Cuma, Ekim 02, 2009

, ,

Bir Şehrin Gölgesinde Tanımak Seni





Ve evet, ben dün senin büyüdüğün o şehirdeydim.


Sabahın en erkeni...

Sabahın ilk heyecanını attık üzerimizden, hasretle birbirine dolanan parmaklarımızı saymazsak, herşey normal seyrine döndü bile diyebiliriz. Eve gitmeden önce, her sabah yürüdüğün sahile gidiyoruz. Hem kahvaltılık bir şeyler alacağız fırından hem de sen güne nasıl başlıyorsan öyle başlayacak herşey. Ben bunu bu şekilde dillendirdiğimde, uzanıp öpüyorsun beni durduk yere. Şaşkın şaşkın bakarken ben sana; güne seni öperek başlıyorum diyorsun. Gülümsüyoruz güneş niyetine birbirimize. Sahilde o sözünü ettiğin çarşaf deniz, üzerinde yakamoz ve her seferindeki keşken "burada olsan"ın yerinde "buradasın, inanamıyorum" var.

Martıları selamlıyoruz, köpeğini gezdiren adama gülümsüyorsun, yürüyüşe çıkmış adam ve kadınla kısa bir sabah sohbeti, beni tanıştırma ve anlamlı bir "size de iyi günler"den sonra, yolumuzu çeviriyoruz bahçesinde mürdüm erikleri olan eve. Bugün ikimizin; sadece sen ve ben olacağız. Ben seni, doğup büyüdüğün şehrinde, bir kez daha tanıyacağım. Ölesiye meraklıyım: İlk öptüğün kızın evini görmek istiyorum, bisikletten düştüğün sokağı, futbol oynadığın toprak sahayı, babanla yürüdüğün yolları, sokak arası bir oynaşın tekrarını yaşat bana istiyorum. Aklımda onlarca soru, anlattıklarından yola çıkıp, anlatmadıklarına varmak istiyorum. Sense bana sabah kahvaltısının olanlarını sayıyorsun, başka bir şey isteyip istemediğimi. Farkında bile değilsin, ben senli benli hallere doyuyorum o anda; öyle özlemişimki, bir nefes çeksem teninin kokusu yetecek tıka basa doymama...

Kahvaltı bahçenin ahşap masalarında, incir ağacının hemen altında. Elimizi uzatıp, incir kopartıyorum. Yediğim en güzel incir. Kızıyorsun bahçeden böğürtlen, incir toplayıp ağzıma atmama, hoş bir flörtöz tavrın birbirini kovalayan; o telaşlı, o heyecanlı, o hiç bitmesin istenilen anlarını çoğaltıyoruz bakışlarımızda.

Domatesleri kopartırken dalından ve biberleri toplarken teker teker inanamıyorum burada, seninle olduğuma, ara ara dönüp bakıyorum gerçek mi diye etrafıma, ikna olmayınca bir çimdik atıyorum bacağıma, bir düş olmadığını anlıyorum herşeyin canımı istemeden acıtınca... O sırada yan bahçeden bir ses, "tiskinti duyuyorum" diye bağırıyor. Gülmemek için zor tutuyorum kendimi. "Tiskinti duyan" bu amcayı senin anlattığın kadarıyla tanıyorum. Ayakkabıları çalan köpek görünüyor köşeden, saklanmış böğürtlen çitinin ardına, boş bir anımı bekliyor belli, ama ben önceden almıştım onun marka ayakkabı düşkünlüğünü, tedbirliyim, boşuna beklemesi eve girişimi...

Mutfağa geliyorum, yüzümde alabildiğine huzur ve tanıdık bildik bir yerde olmanın keyfiyle... Hep sözünü ettiğin pencereden bakıyorum, kilimi serip de yıldızları seyrettiğimiz ağaçlar şunlar olmalı diyorum... Bir selam çakıyorum her bir yaprağına şahitliklerinde yaşanan anlar adına... Tezgaha yöneliyorum, bahçeden topladığım tazecikleri kahvaltıya hazırlamak için... Bahçede mangal keyfi için yanan ateşin ve onların yanında içilecek rakıların ve senin her anlatışında ağzımı sulandırmayı başardığın daha bir çok yemeğin kokusu siniyor üzerime... Anlattığın gerçek üstü mutluluk diyarının, gerçek prensesiyim şimdi ben. Hiç bu kadar mutlu olmuş muydum daha önce ve sevilmiş miydim böylesine diye düşünürken: Hemen arkamda bitiveriyorsun; bedenini, bedenime yaslıyorsun. Boynumdan öpüp, öyle çok düşledim ki burada böyle bir sabahı diyorsun.

O bakışın hiç gitmesin üzerimden istiyorum. Bana bakışını seviyorum: Yüreğimi aşkınla çepeçevre sarıyorsun ya her seferinde, ben her seferinde sana bir kez daha aşık oluyorum ya.... Hani sarıyorsun ya avuçlarınla sevda yorgunu ellerimi, bırakmayacağını çok iyi bildiğim halde; bırakma diye bakıyor ya gözlerim gözlerine, sana bakışımı seviyorum: Yüreğini aşkımla çepeçevre sarıyorum her seferinde, sen her seferinde bana bir kez daha aşık oluyor ve sesleniyorsun ya sessizce: SENİ SEVİYORUM diye... İlk kez duyuyorum ya ben her yineleyişinde ve heyecanlanıyorum ya ölesiye...

Bizim masalımız hep böyle kalsın istiyorum; hep böyle aşkın en haliyle...

****

Hani nasıl geçti günün diye sormuştun ya gece uykuya yatmadan az önce... Bu sabahımdı sadece... Sonrası bize kalsa, sadece sana ve bana... Olur değil mi sevgilim?

_____________________________

Fotoğraf / deviantART

8 yorum:

kamikaze dedi ki...

Allah bir ömür boyu böyle kalmanızı nasip eylesin.aminn.

sufi dedi ki...

Sana kalanlar, sana ve ona kalanların dışında bize de mutluluk yaşattın.Senin de artsın eksilmesin sevincin ve mutluluğun.Her ikinize de sevgilerimle.

buraneros dedi ki...

Soru geçerli mi? Daha doğrusu hitabet... Yoksa bir kurgu yazımı bu da... Yani sorulan sorunun muhatabı gerçek bir kişi mi? Ona göre yorum yazacam da:))... Hani derler ya: Gündoğmadan neler doğar diye... Son ifadedeki durum, kişi kastım... Gün doğunca soru değişir mi?

Genel anlamdan bakarsak, yani bu halin yazan tarafından kurgulanmış halini bir gerçeklik olarak alırsak ve bugün itibariyle hâlâ'ysa,bize de helal olsun demek düşer. Şanslı kişiymiş (kıskandım doğrusu) sorunun muhatabı...

Evren dedi ki...

amin kamikaze, darısı başına :)

Evren dedi ki...

ah tontinim, daha neler kaldı da bazen kelimeler yetmiyor yürektekini anlatmaya, her ikimizden de sevgiler sana...

PS: bu arada senin yaşınla ilgili didişip duruyoruz, ben sen kadar diyorum, o sen kadar... gözünü seveyim bir söyle: ben kadar mısın, yoksa o kadar mı?

Evren dedi ki...

hahah siz neden üstünüze alındınızki sevgili buraneros, belli ki benim etiketler iyi çalışılmıyor, kurgu yazılar genellikle öykü tadında olur bu bir, şimdi en baştan soruları cevaplayalım;

1. Soru Geçerli...
2. Hitabet de geçerli...
3. yok değil...
4. Evet gerkçek bir adam...
5. Nasıl bir yorum yazacaktın adam gerçek değil de düş olsa...
6. Valla bizim buralarda güneş doğuyor, bir de sarmaş dolaş bir adam ve kadın, sizin oraları bilemeyeceğim...
7. Ben kasmadım :)
8. Değişir gecen nasıl geçti, rahat uyudun mu kollarımda gibi bir soru gelebilir mesela :)) ki cevabı izninle ben de saklı :)
9. Sana neden kurgu gibi geldi, benle ilgili hayallerin mi yıkıldı, evet bir sevgilim var ve hala :), helal olsun tabi, bu duyguları bana yaşatana...
10. Kıskanma ben de en az onun kadar şanslıyım :))

________

Sevgili buraneros, hatırlarsın mutlaka, bir yazında böyle soru cevap gibi yazıp pek eğlenmiştik, aklıma geldi, ne de olsa ritmi düşmeyen bir iletişimimiz var bizim :))) uzağa giden kadının kulakları çınlasın :)

buraneros dedi ki...

1- Şansın bol olsun o zaman, yolunuzda açık
2- " " "
3- Anlaşıldı:))
4- Geerçekten mi? (iki e bir sese, bir keyifli söyleyişe vurgudur, oraya gelir mi tonu bilemem:)
5- Hevesli, kışkırtıcı ;) tırstım susuyorum:)
6- Valla bizim buralarda da doğuyor ama sizinkiyle aynı mı bilmiyorum... Bizimki pek bi güzel de...
7-Adam gerçekmiş yazarken ister istemez kastım.
8-Pek güzelmiş, heves ediyo insan:)))
9-Senin adına sevindim... Hem de çok.
10-Bir güzellik yapıp loto için rakamlar söyler misin?

Bu vesile ile uzağa giden kadına da selam olsun...

Herkes de, senin kadar şanslı olup, son soruyu o kadar keyifle soracak birini bulsun.

Amin

Evren dedi ki...

ilahi sevgili buraneros güldürdün beni...

bence de amin :))