Cuma, Ekim 09, 2009

,

BEN GERÇEK




Bulanmadan akmak için...



Kurulmuş bir cümle ararken çıktı karşıma... Zihnim bulandı okuduğumda... Mideme indi sonra, sonra hava bulandı, ardından sular da... Hüzne bulanmış bir kadın çaldı kapımı o arada... Hayat öğretir diyen adamın sesiyle kendime geldim. Sahi ben ne yapmalıydım bulanmadan akmak için?

Üzerimi giyinip, sokağa attım kendimi; havadaki yağmur kokusunu içime çeke çeke yürüdüm... Her bir nefeste akıl ve yürek duvarıma çarpıp, iç sesimden korkan seslerle karşılaştım yol boyu... Daha bir arpa boyu yol gitmemiştim, daha bir an geçmemişti oysa; onla karşılaştım: "Ben gerçek..." dedi.

Ürktüm! O gerçekse... Aklıma bile getirmek istemedim... Duymazdan gelip sırtımı dönüp yürüdüm. Arkamdan seslendi: "Ben gerçek.."

Bir terazi ise yaşam ve dengede olması gerekiyorsa herşeyin ve dengeliyken anlamlıysa, terazinin bir yanı gerçekse... Yok yok, olamazdı... Olamazdım... Koşarak uzaklaştım: Kaçtım... Koştukça bulandım, bulandıkça ağırlaştım, ağırlaştıkça battım... Bir bataklığın orta yerinde çığlık attım. Bir çığlık daha... Karardı gökyüzü, sis çöktü üzerime... Uğultulu bir ses: "Ben gerçek...", ardından bir gök gürültüsü: "Ben gerçek..."


Ben çırpındıkça, batıyordu bedenim... Çıkmayan sesimle son bir kez seslendim: "Ben  gerçek..."

Kurudu bataklık, duruldu sular, duruldu hava, duruldu zihnim... Parlak bir güneş ışığı vurdu alnıma... Bir diğeri  tuttu ellerimden... Bir diğeri öptü dudaklarımdan... Bir diğeri sarıp sarmaladı beni... Bir diğeri gözlerimdeydi ve bir diğeri yüreğime indi: O zaman fark ettim ki; kendi aklına güvenmeli insan, kendi yüreğinin büyüklüğünü bilmeli... Bulanmadan akmak için, kendi gerçeğini fark etmeli... Kendi gerçek benini!


Her gün bir yerden göçmek, ne güzel
Her gün bir yere konmak, ne güzel
Bulanmadan, durmadan akmak ne güzel
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

MEVLÂNA

 ______________________________________________

Teşekkürler; Buraneros, Sufi ve Pia
Fotoğraf / Attila Szabo


10 yorum:

buraneros dedi ki...

Bir kere o hayat öğretir değil... Öğrettirir. Bak yine öğrettirdi:)))

Evren dedi ki...

ne var yani akıl süzgecimizden geçirmişiz cümleyi, süzülürken bir kaç harf kalmış üstte dimi buraneros :))

teşekkür ediyorum kelimeyi yazdığım gibi bırakıyorum, öğrenim sürecim tamamlanınca doğrusunu yazarım, belliki biraz daha zaman gerekli :))

hem sen hayat mısın ki ????

sufi dedi ki...

Gerçeği arama yollarında iniş çıkışlar yaşıyorsa insan hatta gel-gitler hatta sevinç ve kederler ne mutlu ona.Tuzlu ve acılar vardır önce sofralarımızda tatlıya sonra yer açılır.Tontini'den sevgilerle.

Evren dedi ki...

tontinim bu betimleyeme bayıldım:
"Tuzlu ve acılar vardır önce sofralarımızda tatlıya sonra yer açılır."

ve bu sofrada illa ki dostlar vardır; acısında da, tatlısında da...

efsa dedi ki...

E o zaman tatlılar benden. Künefeyi seçmek geldi içimden.

Evren dedi ki...

ee sen o masada olmasan olmaz ki zaten efsam... ama ben bir çatal alayım künefeden, ne de olsa tansiyona dikkat etmek lazım dimi ama :)))

buraneros dedi ki...

sorarsan bilmiyorum, sormazsan biliyorum:))

bir de; di:)))

haykırış dedi ki...

Yer açın yahuuu servis yapmaya geldim.. Önce tabaklar, yemekler ve sonra tatlılar.. Tatlı tatlı Söyleşilerle yaşamanız dileğiyle.
Ne güzelde yorumlamışsınız batan bedenin kirden arınma sürecini..
Sahi bak unutuyordum sürahimiz nerde, susuz sofra olur mu?
Az önce fark ettim listeme eklemediğimi bağışla kardeşim dalgınlığıma ver. Keyifle okuduklarımdasınız artık.
İyi ve güzel günlerde kalmanız dileğiyle
Sevgi ve saygılar

Evren dedi ki...

ooo hoşgeldin haykırış, sesin senden önce geldi buralara :) benim gibi hüzün denizlerinden mutluluk sahillerine vuran medceziri dilerim hep keyifle okursunuz... sevgiler...

siz misafirimiz olun, evin küçük prensesi servise yardım eder bana :)

haykırış dedi ki...

Blogunuzun huzur telkin eden rüzgarından dost sesi işitmenin mutluluğunu yaşıyorum. İyi ki varsınız.
Hoşbuldum..
Sevgiler benden
Saygılarımla