Pazar, Kasım 01, 2009

Susturdum İçimdeki Sesleri Söz Yağmurun

 bazen kelimeler yetmez yürektekini anlatmaya...

Yazdığım onca taslak içinde gezindim dün gece; geçmişin tadını da, kendi tadımı da, aşkın tadını da yeterli bulmadım yayınlamaya.  Bir mektup yazdım geçenlerde yitirdiğim bütün aşklara, başka bir zamanda anneme, bir kaç zaman önce bir de kendime; yok olmadılar onlar da istediğim tadda... Ne bir serzenişti kelimelerim ne de mutluluğun tadı vardı satır aralarında. Yaşamın tadı da yoktu bugünlerde; oysa iki önemli konu vardı üzerine yazmak istediğim; omuzlarımıza yüklediğimiz gereksiz yükler ve hayatımıza aldığımız insanları değiştirmek üzerine ama istediğim kıvamda çıkmadı kelimeler... Bir şiir denedim ama olmadı... Bir öykü başladım, iki bölüm gitti, henüz serimdeydim ama tıkandı... Yazılmış kelimelerden bile tat almayınca, anladım,  içimin tadı yoktu aslında.

Yepyeni bembeyaz bir sayfa açtım. Başladım kelimeleri serpiştirmeye orta yere. Saçıldılar, dağıldılar, anlamsızlaştılar... Neden bilmem yetersiz kaldılar içimdeki duyguyu anlatmaya. Yazdıklarımı silmedim, taslak yapıp bıraktım hepsini yarım yarım... Belki artık mola zamanıdır dedim kendime. Belki içimdeki bütün sesleri susturup yağmura bırakmak gerek sözü... Dinlemek biraz onun uzaklardan getirdiklerini. Kendine yüklediklerini almak sırtından teker teker... Anlamaya çalışmak içine sığdırdıklarını. Biliyorum, kendi sırtımdaki yükleri de bırakmalıyım yol kenarından akıp giden yağmura ve içimdekileri dökmeliyim camda iz bırakan damlarara, izin vermeliyim gözümün yaşına, karışsın yağan yağmura...




Kelimeler yeniden anlamını buluncaya kadar ya da tamamlanıncaya kadar taslaklar; ıslanayım yağmurlarda... Sırıl sıklam bir aşığın gülümsemesini de alarak yanıma, terk edilmiş çocuk bahçelerine döneyim yüzümü...Belki şimdi çocuk seslerine hasret ahşap salıncakta kuru bir yaprak olmak gerek bir başına ve sallanmayı beklemek rüzgarda...





Rüzgar esmezse yapacak bir şey yok ama eserse gene görüşürüz buralarda...


______________________________________________________
Fotoğraf /  sonrası eskimişlik @ Neslihan Öncel

6 yorum:

sufi dedi ki...

Sevgili Evrenimin kelime barajı kapaklarını mı indirmiş? Yağmurlarla daha bir yükselirse kelimelerinden oluşmuş suların, akacak yer ararsa eğer bir gün, çocuk parklarındaki rüzgarı ve şen kahkahaları özleyen salıncağı al yazma gündemine olur mu?
"Islak ve mahzun salıncak"beni çok duygulandırdı doğrusu.
Sevgilerimle

damdakiadam dedi ki...

Mutlaka esecektir...Çok güzel bir yazıydı.tam bir pazar günü yazısı...Güzel bir hafta dilerim.Sevgiler.

haykırış dedi ki...

O rüzgarın sürekli esmesini dileyenlerenim. Siz yazmazsanız biz okumayı nasıl sökeceğiz, siz esmezseniz biz fırtınanın nasıl nemenem bir şey olduğunu nasıl öğreneceğiz.
Rüzgar lütfen es.
Dinginliğin üzüntü veriyor
Lütfen es rüzgar.
Sevgi ve saygılarımla

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Kelimeler hep anlamlı olmayınca, anlamları yok edilince, anlamsızlaştırılınca,küsüyor insan artık zamanla...
Rüzgar essede, acaba yine aynı rüzgarmı korkusu oluyor...

hayatınortasında dedi ki...

niye gecenin bir vakti, okudum ki ben bu yazıyı? sırası mıydı, içimden dökülmüşler gibi bir sızı yapıştı hüznüme..keşke, uzun uzun vakitler bulsam da, net başında kalmak için, diğer yazılarını da okusam :)
ilk fırsatta..

Evren dedi ki...

rüzgar esmiyor, yağmurlarda başladı yeniden... içime aksalar da, gene de camdan dışarıyı seyretmeyi seviyorum ben, cama bıraktıkları izi seyretmeyi en çok. her iz bir zaman sonra benden, senden, ondan bir kelime dönüşüyor. sarıp sarmalıyor beni, içimi ısıtıyor ve ben cama çarpan her yağmur damlasını alıp özenle saklıyorum yüreğimde, biriktirip onları, kelimeler yapıp kendime, akmak için kendi yatağımda...
iki ki varsınız...