Cumartesi, Nisan 17, 2010

,

TESTİ / Canımmmm




Tarifi olmayan mutlu anların sonrasındaki amansız, yola gelmez, söz dinlemez hüzün çeşmesinin başında durmuşum da kırılan testilere bakıyorum sanki.

Geçmişin izlerini taşıyan onca kırılmış testi içinde, çatlak bir tanesi dikkatimi çekiyor. Yaklaşıyorum. Elime alıp incelediğimde çatlak olmadığını, yapıştırıldığını fark ediyorum. Testi tanıdık gelmiyor; eviriyorum çeviriyorum, altına bakıyorum derken, bir fısıltı duyuyorum, kulağımı yaklaştırıyorum testinin ağzına:

“Senli düşlere uyandığım zamanlar da oldu elbet ama bir sabah senle uyandığımda senin düşken daha güzel olduğunu fark ettim. Uzaktayken sevdim en çok seni. Mükemmeliyetçi yanınla yaşamak zorunda kalsan, sen seni sever miydin benim kadar, hep merak ettim. Yoran bir sevgin var senin. Zaman zaman boğan. Sevemem ben seni böyle. Hem sevgi mi seninkisi, esaret altına almak mı?

Hayır, hayır ağlama. Sevmedin beni demiyorum ki… Sevmedim de demiyorum. Çok sevdim. Çok sevdin. Biz seninle ne birlikte ne de ayrı olabilenler gibiyiz. Ama uzak durmalıyız birbirimize. Yakıyorsun yüreğimi, kırmızının en kırmızı hali gibi geliyor sevgin. Dozunda güzel olur kırmızı, hatırlasana, sen demiştin bir mektubunda: Dozunda güzel olur sevgi, tıpkı kırmızı gibi… Canım derdim sana, canımmmm… Kokun gelirdi burnuma her seferinde… Her canım deyişimde canımdan bir parça giderdi, senden bir parça yerleşirdi içime. Öyle çekerdim seni içime. Canımmmm…”

Elimden düştü düşecek tutuyorum testiyi. Sarılıyorum sonra bir sıkı: Canımmmm

Yanıyor elim, yangınları sarıyor yüreğim… Testi düşüyor elimden… Yapıştırdığım her yerinden bir kez daha kırılıyor. Kırılmayan parçaları da ayrılıyor bu sefer. Çömeliyorum suyun başında… Topluyorum bütün parçaları… Yapışmaz artık diyorum. Küçük çelimsiz bir parçadan belli belirsiz bir ses duyuluyor… 'Canımmmm…' Toz bulaşmış sağına soluna. Alıyorum, yıkıyorum özenle… Kıyamıyorum onu orada bırakmaya. Koyuyorum cebime… O günden beri, bir cılız ‘canım’la dolanıyorum köyün tozlu yollarında. Köşeden dönüyorum sessizce, varıyorum meydana, görenler köyün delisi deseler de, ben canımı koyabileceğim bir testi peşinde dolanıp duruyorum avere…

______________________________________________

O günlerde elinde bir testi dolanıp duran bir arkadaşım vardı... Bir köşe başına gelince durdu öylece... Ya çatlakları ile alıp testiyi geri dönecekti köşeden ya da köşe başında bırakacaktı herşeyi... Köşe başında bırakmayı seçti... Ve köşeden dönüp yoluna devam etti. Evet bu yazı onaydı...
______________________________________________

İlk Yayın Tarihi / Mayıs 2009

4 yorum:

JİVAGO dedi ki...

Yine çok anlamlı, yine çok güzel
Evren . İyi pazarlar dilerim.

Sevgilerimle

elif gizem dedi ki...

Evren; bu yazı içimdeki birşeylerin canını yaktı. Kapattım gözlerimi "canım" dedim sadece, "canım"... ve özlem birkez daha galip geldi zamana... yüreğine sağlık...

Evren dedi ki...

teşekkür ederim jivago... iyi pazarlar sana da...

Evren dedi ki...

ah elif, yenik düştüğümüz hep özlemlerimiz olmuyor mu zaten...