Perşembe, Mayıs 13, 2010

Bu İlk Değil



Düşünceler kararınca, sisli bir gözaldanması ile bakıyorum dünyanın bana sunduklarına...
Bu aralar içimdeki kız çocuğu çıktı dışarı dolaşıyor sokaklarda, umrunda değil dünya... Yalnızlıktan delirdi zaar diyecek mahalledekiler... Delirdi de ne yaptığını bilmiyor. Aman öyle desinler, ne akıllı ne mükemmel, ne şahane diyeceklerine, deli desinler... Ama bilmeyecekler; delirmek hayata tutunmaktır tam ortasından, öyle sıkı, öyle sıkı tutunursun ki, parmakların ağrır, sonra kolların, yüreğine vurur ağrısı da delirirsin ağrıdan. Ama bu delilik hali, kusursuzluk halinden iyidir aslında.

Güneşle randevum var, anlayacağınız ben çıktım. Kendim gibi bir deli ile karşılaşma umudum var. Olmazsa, tanırım kendimi; çok sürmez dönüşüm. Düşünceler gene kararır zamanla ve ben gene dünyanın bana sunduklarını sisli bir gözyanılması ile görürüm ki; böyle olmasın istiyorum. Artık böyle olmasın.

Ama şimdilik çıktım ben...
________________________________________________

Beni tanımayana not: Umutla bakmaktan yorulur da insan son bir umut hadi der ya kendine... Bu bir hadi yazısı aslında...

Ve dostum, ben farklı olsun istemiyorum mu sanıyorsun. Yorulmadım mı? Kızgınlığın öfkeden değil biliyorum, hissettiğinden. İyiyim... Meraklanma...
 _________________________________

Geçen yıl bu zamanlarda yazmışım bu yazıyı... O gün gitme isteğimin çok farklı nedenleri olsa da, ben içim çok daraldığında, bir de çözümsüz kaldığımda, sanırım en çok da, doğrunun ne olduğunu bildiğim halde yanlış aslında yapmak istediğim olduğunda, bir yola çıkmak istiyorum plansızca, o anda oradan geçerken içimi ısıttığı için bir kasabada durmak istiyorum mesela, soluklanmak bir çay bahçesinde, düşünmek sonsuzca, yola düşmek sonra yeniden, gitmek, gitmek, gitmek istiyorum uzaklara, bilmediğim diyarlara.

_________________________________

Saklı bir vadiydi soluklandığımız, saklı kalmış duyguların ardında oynanan bir saklambaç oyununda, gelişi güzel günlük telaşlardı konuştuklarımız... İlk taşı kim attı hatırlamıyorum. Yankılanıp dönen sesti, ikinci kadehi içerken kulağımdaki çınlama.

İlk dubleyi ona içtim, onunla... Dilim konuşuyordu ama aklım ve yüreğim onunlaydı, o anda. Gözlerim... Gözlerimi hatırlamıyorum ama ona bakmıştır mutlaka. Yoksa, güzel kadınsın biliyor musun demezdi kimse bana.

_________________________________


AYRILIK ÜSTÜ İKİ DUBLE ARASI

İnsan en çok neye üzülüyor, diye sordu… Sanki cevabını kendisi daha önce hiç deneyimlememiş gibi.
Bu vazgeçişi benim iyiliğim için yapıyor olduğuna beni ikna edişine, dedim.
Dejavu gibi, dedi…
Dejavu gibi, dedim…
Dejavu serisine ekleyecek misin, dedi…
Her ayrılık, daha önce yaşadım duygusu yaratsa da, aşk gibidir, her seferinde ilk gibi gelir, dedim. kararımdaki kesinliği ifade edemediğiden olsa gerek, hayır, diye ekledim.

Kadehlerin birbirine çarpma sesi yankılandı saklı vadide. Bir nehir usul usul akıp gidiyordu gözyaşı gibi, gün geceyle oynaşıyordu akılla yürek gibi... Uzun bir sessizliğin ardından ilk taşı atan kimdi hatırlamıyorum. Yankılanıp dönen sesti, üçüncü kadehi içerken kulağımdaki çınlama.

_________________________________

Ahlak üzerine tartışıyoruz, siyasi depremin yankıları üzerinden, sanki tek derdimizmiş gibi sarılıyoruz konuya... Nasıl da hararetli, nasıl da günü unutturan bir konuşma... Susuyoruz, aniden, susuyoruz ve kahkahalarla gülmeye başlıyoruz. İnsanın acıdan saçmaladığı bir yerde miyiz, yoksa çok mu içtik de çenemize vurdu bilmiyoruz. Gülüyoruz, kahkahalarla gülüyoruz.... Sonra ben ani bir dönüşle, hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Ses büyüyerek dönüyor karşı dağlardan... Saklı vadide bir kadın, gecenin bir yarısı, ağlıyor diye, susuyor bütün kuşlar, akmıyor dere. Duruyor zaman. Uzun bir sessizliğin ardından ilk taşı atanın kim olduğunu inan hiç hatırlamıyorum. Ama yankılanıp dönen sesin, ben de, olduğunu duyuyorum. Hesabı isteyip, kalkıyoruz. Eve gelip de yatağıma uzandığımda, uykuya dalıyorum sessizce, onun da benle uyuduğunu bilerek.

 _________________________________

Şimdilik çıktım ben...


14 yorum:

aysema dedi ki...

Eskiden deliler taş atardı akıllılar çıkarmaya çalışırdı. Şimdilerde akıllının birisi atıyor taşı, biz deliler de söyleşip duruyoruz.
Bazen kukla gibi hissediyorum, iplerimiz kimin elinde acaba...

İnsanlar unutuluyor, insanlık unutuluyor, birileri başkalarının acısını kendilerine bal eyleyebiliyor.

Yazılar eskisi-yenisi güzeldi,yüreğine sağlık...

Kara Kalem dedi ki...

senin güzelliğin yüreğine vurmuş
ben bilirim
eskidende böyleydin sen
öğle ortalarında gözlerin gülerdi senin
akşam darları içime işlerdi sözlerin
nasılda saklamışım
saklambaçım benim


Bazen uzun uzun konuşmalar veya bol kafiyeli tutanaklara gerek kalmıyor, bir kaç satır anlatıyor bizde olanı, biteni, kalanı.

Sevgilerimle

Ahmet

stuven dedi ki...

bazı şeyler yetenek işidir. yazı yazmak da bunlardan biri. insan yazarak zamanla kendini geliştirebilir ama bu yeteneğe sahip olmak bambaşka bir şey. tıpkı senin sahip olduğun gibi. yine harikaydı...

ruhumun pusulası dedi ki...

Hep diğerinin iyiliği için yapılır ya o vazgeçişler...Altında yatansa "cesaretim yok seninki kadar büyük bir yüreği taşımaya" dır aslında ne dersin?

Evren dedi ki...

son zamanlarda kimin deli kimin akıllı olduğu bile tartışılır oldu aysema... teşekkür ederim, sevgiler...

Evren dedi ki...

en az iki kişiliktir ya saklambaç kara kalem, en az iki kişiliktir ya hep; olan, biten ve kalan... teşekkür ederim, sevgiler...

Evren dedi ki...

teşekkür ederim iltifatların için stuven, bazen bileğe kuvvet dökülüyor işte kelimeler... sevgiler...

Evren dedi ki...

karşı taraf için yapılan her iyiliğin altında kişinin kendi için saklanmış bir iyilik de vardır aslında ve bu doğaldır... bazen taşıyamaz yüreği, bazen taşımak ister de zaman denk gelmez. taşıyamayana sormak gerek ruhumun pusulası, sevgiler...

y. dedi ki...

bu ilk değil ama herseferinde ilk gibi..
ben vurulduğumuz yerden yine ve yine vurulduğumuzda o açılan delikten geçen kurşunun acıtmayacağını sanıyordum hep, yanılmışım. yanılmışım bildiğim herşey de. sanki birinin oyuncak evindeki bebekler misali, her düştüğümüzde küçük bir kızın bizi dikmesi gibi ayağa kalkmaktan sıkılmışım da biraz.yine de kalkınca yürümeden olmaz, gülmeyi seven dudaklarımız var değil mi
ve kendini bağışlayabilen yüreklerimiz, kendimizden bir tane bulma umudumuz var.
o yüzden günebakan gibi yüzlerimiz...

Evren dedi ki...

ve öpmeyi sever o dudaklar, öpülmeyi bir de... sevildikçe büyür yüreklerimiz, şu koskoca dünyada, yürekli bir adamın gelip bizi sevme umudunu sıcak tutarız ne güzel ki...
hiç solmasın günebakan yüzlerimiz, hiç solmasın emi y., parlasın göz bebeklerimiz hep aşkla, hep aşk için dilerim ki...

sufi dedi ki...

Sevdikçe büyüyüp o kocaman olmuş yüreğin evreni bile içinde taşıyacak güce sahipken vedalar yakışmaz senin diline.Çünkü aşk kızımız Evren; Evren olmuştur artık yoktur ona gidecek başka bir mekan.Tontini.

Evren dedi ki...

ah tontinim, şunca yaşımda öğrendim ki, aşk da sevgi de sonradan yerleşmiyor yüreğe, ya var ya yok... öğrenilen birşey değil sevmek ve öğretilebilen birşey değil aşk... ya hissediyor ve sonuna kadar yaşıyorsun ya da bu duyguyu hiç bilmiyosun. biraz bilgelik gibi... biraz tontini olmak gibi... adımı en çok sevgili uzağa giden, sen evrensin, kucak açmışsın herkes dediğinde sevmiştim. şimdi ikinci kez altını çizmiş oldum sayende... güzel yürekli tontini, nedense seni hep pamuk gibi nur yüzlü düşlüyorum, rakı masasının kahkahasında... sevgiler...

kamikaze dedi ki...

Bileğine sağlık çook güzel ifade etmişsin duygularını.

Evren dedi ki...

teşekkür ederim kamikaze...