İnsanlar büyüdükçe günler kısalırlar;
günlerimiz gibi aşklarımız da
yittikleri duraklarda kalırlar.
Yılmaz Odabaşı
_______________________________________________
Fotoğraf / Last passenger II© Tim Corbeel
Çalışan kalbime, kalp masajı yapar gibiydi, her sıkı sıkı sarılışında bir yükleme kalbe... Son cümleyi hiç söylememiş olmasını isterdim ama söyledi: "Biliyorsun değil mi, seni seviyorum, vicdanımın sızlamasını da anlıyorsun değil mi?"
Sabahın erken saatindeki rutin keyiflerden biridir pazara gitmek bizim için. "Abla rüyanda mı gördün"den tutta, "tezgah açanlar yok daha ortada abla"ya uzanan sabah atışmalarının arasında, kasalardan tezgahlara konmaya bile fırsat bulamamış sebze ve meyveleri almak ve pazarın; çoskusunu, heyecanını, renklerini yaşamak apayrı bir mutluluk verir bana ve yakalayabilirsem hayata dair pek çok ders çıkartmak da mümkündür böyle zamanlarda.

Fotoğraf: deviantART
son görüşmesinden çıkalı neredeyse 3 saat oluyordu ve o hala, nereye gittiğini bilmez bir halde yollarda yürüyordu. Bir sokağın başına geldiğinde, nerede olduğunun ayrımına vardı. Hayattaki tek aşkını öptüğü sokağa gelmişti. Kapıda durdu. Bekledi...
Kadın ilk adımını attığında flaşlar da patlamaya başladı ardı ardına… Kadın en büyük korkusu ile yüzleşiyordu: Kırmızı halıda tek başına yürüyemeyecek kadar güçsüz hissediyordu kendini. Muhteşem yalnızlığının fotoğrafları çekiliyordu art arda… Kadın ağlıyordu gülümseyen maskesinin altında… "Bakar mısınız... Bakar mısınız" bağırışları arasında ilerlerken kapıya, flaşlardan farklı bir ışık gördü. Adam oradaydı, kalabalığın içinde: Gelmişti. Yanında değildi ama oradaydı işte; ve kadına uzatmıştı elini.. Kadın baktı adama... Gülümsedi. Son bir poz için kameralara döndüğünde... Maskesini fırlatıp attı.Ve kadın, ilk defa o gece, kontrolü adama bıraktı; herşeye rağmen uyumak ve uyanmak istedi…
________________________________________________________________
