bir sürü, ama bir sürü güzel şey oldu... Hepsini yazacaktım, özenle fotoğraflarını çekmiş, anının gelmesini bekleyen kelimelerimi hazır bile etmiştim. Ne mi oldu: "Öküz..." Evet, bir öküz bütün güzellikleri silip, geride kendini bıraktı, bir de havada asılı kalan, "öküz olmak lazım bu hayatta" çığlığını... 



Geçen hafta üniversite şenlikleri nedeniyle pek bir şenlikliydik doğrusu, yoksa şenlikliydim mi demeliyim. Bir kere serbest kıyafetle işe geldim, gece yarılarını bekledim, çocuklarla "Beyaz" çılgınlığının dibine vurdum, romanlarla göbek atıp, türkülerle coştum. Boğaziçi Caz Korosu ile düşlere dalıp, Feridun Düzağaç konserinde gerçeğe vardım.  Gizli saklı bira, şarap içip, hafif meşrep esprilere kahkahalarla güldüm. Kısaca geçtiğimiz ayların stresini -20li yaşlarıma geri dönüp- bir güzel içimin kapılarından kovdum. Köşe başında iki dirhem bir çekirdek beni bekleyen sorunlara kulaklarımı tıkadım. Serzenişlerini sırtına yük edinmiş arkadaşlara bir güvenlik şeridi çektim ve uzak durmalarını söyledim. Kendime ait, kendimce bir haftanın keyfini sürdüm, öyle ki, bana takılanlardan her biri, sadece bir gece erken gitmem gereken şenliklerde hiç eğlenemediklerini, enerjime ihtiyaçları olduğunu söyleyecek kadar ileri gittiler, böylece cumartesi gecemi de 20li yaşlarımın son demlerinde geçirdim. İyi de ettim. Bu hafta başı bir arkadaşım şöyle dedi, "Ne oldu sana...", "Ne olmuş ki..." dedim. "Gençleşmişsin, cildin parlamış, gözlerin ışıl ışıl..., aşık mısın?" Gizemli bir gülüşün ardına sakladım yalnız kendimin bildiği gerçeği, ucu açık bir kelimeyi orta yere bıraktım: "Evet..." Ardıma bile dönüp bakmadım. Hayata aşık olmayanın beni anlamayacağını keşfedeli epey zaman olmuştu. Ben şanslı bir kadındım. İçimdeki çocuk, bir haftalığına da olsa dışarı çıkmış ve ilk gençliğin heyecanlarında, biraz sorumsuz, çokca heyecanlı günlerin tadını doya doya yaşamıştı. İyi ki dedim kendime, iyi ki kırabilecek zincirlerim ve cesaretim var...



* Bu arada yazıyı bitirince fark ettim, "öküz" o kadar da sinirimi bozmamış olma ki; anlatmayı unutmuşum. Merak edenler için anlatayım, pazar gecesi evden çıkmam gerekiyordu, araba ile otoparkın çıkışına geldiğimde bir araba tam da otoparkın kapısına park etmişti. Bir kaç dakika bekledim, etrafıma bakındım, geç bir saat olduğu için önce kornaya basmaya çekindim, ama sonra zaman daraldığı için bir iki kere kornaya bastım. Camlara kapılara çıkanlar oldu, utandım. Polisi aradım, trafiği aradım. Memur bey şöyle dedi, kusura bakmayın arabanın kaydı yok, siz en iyisi bir taksiye atlayıp gidin... Nasıl olur dedim, bu adama hiç bir şey yapılmayacak mı? Yok dedi, yapamayız, trafiğe engel bir durum yok. Nasıl olmaz dedim, kendi aracımla otoparktan çıkamıyorum. Hanfendi dedi, biz trafik kazalarına gidiyoruz, binin bir taksiye nereye gidecekseniz gidin.... Peki memur bey dedim, sizi meşgul ettim, öküz olaydım da aramayaydım, kendi adalet düzenimi kendim kurup, lastiğini falan patlataydım, nasılsa öküzlere bir şey olmuyor bu memlekette. Öküz olmak lazım bu memlekette... diye son bi kez bağırıp, arabamın kapısını havaya çarptım. Öküz olamadım, arabamı gerisin geriye park edip, evime çıktım, Hakan Günday'ın AZını okumaya devam ettim. 2 saat kadar sonra egzosunu patlata patlata uzaklaşan arabanın sesine güldüm... bazen hayatın hazırladığı süprizlere temkinli yaklaşmak gerektiğini kapı çalınınca bir kez daha fark ettim. Olanı biteni sığındığım sıcaklığın içine gömdüm. Yüzümde kocaman bir gülümseme ile uykuya dalmış olmalıyım ki, sabah sabah yağan yağmura bile şükrettim. 

2 yorum:

Pilli Petro dedi ki...

bahar şenliği olduğunu bile bittiği gece konuşma arasında öğrendim o kadar kopuğum dış dünya ile. ne güzel yapmışsın ayrıca :)

park meselesine gelince her zaman yaşadığım bişi bu, garajın önüne sürekli park eden öküz bir komşumuz var her seferinde gecenin, sabahın bir vaktinde inip arabasını çekiyo ama utanma sıfır !

dün gece arabayı çıkartamadım 15 dk gelmesini bekledim gittim, döndüm başka bi araç çekmişlerdi tanımadığım biri. senin gibi kornaya basmak için utanmadım defalarca bastım! yetmedi inip çıkanlara bağrındım. adam geldi özür diledi arabasını çekti ama ona da çemkirdim. 20 dk işim için tam 1,5 saat kaybettim ! o polis de öküzün önde gideniymiş keşke şikayet etseydin.

sinirlendim, öpüyorum :))

Evren dedi ki...

işte en çok buna kızıyorum hep sinirlendiğimizle kalıyoruz, kendi adaletini kendi yaratmaya itiliyor insan.

geçen yıl şenlik olmadığında mı nedir, pek güzel geldi bu yıl şenlikler :) gürültüsüne, pisliğine bile küfretmedim :))