Pazartesi, Mart 31, 2014

Seçim Öncesi Ispanaklı Erişte Üzeri Seçim Sonrası Ruh Hali


27.03.2014

Yasaklar artıyor, özgürlüğün değeri ancak kaybedildiğinde anlaşılacak gibi, muhalif her ses bir şekilde susturuluyor. Çoluk çocuk miting alanlarına gitmek ayrı bir dert ve muamma. Nedense ve nasıl oluyorsa kapsül dediğin şey çocukların başına isabet ediyor.  Yerel seçim havasından yoksun, genel seçim telaşında geçen günler sandığa yaklaşıldıkça çirkin yüzünü daha çok gösteriyor. Geçen gün merak edip baktım, büyük şehir adaylarının projelerine. Hepsi birbirinden kıymetli geldi gözüme. Hangisi daha faideli olacak acaba dedim, işin içinden çıkamadım. Vatana millete hayırlı olmasını temenni edip çeyiz sandığıma sarıldım.

Tablo nereden bakıldığına bağlı olarak bazen "kapkara bir endişe" bazen de "yolun sonu gene ışık, gene umut" oluyor. Bir yandan savaş tam tamları öte yandan tape diye bağrınan çığırtkanlar...

Gündemin hızına yetişmek mümkün değilken, siyasi gündemin tapesel endişeleri ile iyice yüksek hıza ulaşıyor. Yorgun bünye zaman zaman kaçmak istese de; kalınması ve savaşılması gerektiği gerçeği ile titriyor!

Son günlerde ülkecek delirmenin eşiğine sürüklenirken, ben yine buldum kaçmanın bir yolunu, biraz telekinezi biraz tape, ver elini ıspanaklı erişte dedim ve attım kendimi mutfağa.

Sonum hayır değil. (Kesin bilgi)



Malzemesi az, lezzeti bol, zahmetsiz erişte çeşitlemesi serilerime bir yenisini ekleme fikri ile girdim mutfağa. Soğan, sarımsak ve fıstıksız olmazdı. Önce kavurdum malzemelerimi az tereyağı, az zeytinyağı karışımında. Bir tatlı kaşığı kadar  salça ekledim; acı biber. Kokusu çıkar çıkmaz ekledim harlı ateşte kavurmak için 300 gr kadar ıspanağı. Sonra ateşin altını kısıp suyunu salmasını bekledim ıspanakların. Muskat rendeledim, dozu damak zevkinize kalmış, dikkatli kullanın yemeğiniz acılaşmasın. Suyunu salmış olan ıspanağın üzerini örtecek kadar kalın kesim erişteyi yaydım en üste. Ben tuz eklemiyorum salçadan dolayı ama eğer eklenecekse bu aşamada bi tutam eklemek gerekli. Kapağını kapadım yemeğimin. Erişteler şişip, yemek kokusunu salınca evin içine, kapattım ocağın altını. İçini çekmesini bekledim.


31.03.2014

İçimi çekerek uyandım. Bir gece öncenin uykusuzluğu ile sersemlemiş kafamı dik tutmakta zorlandım. Koridoru aydınlatan sabah güneşi gülümsememi sağlasa da gözlerimdeki endişe daha ön plandaydı. Telefonu elime alıp gündemin içinde kayboldum. Koca bir dehlizin içinde gibi, bir sağa bir sola savruldum. Ne umuyordum; bir mucize mi? Mevsimi değildi anladım. Sessizce yatağın içine gömüldüm. Bir fotoğraf belirdi gözümün önünde... Bir duvar. Telefonumun galeri bölümüne girip fotoğrafı buldum ve instagram hesabıma yükledim.


Bi duvar daha örüldü özgürlüğün üzerine, bi kozada uyandık kurtarılmış şehirlerdeki, mahallelerdeki ağaçların dallarında. Oysa bu sefer umut vardı içimizde, hırsıza, arsıza, yalana kanıp, bunları en büyük günah atfeden kitabı bırakıp, günahkar bir kulun peşinden inancı kovalamasaydı onbinler... Daha güzel bir sabaha uyanabilirdik. Yazık. Olan ipek böceği olmayı hayal eden tırtıllara oldu. Ölürler şimdi teker teker yıkıcılığında zulmün. Ölürler... Çok yazık. Oysa bazısı kelebek olup uçacaklardı, bazısı ipekli kumaşlara renk renk desen... Umuda uyanmak istedik, karanlığınızda boğmak istediniz. Ölmeyeceğiz. Herşeyin kirli olduğu bir dünyada sandığın temiz kalacağına olan romantik bir umuttu içimizdeki. Yine de... Her şeye rağmen... Diyebilmekti... Yazık. Yazık bu ülkenin duvarlar ardında yaşayan iyi yürekli, kötülük bilmeyen, yalanı günah bilip, hak yemekten korkan masum çocuklarına... Gri bir gökyüzüne uyandılar. Karanlık bir yarına. Çok yazık. Vazgeçmeyin çocuklar, güzel günler göreceğiz, buna inanın. Hayal edin özgür bir kelebek olduğunuzu, hayal edin ipek halılara desen olduğunuzu, hayal edin genç bir kızın ipekli elbisesindeki en güzel renk olduğunuzu. Ağaçları sevin, rüzgarı ve bulutları... Ama Nazım'ın dediği gibi en çok insanı... 

Hiç yorum yok:

© Evrenin Dünyası | Powered by Blogger | Design by Enny Law - Supported by IDcopy