Salı, Nisan 27, 2010

, ,

Kadınları Aynı Kelimelerle Sevmekten Vazgeçin Kardeşim

İşten planlamadığım bir şekilde erken çıkınca, biraz mutlu, biraz çoşkulu, biraz da hevesle eve geldim... Henüz soyunup dökünmeden telefona sarılıp, erken geldiğimin haberini vereyim istedim ama bu karşı tarafın pek de ilgisini çekmedi. Ben de geceyi (yine ve alışık olduğum gibi) yalnız geçireceğimi fark edince, mumları yakıp açtım bir müzik ve başladım gazetelerde dolanmaya... (Gazetelerde dolanıyorum, çünkü uzun bir zamandır bir gazetenin okuru değilim ve gazetemi arıyorum.)

Haşmet'i okurken, eski sevgilisi olan Ayşe'yi fark ettim, aynı gazetede yazarlarmış da haberim bile yokmuş... (Bu arada fark ettiniz değil mi, kadının eski sevgili olduğu bilgisine sahibim ki yanılıyor da olabilirim ama köşesi olduğundan bihaberim...) Bakayım bakalım ne tür yazılar yazıyor ki derken, İclal'ın bir yazısına düzdüğü metiye ile İclal'e yol aldım... Yazılara, merak edip bakınırsanız, geçtiğimiz aylarda olmuş bütün olaylar ve tabi olaya Tuna da dahil ama, onun köşesine gidecek mecalim kalmadığından bir solukluk oturuverdim bulduğum bir taşa. (Sonradan anladığım kadarı ile zaten Tuna'nın köşe değiştirmesine sebep de o yazıymış.)

Manzaram şahane... "Kadınları Aynı Kelimelerle Sevmekten Vazgeçin Kardeşim" üzerinden, bir sahil kasabasında, gün batımı seyrediyorum adeta... (Bu arada itiraf etmeliyim ki, şu köşe yazarı olma meselesi bana yanlış öğretilmiş vakti zamanında, bloglarda dolaşırken köşelere saf tutması gereken; güncele, hayata, siyasete, kadına, erkeğe, duyguya, çocuğa, yaşamaya dair onlarca güzel ifadelerle donatılmış yazıları ile, özelini bile dile getirirken tarzını ve tavrını koruyan blog yazarları var, hemen akla geliveren ve iki elin parmaklarının yetersiz kaldığı. Ha, onlar kalemini satar mı bilemem...) 

Konu sapmadan keçilerin toprak yollarına ben döneyim konuma; bugün yazıya başlamama sebep başlık buradan alındı... Yazdıran ise şu yazıymış. O yazının yazılmasına sebeplerden biri ise; “senin yanında iyi biri olmak istiyorum” cümlesi imiş... İclal'in yazısını okurken, anlıyorsunuz; cümleye değil düzülen onca kelime... Özel hisssetme ve onun üzerinden yaşanmış olan hayal kırıklığına... Kadınları, adamlardan ayıran da bu olsa gerek diye düşünmeyen var mı? Kadınlar, kelimelere anlam yükler, bazen haddinden fazla... Tamam, kadınları, çoğu kadın diye düzeltmeliyim, farkındayım. Hemen, ben yüklemem ki  pervasızlığında silkmeyin omuzlarınızı... Ne diyordum, kelimeler ve yüklenen anlamlar...

Nedense İclal'ın duygusunu pek bir derinimde anladım ben. Kelimelerinden aşık olunası bir adamın bana yazdığı satırları, kendimi özel hissettiren ve mutlu kılan o kelimeleri daha önce gördüğümü hatırlamasam iyiydi de, ah hafıza diyorum bazen filinkini ödünç alıyor durduk yere, gördüğümü sandığım ve hatta içten içe emin olduğum o kelimelere ulaşmak zor olmadı. Kısa süreli bir kalp sıkışması, sessizlik, şaşkınlık, hadi canımlık, olamazlık ve, ve, ve... Kırgınlıkla, öfkenin birbirine karıştığı o duygumun tarifi var mıdır bilmem ama bıraktığı izi bilirim. İlk şoku atlatan kendim, hemen mantıksal bir açıklama buluverdi kendine: Seni Seviyorum...

Evet, seni seviyorum, onlarca kez söylediğimiz ve duyduğumuz halde, ondan duyduğumuzda ya da ona söylediğimizde nasıl da ilk defaymışcasına bir etki bırakıyorsa, aslında bir farkı yoktu “senin yanında iyi biri olmak istiyorum” cümlesinden. Nerede ve nasıl söylendiği önemliydi. Bu noktada taraf mıyım değil miyim belli olmayan bir yola girdi duygum farkındayım. Hani lahana turşusu ve perhiz meselesi, ama, evet, mutlaka bir ama vardır bu hallerde, inanırım ki, her ilişki, insanın içindekileri dışa vurur. Yani demem o ki, senin yanında iyi biri olmak istiyorum demişse bir adam veya kadın, bu mutlaka doğrudur, içtenlikle söylenmiştir... Şartlar değişir... Onun yanında istediği kadar iyi olamadığı için değil, hani tam da siz istediğiniz kadar plan kurun, hayat, karşınıza çıkandır misali, yollar ayrılır, sebebi önemli midir? Artık bu soruya şu cevabı verebilecek kadar yaşadım: Hayır. Önemli olan giderken götürdükleri ve bıraktıklarıdır. Yanında götüreceği kesin olan ise; kendisidir. Adamın ya da kadının sevdiğinin yanında iyi biri olma isteği değişmez, sevme halinin değişmeyeceği gibi. Herkes kendi gibi sever, kendi bildiğince, kendi inandığınca, kendi yüreğince... Zaman zaman, hassasiyetlerimi zorlasa da, hani beni aynı kelimelerle sevmekten vazgeç hali peydahlansa da yüreğimin bir köşesinde, duymak istediğim ve duyduğum; kelimelerin içtenliği ve samimiyeti oluyor (büyüyor muyum ne). Sanırım kelimelere değil de yaşananlara anlam yüklemeyi öğrenmekle de ilişkili bu durum.

Ezcümle derim ki;  kadınları aynı kelimelerle sevmekten vazgeçin kardeşim! ya da o kelimelere farklı anlamlar yüklemeyi öğrenin kardeşim! Ya da ve belki de en güzeli, ne söylediğinizin değil de ne yaşattığınızın önemini fark ediverin bir çabuk. Çünkü  bence, anılar kelimelerle değil, görüntülerle şekilleniyor çoğu zaman...



Fotoğraf

21 yorum:

Sıradan bir sazan dedi ki...

Devekuşu Kabare'de Aşk Olsun'un bir bölümünde şu diyalog geçer;

- Karına söylediğin lafların aynısını bana da söyleme.

- Her karıya ayrı laf mı bulucaz lan, 4 tane lafım var işte, beğenen beğendiğini alır, beğenmediği bana kalır...

Durumun özeti sanırım bu...

Sevgilerimle...

bilge dedi ki...

arada kafa dinlemek gerekiyor ne güzel bende bazen yalnız kalmayı gazeteleri okumayı işlerin kriterini yapmamayı özlüyorum.sevgiler..

Hacivat dedi ki...

Söylemek gerekiyor mu bir şey ?

Evren dedi ki...

işin nükte tarafında böyle olsa da durum, gerçek hayat bu nükteye pek gülemiyor galiba, sıradan sazan...

stuven dedi ki...

haberim var o yazıdan ve konudan böyle bir yazı çıkması takdir edilesi. özellikle son paragraf şahane olmuş.

Evren dedi ki...

aralar sıklaşınca sorun oluyor bilge, yoksa arada kafa dinlemek şahane :)

Evren dedi ki...

söylememek de çok şey söylüyor hacivat...

Evren dedi ki...

teşekkür ederim stuven...

Pilli Petro dedi ki...

kadınları bence sevebilmeyi öğrensinler Evrencim zira hiç beceremiyorlar o seviyoruz sandıkları anlarda sevgi halleri sevmemek üzerine kurulu.

Evren dedi ki...

kimin yazısıydı hatırımda değil ama diyordu ki; erkekler kadınları sevmezler, kadınlardaki kendilerini sevdiklerin için kadını sevdiklerini zannederler... belki doğurganlıkla ilgilidir, karşılıksız sevme hali pilli... hani bir kadına yetiyorken sarılıp uyumak, erkeğe yetmez ya...
en iyisimi susayım ben, konu pekkk derinlere gidecek gibi :)

Hacivat dedi ki...

Bir erkek kadınları anlamlandırmak için Nietzsche okumalıdır bir kadın ise erkeğe Nietzsche okutmamayı kendine anlam olarak almalıdırı çağrıştırdın bana Evren.

JİVAGO dedi ki...

Hani derler ya konuşmadan gözlerini
konuştur.Kelimelerin içinde boğulan insan farkında olmadan iyice çıkmaza girer Evren...gerisi sezgilerinizle size kalmış, varken çevrenizde bunca donkişot..Sevgilerimle

Evren dedi ki...

kadını anlamlandırmak adına çok da doğru bir adım değildir diye düşünürüm Nietzche... Ne de olsa kadın cinsine yakın değildir, onu okurken bu gerçekten çok da uzak durmamak gerekir bence...

Evren dedi ki...

gözler yalan söylemez derler ya, bir arkadaşım da der ki, ses de yalan söyleyemez jivago... belki daha çok dinlemeyi öğrenmek gerekiyor sezgileri kuvvetlendirmek için...

elif gizem dedi ki...

Bu konuyla ilgili hislerime tercüman olmuşsun evrencim. O son cümlen yok mu "anılar kelimelerle değil, görüntülerle şekilleniyor çoğu zaman..." çok güzel... ama bazı adamlar kelimelere öyle güzel hükmediyor ki inanca dönüşeceğini düşünüyoruz. kelimeleri, bizim inancımız olsun istiyoruz. belki de kendimizi kandırmak istiyoruz... ve yanıldığımızı anladığımızda da İclal Aydın'ın vermiş olduğu tepkiler çıkıyor belki de ortaya.. öfke, hayal kırıklığı ve kim bilir içinden geçen daha kaç karmaşa...

minik dedi ki...

Hem Tuna Kiremitci'yi hemde İclal'i okudum.Önce İclal'e Tunayı bir türlü unutamayıp sürekli etkisinde kaldığı için kızmıştım ama sonra asıl derdinin biten ilişkiye ve sevgiliye saygı duymasanda saygı göster olduğunu anladım ve hak verdim.

cüzzamlı melek dedi ki...

ahaha...

tuna kiremitçi de öyle yapınca, iclal'den aldı ayarı. o zaten çoook geç kalınmış bi ayardı.

Evren dedi ki...

hepimizin hassasiyetleri farklı farklı elif, bazne tam yerinde, bazen zamansız çıkıveriyorlar ortaya...

Evren dedi ki...

bütün mesele o değil mi zaten minik, yaşanmışlığa saygı duymk...

Evren dedi ki...

bazen hem karşımızdakine hem kendimize ayar çekmek gerekir melek :)

İBRAHİM ORTAÇ dedi ki...

YA Kadınlar ne zaman vazgeçecekler "ben de" demek tembelliğinden:)