Perşembe, Mayıs 06, 2010

TETİK/LENME


Bu geceyi bana tarif et dese biri az önce okuduğunuz cümleyi kurabilmek isterdim. Cümle bana ait değil ama kulaklarım o sesi duydu. Gözlerim gerçeğin karanlık yüzünü gördü. Yazarla aynı hassasiyet üzerinden olup olmadığını bilmediğim bir bağ kuruverdim cümle bittiğinde. 

Bir göl üzerinde, uzun zamandır kıpırtısız bir havada öylece durmakta olan sandaldayım. Karşı kıyı uzak, yola çıktığım kıyı da. Tam ortasındayım desem, geçeli çok oldu, sonuna yaklaştım desem, sanki daha başındayım. Bana ruh halimi sormuştun ya, kurabilsem az önce yukarıda okuduğun cümleyi kurardım sana.  Gerçek ne diye sorma bana, yalan ne diye sorarsan aslında ona da bir cevap bulamam hali hazırda. Sen sadece ruh halimi sor bana.

Okuduğu tek bir cümleden yola çıkıp da dilin ucuna gelen onca kelimeye hızı yetişse, taramalı bir tüfeğin, bilinçsiz bir elde, oradan oraya hem savrulup hem de savurarak ateş etmesi gibi sıralı ve hızlı bir yağmuru yağdırabilirdi aslında. Ama o durdu, sesi dinledi. Gecenin tenhalığında az önce banda aldığı kırılan kalp sesini dinletmeye karar verdi ona. Çevirmeli telefonun 3'üne parmağını soktu kısa bir çevirme sesi, hemen ardından 9 ve bir 9 daha ki, onlar uzun uzundu. Sonra bir sıfır çevirdi, geri dönüşü uzun sürdü ve ardından bir 5... Sakindi, az önce kırılan kalbinin sesini ona dinletecek ve gecenin karalığına çalacaktı bütün kederlerini. Sesi duydu, yüksek sesli bir dramın hemen öncesinde, hüzne ritmini veren o sesi. Kırık kalbe bıçak darbeleriyle defalarca, defalarca, ama defalarca girip çıkan bıçağın yüreğe her değişindeki o iç burkan sesi. Telefonun kapanma şiddeti yerel magnitüd ölçeği ile tespit edilemedi ki, kırık kalp sesinin değeri o anda sıfırı gösteriyordu. 

Yalan olan neydi diye sorma bana ve gerçeği isteme benden, kırık kalbin hikayesi ise başka bir anlatıcının ucu körelmiş kurşun kaleminde, ağır mı ağır gidiyor kelimeler. Ağır mı ağır bu gece. Ağır mı ağır bir roman olur yazsam, taşıyamazsın orada gizlenmiş hüzünleri.

Kadın bir cümlenin kendisini tetiklemesi ile otursa da yazmaya, kanıyor sadece. Damla damla kanarken farkında bile değil, az önceki bir tetiklenme değil be kadın, az önceki bir telefonun, yerel magnitüd ölçeği ile tespit edilememiş kapanma şiddetinin çıkarttığı ses değil. Az önceki, az önce duyduğun ve kanamana sebep bir tetik/lenme. Derin kuyulardan sesi gelen bir dram. Gerçeğin ta kendisi, yalancının kim olduğunu bana sorma. Söyleyemem. Ben bu gece oturup senin hallerini resmedenim sadece; resim dersinden ilkokulda sınıfta kalan.





 * Bazen bir tek cümle yeter aslında, siz yazmış olmayı dilersiniz ve o cümleyi siz yazamadınız diye darbe alan her bir harf ağlar ardınızdan, bizim suçumuz ne diye.

** Cümle için, Kalabalık Odalardan, Burcu Yıldızer'e teşekkürler...

4 yorum:

Burcu Yıldızer dedi ki...

Yolun gittiği yer boyunca, sürgünden kalma bir öyküdür bu. Sağır ve dilsiz değildir as(ı)lo(ğ)lan; aslına bir 'söz' ile darbe vurandır.
Piyanonun kapağını saatler önce açtım. Tını kendini çoktan bırakıp gitmiş.Yazılamamış her dokunuş şimdi bir fotoğraf gibi karşımda duruyor.Görmek istemesem de ensemde tatlı kaçak bir öpücük kendini fark ettiriyor, çalıntı gecelerden kalma...

Ben teşekkür ediyorum Evren. Hoş geldin.

Hacivat dedi ki...

Tek cümle. Hep ve var. Arıyorum onu.
Değişiyor insan tek bir cümleye hapsetmek istiyor kendisini, tek bir cümlede anlaşılsın istiyor.

Evren dedi ki...

hoşbulduk ve iyi ki bulduk burcu...

Evren dedi ki...

belki aramaktan vazgeçtiği gün, yazabildiği tek bir cümle ile çözülecek bütün düğüm hacivat...