11 Ekim 2009

Az Önce Seviştim




İnternet üzerinden sonsuz bilgiye ulaşılıyor kuşkusuz... Gün geçmiyor ki yeni, yepyeni bir hizmet girmesin derdimize derman olmaya şu internet dünyasında ve işte bu hizmetlerden biri de; 'IJustMadeLove.com' evet yanlış okumadınız, henüzseviştim.com bu sitenin adı, ben gazetelerin yalancısıyım... Haber şöyle:

Bu site pek çok ülkede insanların o an nerede, ne şekilde seviştikleri bilgisini verecek.


İşte size en tazesinden bir internet sitesi daha! İsmine bakıp da bunun bir Türk sitesi olduğunu düşünmeyin. Orijinal ismi 'IJustMadeLove.com' . Bu sitenin ne işe yaradığını merak edenlere ise hemen söyleyelim, kim nerede sevişti görmek için...

İnternetten bir hizmet daha! Google Haritaları, bundan böyle pek çok ülkede insanların o an nerede, ne şekilde seviştiği hakkında bilgi verecek. İnsanoğlu çıldırmış olmalı!

IJustMadeLove.com isimli internet sitesi, harita üzerinde zum yaparak, internet kullanıcılarının cinsel birlikteliklerini gösteriyor. Bu siteye göre kullanıcılar, kendileri hakkında bilgi vermek üzere onlar için site yöneticileri tarafından hazırlanan yerleri belirtebilecek ve diğer kullanıcılara 'özel hayatlarının' 'yatak' kısmı hakkında detay verecek. (*)
Hal böyle olunca; yurdum halkında bir telaş, bir heyecan... Siteyi bulma hevesiyle arama motorlarında dünden beri, harıl harıl aranıyor bu site ve bu iş benim blogun ilk sayfada ilk sıraya yükselmesine sebep olmuş durumda... Haberi bile doğru dürüst okumaktan ki; tamamen heyecanlarına veriyorum, uzak halkım, arama motoruna "azönceseviştim" yazıyor... Ve benim blogu ilk sırada buluyor, site adının arananla alakası olmamasına rağmen, bir umut ziyaret ediyorlar... Çünkü evvel zaman önce;

Daha az önce seviştik seninle… Tenime dokunmaya korkan sen, seviştiğin diğer tüm düş kadınlar gibi aldattın sadece, kendini benimle ve beni senle… Sözlerinin arkasına sığınıp, kahkahalarını da yanına alarak, şöyle bir dönüp baktın “iş”in bitince... Bari şimdi dokun dedim. Yakar diyebildin sessizce, kalkıp gittin yanımdan. Gitttiğinden beri sabahın kör karanlığı ürkütücü…
diye başlayan Sabah Kör Karanlık Ürkütücü yazımı yazmışım... Komşusunun az önce nasıl seviştiği ile ilgili 'bilgi'ye ulaşmak isterken; bulduğundan pek de memnun olmayarak ayrılan, okuyucu kitlemdem farklı bir meraklı kitlem var artık; kalış süreleri 10 sn. ile sınırlı...


___________________________________

Fotoğraf / widelec.org
(*) Haberin devamı...

09 Ekim 2009

Sana Bir Ben Vereceğim




Şimdi sus...
Sessizce oku...
Bir sır...
Benle ilgili...
Günler önce anlatacağım demiştim.
Günler önce...
Sen dedin...
Evet ben dedim...
Ben ama hangisi...
İçinden sadece birini seçme şansın yok...
Hepsi ben...
Hepsi benden...
Hazır mısın?
Bu bir keşif değil...
İnan hiç değil...
Sırrım yokki benim...
Ne kadar pozitifsin diyorlar
Sırrın ne?
Umudum var...
Belki de tek sırrım bu benim.
Sakın yanlış anlama, kendime sakladıklarım var elbet...
Ama hiç biri sır değil,
senin başına gelmiştir ya da ne bileyim en sevdiğinin mesela
ya da kapı komşun yaşamıştır mutlaka...
Nerede kalmıştık...

Açık seçik bir yüreğim var.
Ama müstehcen değil...
Ruhum özgür olsa da uçarı değil...
Bazen kaba saba gelir sana sözlerim ama inan niyetim kırmak değil...
Sakar olsam da çokca; değer bilir, gereken özeni gösteririm.
Sende olanı isteyen cinsinden değil ama kıskanırım nadiren.
Durmam gereken yeri bilsem de bazen sınırı geçerim...
Çabuk öfkelensem de parlayan kuru bir kağıt gibiyim,
yani kendimden öte yaktığım bir ikidir, o da belki...
Sesimden anlarsın içimi...
Mutluysam kahkaha atar sesim, mutsuzsam ağlar...
Dedim ya; öyle derin sırlarım yok benim...
Kapatırım bazen kapılarımı,
sıkışıp kalsa da pencerelerim
ne yapar ne eder, hava alır kendime gelirim...
Bilinmezlerim vardır elbet, ama bilinmez işte...
Sen bilirsen, çekinme söyle...
Söyle ki ben de bileyim bende olanı...
Farkına varayım...
Değiştireyim gerekirse,
Gerekirse altını çizeyim defalarca
Kendimdekini unutursam dönüp bakayım diye...
Söyle bana...
Dinlerim...
Öğrenmem zaman alsa da,
yaşıma ver, öğrettirir hayat nasılsa...


Arasıra susmadı dilin
Destekledin ya da hadi canım sende dedin...
Ne fark ederki?
 Sabırla sonuna geldin...
Okuduğun için teşekkür ederim...
Biliyorum yeni bir şey söylemedim...

Belki sen söylersin... Ne dersin?


_____________________________________________________________________________
Fotoğraf / Talking about secrets © Balazs Pataki
A.nur "Bugün Kimim?" diye sorarak başlamıştı bu mim için yazmaya, persona noN grata blogunda.
Geç oldu biliyorum ama ilham ancak bugün geldi bu sorunun cevabını bulmaya... Teşekkürler...

BEN GERÇEK




Bulanmadan akmak için...



Kurulmuş bir cümle ararken çıktı karşıma... Zihnim bulandı okuduğumda... Mideme indi sonra, sonra hava bulandı, ardından sular da... Hüzne bulanmış bir kadın çaldı kapımı o arada... Hayat öğretir diyen adamın sesiyle kendime geldim. Sahi ben ne yapmalıydım bulanmadan akmak için?

Üzerimi giyinip, sokağa attım kendimi; havadaki yağmur kokusunu içime çeke çeke yürüdüm... Her bir nefeste akıl ve yürek duvarıma çarpıp, iç sesimden korkan seslerle karşılaştım yol boyu... Daha bir arpa boyu yol gitmemiştim, daha bir an geçmemişti oysa; onla karşılaştım: "Ben gerçek..." dedi.

Ürktüm! O gerçekse... Aklıma bile getirmek istemedim... Duymazdan gelip sırtımı dönüp yürüdüm. Arkamdan seslendi: "Ben gerçek.."

Bir terazi ise yaşam ve dengede olması gerekiyorsa herşeyin ve dengeliyken anlamlıysa, terazinin bir yanı gerçekse... Yok yok, olamazdı... Olamazdım... Koşarak uzaklaştım: Kaçtım... Koştukça bulandım, bulandıkça ağırlaştım, ağırlaştıkça battım... Bir bataklığın orta yerinde çığlık attım. Bir çığlık daha... Karardı gökyüzü, sis çöktü üzerime... Uğultulu bir ses: "Ben gerçek...", ardından bir gök gürültüsü: "Ben gerçek..."


Ben çırpındıkça, batıyordu bedenim... Çıkmayan sesimle son bir kez seslendim: "Ben  gerçek..."

Kurudu bataklık, duruldu sular, duruldu hava, duruldu zihnim... Parlak bir güneş ışığı vurdu alnıma... Bir diğeri  tuttu ellerimden... Bir diğeri öptü dudaklarımdan... Bir diğeri sarıp sarmaladı beni... Bir diğeri gözlerimdeydi ve bir diğeri yüreğime indi: O zaman fark ettim ki; kendi aklına güvenmeli insan, kendi yüreğinin büyüklüğünü bilmeli... Bulanmadan akmak için, kendi gerçeğini fark etmeli... Kendi gerçek benini!


Her gün bir yerden göçmek, ne güzel
Her gün bir yere konmak, ne güzel
Bulanmadan, durmadan akmak ne güzel
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

MEVLÂNA

 ______________________________________________

Teşekkürler; Buraneros, Sufi ve Pia
Fotoğraf / Attila Szabo


08 Ekim 2009

Kurulmuş Bir Cümle Arıyorum

Kurulmuş bir cümle arıyorum... Sadece bir cümle; bana neden herşeyi yenileme ihtiyacı duyduğumu anlatacak, daha önce kurulmuş bir cümle. Ben ilk değilimdir değil mi sürekli bir değişim içinde olmak isteyen? Yenilenmek ve yenilemek telaşında olan. Öğrenmek ve öğretmek heyecanını yaşayan... Kurulmuş bir cümle arıyorum, beni bana anlatan...

Kurulmuş cümleler arasında dolaşıyorum, sesini bilmediğim, yüzünü görmediğim kişilere ait, kendi düş gücüne yaşanmışlığını katan onca insan arasından, elbet biri bana seslenir diyorum. Kelimelerde kayboluyorum, cümlelerle sevişiyor, virgüllerle flört ediyorum. Bir nokta çıkıyor yolumu kesen, vız geliyor engeli, ileriye bakıyorum. Bir cümle arıyorum, daha önce kurulmuş ve defalarca söylenmiş olan.


Bir arayışın haykırışlarıydı duyduğum...  Kurulan bir cümle üzerinden anlamını yoracak ve kendi yorgunluğuna denk tutacak bir arayıştı. Bulabildi mi bilmem, arayınca bulunur mu onu da bilmem... Ama kurulan cümlelerin denklik hallerini; insanı o yoran, üzen, sıkıntılara sokup kendine düşman eden, yüreği yüreğe düşüren hallerini bilirim ve en çok da buna üzülürüm. Her kelime, her cümle söylenmiştir: O ANDA...

Ve nedense arayana şimdi gibi gelir... Şimdi ve kendisine söylenmiş gibi... Şimdi ve kendisine söylenen gibi... Şimdi ve kendisine söylendiği gibi... Oysa evet bir oysa var ararken unuttuğumuz... Her kurulan cümlenin bir öncesi, şimdisi ve sonrası vardır ve her cümle kendi şimdisinde anlamlıdır yani o anda...

Arkadaşım aradığı kurulmuş cümleyi buldu mu bilmem ama ben kurulmuş her cümlede; kendimden, senden ve ondan birşey buluyorum; "şimdi"sine takılmadan "o anda"sıyla okumayı da öğrendim üstelik... Dilerim o da öğrenir... Dilerim sen de öğrenirsin...

______________________________

Fotoğraf / 1x.com

06 Ekim 2009

Gece Sen (Y)ol Üzerine Bir Deneme


Gece oldu mu sağanak yağmurlara sığınıp sana gelmek istiyorum...
Islanmış bedenimi bedenine yaslayıp kaybetmek kendimi teninin kokusunda...
Sen beni sarıp sarmaladığında, dursun içimdeki sağanaklar...
Tutulsun dilim, konuşsun yüreğim, ben birşey demeden sen çok şey anla istiyorum...



Bir gece sağanak yağmurlara aldanır, yazarsın bir kağıda kırık dökük kelimelerini... Sahibine ulaşır mı bilmezsin... Zaten ulaşsın derdinde de değildir yüreğin, sevmek ister böyle birini, dile getirişinde bundan ibarettir sadece... Sonra günlerden bir gün, bir adamın senin o sevme haline denk düştüğünü fark edersin. Baktığın yerden gördüğün tabloda bir adam çizersin kendine, kendi düş kaleminle... Düşündedir herşey ve yüreğindedir sadece, bilmezsin bir muhatabın var mı... Olmasını dilersin tüm kalbinle... Düşünceler sarar dört bir yanını, belki bir gün o tabloda bir kadın çizme ihtimaline tutunursun en çok ve o kadının sen olma hayalini kurarken yakalarsın kendini; olur olmaz kelimeler arasında gezinirken...


Gece oldu mu sağanak yağmurlara sığınıp sana gelmek istiyorum...


Yalnızdır gecelerin ve açık denizlerde kaptansız bir gemidir yüreğin... Sağanak yağmurlarda savrulurken oradan oraya gitmek istersin bir limana... Sığınmak ve korunmak bir anlamda...


Islanmış bedenimi bedenine yaslayıp kaybetmek kendimi teninin kokusunda...


Uzun zaman olmuştur bedenin bedene değmeyeli ve unutmuşsundur bir tenin kokusunda kendini kaybetmeyi, oysa sığınmak ve korunmak değil miydi amacın, öyleyse neden bu kendini bir kez daha kaybetme isteğin...


Sen beni sarıp sarmaladığında, dursun içimdeki sağanaklar...


Durur mu sanıyorsun içindeki sağanaklar, sen bir limana sığındığında, damla düşmez mi sanıyorsun limana, dalga vurmaz mı yüreğini, acıtmaz mı şimşek kırık yelkenlerini, alabura olmaz mısın bir anda...


Tutulsun dilim, konuşsun yüreğim, ben birşey demeden sen çok şey anla istiyorum...


Tutulmuştur dilin, yüreğin yalpalamalarına kulak kabartan olur mu bilemezsin, sadece dilersin... Sen sığın bir limana, o senin limanınsa, sen birşey demeden de çok şey anlar nasılsa...

Bir gece sağanak yağmurlara aldanmalısın, yazmalısın bir kağıda kırık dökük kelimelerini... Sahibine ulaşır mı bilmesen de, ki zaten ulaşsın derdinde de olmamalı yüreğin, sevmek iste sadece böyle birini, dile getirişinde bundan ibaret olsun hiç hesapsızca... Belki günlerden bir gün, bir adamın senin o sevme haline denk düştüğünü fark edersin. Baktığın yerden gördüğün tabloda bir adam çizersin kendine, kendi düş kaleminle... Düşündedir ya herşey ve yüreğindedir ya sadece, bir muhatabın olmasa da olur gerçekte. Sen olmasını dile tüm kalbinle... Düşünceler sarsın dört bir yanını, belki bir gün o tabloda bir kadın çizme ihtimaline tutun en çok ve o kadının sen olma hayalini kurarken yakala kendini; olur olmaz kelimeler arasında gezinirken... Tut ki alabura oldun, tut ki kırıldı yelkenlerin, unutma her geminin vardır sığanacağı bir liman... Yolun açık, rüzgarın bol, pruvan neta olsun.

__________________________________________

Gece Sen (Y)ol, Mayıs 2009'da kaleme alınmıştır...
Fotoğraf /
deviantART

KARŞI KIYI / V2

her durumda bir araya gelemeyen iki yaka gibiyiz... (*)

Saat 03:10’u gösteriyordu son maili attığında…
“geldim demekle eşti arayışın, ve gittim demek kadar acıttı içimi”
Son satırlarıydı hayata kazınan. Kalktı masasının başından; koridorda yürüdü yavaş yavaş. Üstüne giyindi kadınlığını, telaşını ve sevdasını yavaş yavaş. Aynada baktı kendine… Saçını taradı, rujunu sürdü, yavaş yavaş…

Adam kadına gitmek istiyordu ama onca yaşanmışın üzerine geçen zaman gerçekten ilaç olmuş muydu her ikisine de bilmiyordu... Endişeliydi... Sabah uyandığında heyecanını yeneceğini ve yola çıkacağını umuyordu ama sabah hiç de düşündüğü gibi olmadı... Aynada kendi ile uzun uzun hesaplaştı, onu gördüğünde kuracağı cümleyi önce içinden sonra da kimsenin duyamayacağı bir sesle dışından tekrarladı... Kendi bile duyamayınca afalladı, cesaretsizliği mi korkusunu güçlendiriyyordu, korkusu mu cesaretsizliğini bilemedi.

Kadın adamla ilk karşılaşmalarında en güzel haliyle olmak istiyordu. Hazırlandı o yüzden yavaş yavaş. Zamanı durdurmak ister bir hali vardı. Kapıyı kapadı. Kilitledi yavaş yavaş... Merdivenlerden indi. Telaşsız ve sakindi. En az 1 saatlik bir yolu vardı. İki saat önceden çıkmıştı yola, sevdiği adama giderken zamanı olsun istiyordu. Direksiyona oturdu. Arabayı çalıştırdı. Radyoda bir kanal buldu. Koyuldu yola yavaş yavaş.
Adam hazırlandı yavaş yavaş, zamanı durdurmak ister bir hali vardı. Pişman mı olmuştu geliyorum diye telefon açmaktan bilemedi. Ama kadın hazır olmasa ve istemese adamı, gelme derdi... Kadın demedi, adam bilemedi... Kahvaltı masasında okurken günlük gazetesini, çayını yudumladı yavaş yavaş. Yola çıktı yavaş yavaş... Saat 18'i gösteriyordu evden çıktığında, oysa daha iki saat vardı geminin hareket etmesine.. Ama geç kalmak istemiyordu herhangi bir sebeple...

Yol boyu düşündü kadın, o olaydan sonra ilk kez karşılaşacaklardı, oysa ne çok şey biriktirmişlerdi yaşanmış anlarda… Korkuyordu kadın, anlar kadar güzel olmazsa karşılaşmaları diye ve yavaş yavaş yol alıyordu bu düşüncelerle…

Limana geldiğinde, arabayı park etti. Arabadan inmeden önce saatine baktı. En az 20 dakika vardı. Ne demişti adam, 20.40’da orada olacakmış: “En erken böyle gelebiliyorum yanına. Çok kalayım istiyorum yanında.”
Adam her zamanki gibi üst salondan aldı bileti ve tekli koltuklarda, cam kenarında sonsuz maviliklerde martılara takılı kalan gözleri ile düşünmeyi severdi ve hayal etmeyi ilerisini... O günde öyle yaptı, kapadı gözlerini, her zamanki huzur yerini tedirginliğe bırakmış olsa da gökyüzünde süzülen bir martı ile arkadaşlık etti yol boyunca...

Kadın çay bahçesindeki boş masalardan birine geçti, limanı görecek şekilde oturdu ve bir çay söyledi. Çayı şekersiz içerdi ama gene de karıştırdı yavaş yavaş… Uzaktan çok uzaktan gördü önce, yakınlaştıkça, hızlanmaya başladı yüreğinin atışları. Adam binmiş miydi o gemiye onu bile bilmiyordu aslında. Son konuşmalarında adam geleceğim demişti. “Bekle beni, geleceğim.” Kadın da “Bekliyor olacağım karşı kıyıda demişti.” Adam duymuş muydu bilmiyordu. Bir daha da hiç konuşmadılar adamla bu konuda. Çayından bir yudum daha aldı biraz telaşlanarak. Gemi yanaşınca limana, kadın kalktı hızlı hızlı yürüdü limana doğru. Yaklaştı karşılama kapısına saatine baktı 20.40’tı. Tam saatinde yanaşmıştı gemi. Kadın karşılama kapısının ardında bekledi…

Kadın kapıda bekledi…
Kadın adamı bekledi…
Kadın bekledi…
Gemi limana yaklaşırken bir telaş oldu üst katta, doktor var mı çığlıkları yükseldi bir anda. Geminin kaptanı sürekli anons geçiyordu limanda bir ambulansı hazır etmeleri için... Bir kadın yığılmıştı olduğu yere. Yanında küçük bir çocuk. Şaşkın ve ürkekti, korkudan kocaman açılmış gözleri ve soluğu kesildiğinden bembeyaz olan yüzüyle bakıyordu sabit bir bakışla adama. Adam çocuğun gözlerinde görünce kendini, titremeye başladı. Korkuları sarıyordu bedenini, aklını, yüreğini... Söz geçiremeyeceğini anlamıştı korkularına, gemi limana vardığında kararını vermişti...
Kadın hızlı hızlı yürüdü arabasına, zamanı ileri almak telaşı sarmıştı kadını. Arabaya bindi. Hıçkırıklarına söz dinletemiyordu ve sözleri pek de anlaşılamıyordu ama belli ki kendine kızıyordu. Söz vermiştin dedi... Son sözleriydi hayata kazınan...
Adam ertesi gün gazeteyi açtığında başlığa takıldı önce, “Yalova – Bursa yolunda beklenmedik bir kaza.” Haberdeki her ayrıntıyı okudu defalarca… Oturdu olduğu yere. Bir sigara yaktı telaşla, bir kez daha okudu, yavaş yavaş... Derin bir nefes aldı, yavaş yavaş... Ağladı içine, yavaş yavaş... Bir sigara daha yaktı telaşla... Yandı yüreği, yavaş yavaş... Mutfak kapısına bir yumruk attı, yetinmedi bir de duvara: Elleri kanıyordu; akan her damlada yüreği yanıyordu, "sen korkağın, cesaretsizin tekisin, yansın yüreğin, sen acılar içinde kıvranarak öl, yavaş yavaş..." diye bağırdığı duyuldu açık mutfak penceresinden... Vurdu saatlerce önüne ne geldiyse, yıktı ortalığı, kattı birbirine... Kanattı kendini, ardı ardına defalarca... Etraftakoşup yetişen komşularına, "bırakın" diyebildi, "bırakın da öleyim yavaş yavaş..."