21 Mart 2010

PAZARA UYANMAK

Dün sabah erkenden attım kendimi sokaklara... Öylesine boştu ki sokaklar, tek tük yürüyen insanlar gördüm bir de yanımdan öylece geçen arabalar. Yokuş çıktım, yokuş indim. Uzun upuzun yürüdüm. Kulağımda sevdiğim müzikler eşlik etti bana ve zaman zaman aklım gidiverdi günler öncesinden kalma iç acıtmalarıma. Doğru muydu, ben mi yersiz acıtıyordum içimi, ağlatıyordum yüreğimi. Kendim kendime mi düşmandım. Kendim kendimle mi barışık değildim. Sonra bir şarkı başlıyor bütün bu düşünceleri kovuveriyordu aklımdan ve ben yüzümde bir gülümseme ile günün uyanışını çekiyordum kare kare.



Bahar dallarını çektim ve boş sokakları ve bana gülümseyen o kediyi... Sonra pazara düştü yolum. Uyku mahmuru tezgahlara canlı renkleriyle meyva sebzelerin dizilişini seyrettim bir süre, gezindim aralarında. Yaptıklarıyla gurur duyan insan yüzleri çektim.  Balıkçının tezgahındaki umudu, salata malzemesi satan adamın yarın telaşlarını. Genç bir delikanlı bir portakal dilimi uzattı bana, portakal canlandırır insanı dedi, yüzünde kocaman bir inançla.  Bir diğeri Amasyadan mis kokulu elma verdi, kahvaltı etmediysen, buyur dedi, simitinden bir parça uzattı yaşlı bir amca.  Bir diğeri salatalık verdi yanında dometesi ve tuzuyla... Pazarı dolaştım; şakaları, kavgaları, yardımlaşmayı, misafir etmeyi, umutları, telaşları, sıkıntıları ve nicelerini gördüm dün pazarda. Yaşam dedim, sen görmek istediğin sürece akıp gidiyor işte, sokakta, pazarda, yüreğinde...

Bu pazar Ella Fitzgerald'dan Misty Blue ile uyandım güne... Güneş yatağıma kadar uzattığı eliyle okşadı yüzümü. Bugün iyot almalı bu ciğerler bir parça, denize gidip, dalgalarla oynaşmalı, taş atmalı sanki atılan her bir taşda sıkıntılar azalacakmış gibi. Fotoğraf çekmeli bol bol... Gülüp, eğlenmeli...

Bu düşünceler ile attım kendimi banyoya. Ilık bir duş ile arındırdım bedenimi. Şimdi sıra ruhumda... Baktım aynaya. Gülümsedim gözlerimin içine baka baka. Güzel(e) uyanmak bir parça da yaşamı sevmek, kendine huzur kaçamakları yaratmak değil mi? Dün bir arkadaşım dedi ki, dalgalı denizler gibisin. Ve böyle çok güzelsin.

Dalgalarım bir kendime çarpar benim, yutup alacaksa da bir beni alır, lacivert derinlerine çeker beni. Fazla gelirim kendime bile, kusar atar derinlerim beni, git hayata karış diye. Durulduğunda, kıyılarıma vurur dalgalarım, sesime yansır şırıl şırıl huzur. Dinlemeye doyamazsınız beni. Sonra, sonrası şairin de dediği gibi, iyilik güzellik...

Hadi bana eyvallah, yolum açık olsun bugün... İyi pazarlar...




19 Mart 2010

...


Fotoğraf / Christopher F.



bazen kelimeler yetmez
yürektekini anlatmaya


ŞARAP (MI)


Fotoğraf / Joannès Ceyrat



Oysa içesim yoktu...
Tamam, yalan!
Günlerdir içesim vardı.
Sonra bugün BU YAZI beni baştan çıkarttı.
Aklımı aldı.
Aklımı geri alıp eve geldim.
Kendime bir şarap seçtim.
İçiyorum.
İçiyorrrr İçiyorummmmm.


Fotoğraf ne alaka diyenlere

Mutluyum diyorum
Bilmem anlatabiliyor muyum



FOTOĞRAFIN FISILTISI / YARA




Fotoğraf / Helen Breznik



Eski bir aşk, yeni bir ayrılıktır her zaman.
Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır;
kimse bilmez be canım
bir yara bir ömrü nasıl kanatır *





__________________________________________________________
* Yılmaz Odabaşı – Bir Aşk Yara

GÜZEL/E UYANMAK


Tek tek vardık da hiç bir olmamıştık diyorsun...

İçime bir sabah serinliği doluyor...

Senli benli hallerin en güzelinde buluyorum kendimi...



Günüme yayılıyor
Değiyorsun yüreğime
Ilıklığı gülümsetiyor öpüşlerinin
Güzel(e) uyanmak
Böyle bir şey olsa gerek diyorum
Böyle olsa keşke
Her sabah


EVET, EVET İKNA OLDUM

Bu sabah bir uyandım, kapımda bir mim: yaratıcı blogger ödülü hem de... Pek bir anartşist Esrik hem kurallara uymuş hem de beni unutmamış. Bendeniz, şanslı insan, geçen yıl da aldığım bu ödüle, yine yeniden layık görüldüğüm için ikna oldum ki, yaratıcı bir bloggerım. Esrik'e kocaman teşekkür... Neden ikna oldum, çünkü geçen yıl, bir soru ile yayına vermişim ödül aldığım haberini. Yaratıcı mıyım yoksa ilginç miyim diye...

Buyrun geçen yıl ki, yazımız;

Şimdi durum şu; sevgili Hayat İzlerim, Kelebenk, Ufuk Çizgisi ve Bırak Dağınık Kalsın; beni ödüllendirmiş. Bir ödül söz konusu olduğunda akıl ve gönül defterleri olan bloglarda insanın kendi adını görmesi kadar keyif veren bir şey olmasa gerek. Bilenler bilir öyle pek de şahane bir mim oyuncu değilimdir. İlla her mimi kendi keyfime göre, kırpar, şekillendirir ve öyle oynarım. Ama bu mimde ne yapacağıma karar veremedim: Meselenin yaratıcı ve ilginç olma halini henüz kafamda birleştirip ortaya bir şey çıkartamadım. Yoksa yaratıcı değil miyim? Kendine haksızlık etmiyeyim de "yeterince yaratıcı değil miyim" diye sorayım bari...

Burada ve şurada blog yazılarıma kendimce farklı bakış açıları geliştirmiş ve bloglarda şu ana kadar rastlamadığım bir yaratıcılıkla!!! ve ilginçlikle!!! yazılar yazmıştım.

Mimin iki farklı versiyonunu gördüm; kendinle ilgili 7 ilginç şey nedir sorusuna cevap arayanlar ve 7 sevdiğin şeye cevap arayanlar... Bir de ortak noktaları olan 7 kişiye pasla bölümü var, unutmadan onu da belirteyim.

Her iki sorunun cevabının da kreativ (hangi dilde sahi bu) blogger olmak için yeter şartı sağladığından pek de emin olmamakla beraber, ve kendim kendime ilginç gelmediğimden; meseleye Hayat İzlerimden Özlem'in de dile getirdiği gibi; hatırlanmak ve değer vermek bakış açısıyla bakıyor ve bu anlamda; biraz şımarıklık ve biraz da keyifle ödülümü alıyor ve yüreğimin en güzel köşelerinden birine kaldırıyorum. Bu ödüle ilişkin aklına "Evrenin Dünyası" gelenlere teşekkür ediyor ve mimi üzerinden zaman geçtiği için kimseciklere paslamıyorum ama gün geçmesin ki bloguna yazı yazmış mı, yeni bir yorum almış mı ki diye merakla baktığım her bir blog yazarının tek tek aklımdan ve yüreğimden geçtiğini bilmenizi istiyorum.
____________________________

Okuyucuya Önemli Not: Az önce aldığımız bir habere göre; bir ödülüm daha varmış benim... Durum şu; Mim Cadısına bu ödülden çifter çifter geldiği için, üzerine iki ayrı yazı yazdığı için ve de ben sadece birini görüp, adıma rast gelmeyince atlamış olduğum için ödülümü az önce hafif bir sersenişle almış bulunmaktayım. Hiçççççççç cık cık ne ayıp demeyin, haklı valla, ayrıca verdiği ödülü geri almamasını güzel yüreğiyle bağdaştırıyorum ben. Ödülü veren Mim Cadısı Bekriya'dan huzurlarınızda özür diliyorum bir de kocaman öpüyorum.
_____________________________
Fotoğraf  / Sorrente Patrick