Yağsan anlayacağım.
Bari güneşime engel olma!
Fotoğraf / deviantART
Üst düzey bir toplantının, sınıra dayanmış bir öğle yemeği açlığında, gözler saatlerde, saatler yelkovanla akrebin tatil rehavetine kapılmış yavaşlığında, evet, geçmiyor zaman ya da yetmiyor zaman hallerinin sıkışıp kalmış garipliğinde; elimde bir not defteri, diğerinde bir kalem, bembeyaz bir sayfaya alınacak ne çok notum var da kelimelerim nerde diye düşünürken... Bir yapılacaklar listesi hazırlasam diyorum, 40'a 2 kalada; kalemin kağıtla buluştuğu o anda elim titriyor: Oysa ben seni yoldan geçerken bile sevdim. Dokunmamıştım üstelik henüz sana. Ne adını biliyordum ne de nasıl bir kokun olduğunu.... Sen hiç bilmedin: Sen başka kucaklarda, sırtlarda, omuzlarda hayata şaşarken, ben sensiz kalışıma şaşıyordum. Hiç mi hak etmedim seni diye öyle çok düşündümki... Ama sen bir hak değildin, bir karardın nihayetinde: Doğru adamla kadının bir araya geldiğinde hayat adına aldığı en önemli karardın sen: Hiç cesaret edemediğim. Yalnız kalırsın diye korktum en çok, yetemem sana diye...Şimdi tamamlanacak bir "to do list"im var elimde, tek madde halinde...
Seninle oynayamadığım oyunları oynadım çocukların bahçelerinde... Binlik puzzle yaptım dilini zar zor konuştuğum bir tanesiyle. Kovboy oldum bir diğeri ile. Saklambaçtı en sevdiğim oyun, gözyaşlarım gözükmesin oyunlar oynarken diye... Fal baktım plastik fincanlarda, öyle küçüklerdi ki, senin ellerini düşledim bir kız çocuğunun "alır mısınız" diyen kahve kokusu bedeninde...
Geceleri ağlayarak bölmedin uykularımı belki ama çok uykum bölündü benim sensiz oluşuma. Benim olman şart değildi ki; benim olmadığın zamanlarda oldu elbet hayatımda. Öyle çok sevdimki seni o zaman bile; bendensin gibi, bensin gibi, cansın gibi sevdim seni en çok.
Bir erkek çocuğu oldun bir seferinde, at koşturdum seninle salonun ortasında ve sonrasında bir kız çocuğu; salatama roka kopartan... Bir "dedişşşşşşşş" diye sesdin günün ortasında. Saçımı saydın tel tel renkleri öğrenirken. Kırmızıydım ben ve sen kıvırcık saçlarına isyan ettin; benimkiler düz, seninkilere benzemiyor diye...
Sen hiç benim olmadın belki ama kokladığım her bebekte, oyunlar oynadığım her çocukta, derdini dert edindiğim her ergende benimdin sen, benimleydin, bendendin o anlarda...
'Kozaklık da ne?' diye sorarsanız şöyle anlatayım. 10 - 15 yıl öncesine kadar ülkemizde güçlü bir ipek sanayii vardı. Çanakkale'den Bilecik'e kadar olan yörede yetiştirilen ipekböcekleri, koza yapmadan önce dut yaprakları ile beslenirdi. Üreticiden satın alınan ipek kozalarının fabrikada işlenene kadar saklanıp korunduğu özel depolara da 'Kozaklık' denirdi
Kadın bir cümlenin kendisini tetiklemesi ile otursa da yazmaya, kanıyor sadece. Damla damla kanarken farkında bile değil, az önceki bir tetiklenme değil be kadın, az önceki bir telefonun, yerel magnitüd ölçeği ile tespit edilememiş kapanma şiddetinin çıkarttığı ses değil. Az önceki, az önce duyduğun ve kanamana sebep bir tetik/lenme. Derin kuyulardan sesi gelen bir dram. Gerçeğin ta kendisi, yalancının kim olduğunu bana sorma. Söyleyemem. Ben bu gece oturup senin hallerini resmedenim sadece; resim dersinden ilkokulda sınıfta kalan.Park Güell de bu eserlerden biri, esasen Barselona'daki zenginler için bir uydukent gibi tasarlanan Park Güell'e çok fazla talip olmayınca burası belediye tarafından satın alınmış ve halka açık hale getirilmiş. Hemen girişindeki Hansel-Gretel evlerinden tanıyabileceğiniz bu büyük parkta renkli mozaikler göze çarpıyor. Parkta aynı zamanda Gaudi'nin evi olan Casa Museu Gaudi de yer alıyor. Burada Gaudi'nin çalışma odası ve yatak odası gibi yerleri gezebiliyorsunuz.
ucu yanık bir mektubum var geceye