Pazartesi, Ekim 26, 2009

,

Pis Türkler / Bir Pazar Klasiği

Harika bir pazar sabahı, kahvaltı masamızda yok yok... En önemlisi de ayların verdiği hasretlik duygusuyla birbiri ile yarışan içten kelimeler, ayrıyken biriktirilmiş anlar ve tabi bir de gerçekleşmesi umut edilen yepyeni hayaller...


Saatler saatleri kovalıyor, garsonlar sıklıkla oraya giden hani gedikli müşteri tabir edilen biz müşterilerine aileden biri gibi davranıyorlar. Her türlü naz çekiliyor, bir parça börek istiyoruz, bunlar da yeni çıktı deyip, ev yapımı boğaçalar da ikram ediliyor, gazete var mı diyoruz, gazeteler geliyor çeşit çeşit, limon deyince adeta limon bahçesi serecekler önümüze... Keyfi katlayan bir pazar sabahında, güneş yüzünü arasıra kıskanırcasına saklıyor. Garson üşüyen omuzları uzaktan fark edip, polar şalları göndertiyor; artık daha konforluyuz...

Öğle saatlerine doğru, gözleri mahmur uyanıklıkla uyuşukluk arasında gezinen onlarca yüz doluşuyor bu keyifli kahvaltı mekanına... Yumurtalar çeşit çeşit; sahanda, suda, omlet, menemen... Az öz geliyor herşey, az öz yiyemesek de, tıka basa değil hissimiz... Sabah kahvelerinin yanına eşlik eden günlük haberleri yorumlarken, nereden nereye gidip geliyor anılar... Laf alafı açıyor, olur da yarım kalan bir konu olursa küçük bir hatırlatma ile mutlaka dönülüp o konu da nihayete erdiriliyor. Güneş kendini iyiden iyiye belli edince, anlıyoruz ki kalkmak ve dolaşmak vakti... Karşılıklı gene bekleriz, çok memnun kaldık her zamanki gibi, doğruluk payı yüksek nezaket cümlelerinden sonra akşam yemeğe de gelelim mutlaka dilekleriyle oradan uzaklaşıyoruz.


Nedendir, nasıldır, niyedir bilemediğimiz bir halde kendimizi kalabalık bir alışveriş merkezinin göbeğinde buluyoruz, ki her seferinde yeminliyiz cumartesi pazar alışveriş merkezlerine her ne pahasına olursa olsun gitmemeye... Az sonra sabahki kahvaltılıkların yetti gayri biz de gün yüzü görmek istiyoruz ısrarları ve yürüyüşün bunu tetikleyen tavrı nedeniyle soluğu tuvaletlerde alıyoruz. Tahmin etmesi güç olmayan o karmaşanın ve kalabalığın önlenemez telaşı içinde ortalık savaş alanını andırıyor. Böylesini ancak bir de bedava mal dağıtılırken resmedeceğiniz hengamenin ortasında; aksanı gayet düzgün türkçesi ile bir kadın sesi duyuluyor: PİS TÜRKLER... Hemen yandaki tuvaletten kadını destekleyen başka bir kadın sesi, haliyle kadınlar tuvaletindeyiz sanki erkek sesi duyma şansımız varmış gibi bir de neden altını çiziyorsam... Neyse, kadının sesine konsantre olayım ben gene: DOMUZ GİBİLER VALLA... ŞU HALA BAK LEŞ... LEŞ... SANKİ AHIR...

Ellerimi yıkadığım esnada aklımdan geçenler:
> Tuvaletler çok pis evet...
> Adeta ahır gibi katılıyorum.
> Türkçe başka hangi millet tarafından ana dil düzeyinde kullanılıyordu sahi?
> Tuvatten bu serzenişleri sıralayanlar, büyük ihtimal 2-3 kuşak yurtdışında yaşayan Türkler olmalı, hani artık kendileri Türk sayılmayabilir... Haliyle, hazır da mekanıyken, biz Türklere bok /.... atabilirler...


Alışveriş merkezinin kendini kaybeden kalabalığına tekrar karışıyoruz, kıvrım kıvrım dolanarak tamamlanacak ikinci etap turumuzda alacaklarımızı hızla alıp, kasalara ilerliyoruz, kasaların tamamı açık ve önünde uzayıp giden kalabalıklar yok neyseki, kısa sürede işimizi halledip, hızla uzaklaşıyoruz oradan ve  bahçesini sevdiğimiz bir cafede soluğu alıp, insanı kısa sürede uyuma moduna sokacak rahat koltuklarına atıyoruz kendimizi, aynı anda gözgöze gelip, bir daha asla, asla haftasonu alışveriş merkezine gitmek yok deyip, basıyoruz kahkahayı...

Asla asla dememek gerektiğini daha önce defalarca deneyimlememize rağmen bir pazar klasiğinin orta yerinde fırınlanmış sebzelerimiz ve domates sularımızla sislerin arasından ara ara kendini hatırlatan güneşin keyfini çıkartmaya devam ediyoruz; günün güzelliğinin ve kelimelerin içtenliğinin yansımalarını parlayan gözlerimizde fark ederek...

7 yorum:

haykırış dedi ki...

"hani artık kendileri Türk sayılmayabilir..." Bu cümleniz tüm konuyu özetliyor fazla söze hacet kalmıyor.
Elinize sağlık.
Güzel bir hafa diliyorum.
Saygılarımla

sufi dedi ki...

Ben tuvalette uyuyan çocuğa bayıldım.Eminim oraları da o kirletmiştir.Olsun ben onun kirlettiğini temizlerim. O "pis Türkler" diyen kendi pistir de ondan demiştir hiç üstümüze alınmayalım.

Evren dedi ki...

Sevgili Haykırış ve Sufi; ne yazık ki kendimize bile sahip çıkmıyoruz bazen, öyle garip bir millet olduk ki, ne yazık... Oysa Türk olmak, Ne Mutlu Türküm diyebilmekti eskiden galiba çokkkk eskiden...

özlem dedi ki...

Evren'ciğim asıl olan aslını inkar etmemektir.
Yurt dışında yaşamak demek, ülkesiin küçük görmek demek değildir.
Onlar utansın bence.
Sevgilerimle...

Buket dedi ki...

bu da ilgincmis..
arsivinize bakarken birden bu basliga gözüm takildi . Almanya`da okuyorum ve siz de Almanya ya da Avrupa`dasiniz sandim. "pis Türkler " ve benzeri Türk tanimlamalari sik sik duyulur buralarda. böyle bir olay beklerken, yasadiklari yabanci ülkede "pis Türk" diye horlanan insanimin kendi ülkesine geldiginde , kendi insanina "pis Türk" ibaresini kullanmasi hayli ilginc! ezilen insan psikolojisi bu olsa gerek. güler misin, aglar misin?
ayrica ikinci nokta, Türkiye`de tuvaletler bazen inanilmaz pis durumda oluyor (her ülkede ,her yerde olabiliyor) ama " ne pis insanlar var" deyip gecmek yeterli sanirim bu durumda. "pis Türkler " demeye ne gerek varsa?
burada arada bir gördügüm,sevmedigim ve köse bucak kactigim insan tiplerindendir..

Evren dedi ki...

sevgili buket evet bir süre yurtdışında yaşadım ve ne yazık ki gittiğim avrupa kentlerinde de türk mahallelerine gelince gördüğüm manzara karşısında hep utandım... ama böylesi ilk defa başıma geldi. ne denir bilemedim. haklısın milletin iyisi, kötüsü, temizi, pisi olmuyor, insanın oluyor, işte bunu bir anlayabilsek... sevgiler...

Evren dedi ki...

dediğin ne kadar doğru özlem, aslolan aslını inkar etmektir... nedense bazıları pek meraklı olur kötüyü kendinden saymayıp, aşağılamaya... sevgiler benden sana...