Salı, Haziran 12, 2012

,

Koşmak Üzerine



Bu sabah da benzer bir duygu ile uyandım... Öylesine turuncuydu ki salonum, güneş orada doğmuş gibiydi. Koşmak geldi içimden, üzerine doğru, hızlıca... kaçmasın diye... Erkendi... Güneş henüz doğmuş bense henüz uyanmıştım. Yüzümü soğuğa yakın bir su ile yıkadım... aslında suyu suratıma çarptım. Gülümsedim. Kocaman. İçine güneşi sığdıracak kadar açtım gözlerimi... Etrafıma şöyle bir bakındım. Sakinlik ve huzur... evet, hissettiğim tam da buydu. Telefonum bir iki kere çaldı. Sabahın köründe arayan Oydu... gülümsedim. İlkinden daha kocaman. 

Biraz yürüdüm, biraz okudum, biraz müzik dinledim, biraz duş aldım, biraz kahvaltı ettim, servise gitme telaşının birazını çantama doldurdum. Bir de bağcığı çözülmüş ayakkabımın sol tekine. Bir taş buldum oturdum. Biraz nefes aldım, biraz kokladım, biraz bakındım, biraz düşündüm, biraz dinledim. Mutluydum. Sen neye hazırsan o geliyordu sana. Yol boyu okudum. Kendimi olumladım... Hımmm. Kendime güzel sözler söyledim. Az yaparım, kendime kızmak kolaydır da, aferinim azdır kendime...

Bugün bloglarda gezindim, ne çok zaman olmuş avare kelimelerle yarenlik etmeyeli... Ne güzel yazıyor bazı insanlar bir bilseniz, konuşur gibi, ama güzel konuşur gibi... Öyle boş boş değil, anlatsa da dinlesek dersiniz ya işte öyle... kelime kelime, duygu duygu...

Ne çok üç nokta var hayatımda, zamanın akıp gittiğini anlatmak ister gibi, neredeyse her cümlem üç nokta ile bitecek. Nokta bir son, virgül bir nefes, üç nokta yaşamak gibi...

nasıl 40 yaşında olur biri... Nasıl olur 40 yaşında olunca, olgunlaşır mı, yaşlanır mı, durulur mu, iki elinin ortasında başı, düşünür mü hesapları kitapları, günahları sevapları... Sahi ne olur insan 40'ına gelince... Aaaa,  sen 40 mısın dedi biri, sen büyüdün dedi bir diğeri... değiştin ondan sonra... Hemen ondan sonra mı değiştim yani... bence, denk gelmek denir buna, fırına atıldım, bir hamurdum, öncesinde yoğruldum, hamura biraz tuz, biraz şeker eklendi... Kıvamı kadar kabartma tozu, arada benim de koltuklarım kabarsın değil mi? Sonra fırının ısısı ayarlandı, belki de her tarifte olduğu gibi önceden ısıtıldı. Sonra pişmeye başladım ben. Yavaş yavaş, odun ateşinin biraz uzağında, taş fırının en eski taşında... İşte belki de değiştin sen ondan sonra demesinin sebebi o andır, onun gelip de kafasını fırının ateşine doğru uzattığı o an... benim biraz kabarıp, biraz kızarıp, biraz da suyumu çektiğimi fark ettiği an... Ona denk gelmiştir yani, mis gibi taze kokum... Belki de açtı... Her şey bi tesadüftür...O, iyi bi tesadüf...

Tıpkı, güneşin doğduğu yerde bir ev almak gibi... Güneşi görünce üzerine doğru koşmak gibi... Bir nehir yatağında suyu içmek için eğildiğinde, ayağının kayıp düştüğün anda elinden seni tutup, "iyisin" der gibi... O anda göz göze gelip, gülümsemek gibi... Her yaşanılan an'a üç nokta koyup yoluna devam etmek gibi... 







Görsel / buradan

8 yorum:

tutsak dedi ki...

''Her şey bie tesadüftür'' mü acaba. Sadece buraya takıldım bütün yazında...Kendimizi bütün olayların dışında bırakıp uzaktan izlemeyi becerebilseydik hiç bir şeyin tesadüf olmadığını görebilirdik belki de. Tek bir buğday tanesi; toprağa düşüp filiz verdiğinde ne kadar uzayacağını nasıl başak yapacağını, başağında kaç ane buğday tanesi olacağını vs. hertürlü bilgiyi barındırıyorsa. Neden bizim yaşantımız tesadüflere bağlı olsun ?

Evren dedi ki...

o cümleden önce gelen her cümle aslında senin söylediğini söylemeye çalışmışım, ama bize tesadüf diye öğretilir ya, o nedenle de tesadüf diye bitirmişim... iyi bir tesadüf :)

Sokak Kedisi dedi ki...

http://kahvealti.blogspot.com/2009/02/blog-post.html

Bu blogumda ilk paylaşımım buydu Evrencim, hiç bitmeyecekmiş gibi hissetmek adına kendimi tutamaz, koyarmışım bu küçük üç noktacığı neredeyse her cümlenin sonuna :)

Güneş hep böyle güzel doğsun ruhuna,
Öperim

Evren dedi ki...

sokağımın kedisi bir solukta okudum geldim :) ne güzeldir üç nokta, söylenecek çok şey varmış gibi, ben söyledim sen kaldığım yerden devam et gibi...

yüreğimizin güneşi hiç kaybolmasın, ruhumuz hep ışık olsun... sevgiler :)

tutsak dedi ki...

NEZAMAN GELİYORSUNUZ HAZİRAN GEÇTİ :))))

acıdan_geçtim_güzelleştim dedi ki...

40 yaşında bir insanın nasıl olduğunu hep küçükken düşünürüz, 40 olunca düşündüğümüz gibi olamayız da eksiklik ararız kendimizde.

güneşe koşmak gibi işte, güneşe bakamadan koşmak gibi işte...

Evren dedi ki...

40 bana öyle uzak gelirdi ki, ölse ya insan derdim... geldi dayandı, şimdi de ne erken der oldum... hayat işte :)

Evren dedi ki...

tutsak, eylüle kaldı bizim İzmir hayali... gene de belli mi olur belki çıkar geliriz ;)