Perşembe, Mart 08, 2012

Vefa



Nerdesin diyor yüzünde kızgınlıktan çok mutluluk ifadesi ile doktor hanım... O anda dönüp kapıya bakıyorum, gözleri yaşla dolu bir genç kız. Henüz 29'unda. Kalbinin atışını oturduğum muayene masasından bile duyuyorum: Gözleri nasıl da ağlamaklı.Telefonumu bırakmıştım diyor genç kadın. Ulaşamadık diyor doktor. Heyecanla Doktor Bülent aranıyor, hasta geldi diyor Dr. Nimet; sesindeki umut, coşku sürekli dinlemek isteyeceğiniz mutluluk melodileri sanki. Gülümsüyorum adını bile bilmediğim kadına, o anda orada olmakla, bir insanı tekrar hayata döndüren bir haberin değerini keşfediyorum. Hayata daha bir sıkı tutunmak gerek, görüyorum. Şükrediyor ve gökyüzüne bakıyorum.

Hastaneden çıkınca, uzun zamandır tanış olduğum şimdilerde yüzünü pek de görmediğim abibin arkadaşına uğruyorum. Her zaman yemek yediği yerde denk geliyoruz önceden tahmin edildiği üzere. Üç beş kelimenin belini kırıp, bir çorbanın tadına varınca hadi gel diyorum konuşalım birazcık. Mesele büyük... Beni aşar ama ucundan kıyısından tutmak lazım bazı dostlukların. Bazen bir tutkal olmak hayatta. Kendini hayata tutturacak tutkalın kendine yetmese de bazen başkası için denemek gerek bir kere daha...

Yola çıkıyoruz, arabayı yerleşkenin dışındaki köy yoluna sürüyorum. İlk kasabadan çıkarken konu hala aynı; havadan sudan, oradan buradan. Bir amca el ediyor. Aniden durduruyorum arabayı. Amcaya soruyorum: nereye... İrfaniyeye gidecekmiş, Az ilerde bir köy. Vaktin var mı diyorum, var diyor. Amcayı alıyoruz arabaya. Sohbet dönüp dolaşıp, iyi yüreklere geliyor. Çocukların onu bırakıp gittiğinden dem vuruyor. Köyde toprak çok ama bakacak yok diyor. Anlamadığımız bir dilden konuşurcasına devam ediyor. Vefa kalmadı diyor. Toprağa vefa kalmadı ki, insana olsun. Az ilerde durun da köy kahvesinde bir çayımı için diyor. Sonra uğrayalım diye söz veriyoruz. İşe geç kaldık.

Dönüş yolu açılıveriyor konu: Vefa. Yüreği kırgın belli. Nasıl tekrarlayarak anlatıyor olanı biteni. Safraların atılmamış diyorum. Akşama içmeye karar veriyoruz. Bir kaç telefon görüşmesi ile artık on kişiyiz. Salaş balıkçıda buluşulacak. Keyifle yerime dönerken amcanın sözleri çınlıyor kulaklarımda: Toprağa vefa kalmazsa insana hiç kalmaz...

Merdivenleri birer birer çıkıyorum.Kafamdaki işleri yerine koyduğumda odamın kapısında bir not fark ediyorum. Vefasız. Kaçıncı gelişim. Bu son haberin olsun. Kaderin bana ulaştırdığı nota gülümsüyorum.


Ocak/2010




görsel / buradan

4 yorum:

Ateş Böceği dedi ki...

Toprağa vefa kalmazsa insana hiç birşey kalmaz.Demişsin ya ben yine Didem MADAK'ı hatırladım geçen yayınlamıştım ..

Bir zamanlar meydan okumak isterdim.
Kaç meydanını okudum da bu hayatın.
Yalnızca iki harfini öğrendim:
A
H!

geldi aklıma , ama sen yoksun uzun zamndır ve benim he zamnkinden daha çok sarılıp sarmalanmaya ve sevgiye ihtiyacım var..Haberin ola

absalom dedi ki...

benim daha çok var evrennnnn sen ateşe bakma.

toprağa vefa kalmadı...
efkarlandırdı beni bu.

Evren dedi ki...

ben hemen gelirim seni sarıp sarmalamaya... öperim saçlarını ateşim böcüğüm. sevgi dolsun yüreğine.

Evren dedi ki...

amcayı bir görseydin absalom... toprağın kokusu sinmiş nasırlı ellerini, yüzündeki çizgileri... vefanın anlamını bir kez daha yazılırdı yüreğine.

© Evrenin Dünyası | Powered by Blogger | Design by Enny Law - Supported by IDcopy