Perşembe, Aralık 16, 2010

Saat Beş Mektupları - I


Canım Evren,

Günler ne de hızla akıp gidiyor değil mi? Hızına erişemediğin bir döngüdür hayat, bazen. Tekrarlar kendini her günün erkeni gibi ya da her gecenin yarısı... Bakarsan görebileceğin küçük ayrıntılardadır bir önceki günlerden, gecelerden farkı, bu günün, bu gecenin.  Ama sen bakmak yerine aklının kıvrımlarında dolanmayı seçersin. Aklında yarattığın med-cezirdedir savaşın. Bir gider, bir gelirsin. Enerjini akıtırsın boş yere aklının içine içine. Köşe kıvrım ne varsa dolanır gidersin bir keşke'nin ya da bir ah'ın peşine. Oysa düşünceyi bırakmak gerek, salmak kendi haline. O akıp gitsin varmak istediği yere. Sen bak ve gör. Sessiz kal. İzle sadece.

Hiç balık tutmayı denedin mi sen. Nerede ben de o sabır dediğini duyar gibiyim. Oysa balık tutmak, sadece balık tutmayı gerektirir. Tıpkı çorba pişirmek gibidir yani. Sen hali hazırda henüz bir çorba pişirebilmiş değilsin. Kıvrımın mı fazla, yoksa kıvrımlarına sıkıştırıp, saklayıp, atmalara kıyamadıkların mı? Öykü'nün hikayesini anlatmak üzere oturdun kaç kez kağıdın kalemin başına. Bir dostun dediği gibi, kalemi koydun kağıdın sol yanına, peki ya kendini, koydun mu sol yanına?

Evli bir adamın sevgilisi olmak istemiyorum, diye bağırıyordu, mutfağın krem renkli fayanslarına yasladığı yüzünü zor bela kaldırmaya çalışırken. Günlerdir su bile içmeyen ev arkadaşım Öykü'yü seyretmekle cezalandırılmıştım. Elimden hiç birşey gelmiyordu. Banyo fayanslarından neredeyse kazıyarak kaldırmıştım Öykü'yü daha bir kaç gün önce ve bir yarım günümü almıştı kustuğu acılardan arındırmak o yeri. Bulaşan rimellerin karalığında arkadaşımın yitip giden güzelliğini seyrettim bir süre. Kendimi bir arkadaş olarak suçlu hissetmeme sebep "beni ilgilendirmiyor" deyişimdeki pervasız yandı. Oysa ben ilgilendirmiyor derken, bir sevdaya engel olacak önyargılarımla boğuşuyordum. Geleneksel bir aileden gelişimde saklı bir duvarı, gece karanlık çökerken yıkmaya çabalıyordum... sözüm ona kimsecikler karanlıkta bişeycikler göremezdi.
Öykü'yü anlatmak istediğinde yazdığın ilk paragrafı ilgiyle okuduğumu söylemeliyim. Takıldığım yer tabi ki, son cümlen oldu. Sence de, kimsecikler göremese bile, senin orada olup görüyor olman yeterli değil miydi? Bunun üzerine biraz düşün. Belki o zaman yazdığın sayfalarca paragrafı, ilk paragrafa bağlaman kolay olur.

Ah, Evrenim bazen hayat nasıl da tekrar ediyor değil mi kendini. Burada gülümse... Kendine, geçmişine ve pek tabi şimdine. Kendine iyi davranmaya devam et, sevildiğini unutma. Duanı sıklıkla tekrarla. Her aklında uçuşan kelimeyi, geçmişi, ânı götürüp duana bağla. Aklı düşüncesiz bırakabilmek bir ödüldür. Tutunduğun iyikilerini sıklıkla anımsa, gülümsemek yakışıyor sana.

Senin,
xxxx


Kısa Not: Seni seviyorum. Hep.




12 yorum:

Ateş Böceği dedi ki...

:) saat 5 mektuplar ne 4 değilde 5 onu merak ettim..

Öykünün hikayesini okumak isterim.Bazen insan banyo fayanslarından kazınamıcak kadar kendini kötü hisseder..

Hayat elbet çok güzel ,ama bazen işte o ama bazenle başlayan cümle yazık ki koca bir ömrü boş geçirmeye sebep

ben balık tutmayı bilirim çokda severim sen de bana çorba yapmayı öğretirsin belki

öperim

Pilli Petro dedi ki...

hepimiz birer öykü olduk hayat içinde kendimiz olmadıysak en yakınımızdaki. birinin acılarının merhemi olamak ve gözünün önünde kıvrandığını görmek kadar azap verici bir şey bilmiyorum.

hani elinden gelse insan dünyayı yıkar ama o an işte o pis an, o çaresizlik insanın ömrünü azaltıyor. azap dolu bu hayatımız nedense.


balık tutacak kadar sabırlı değilim ama azap çekmeyi bilecek kadar sabırlıyım.

crazywomenrosemary dedi ki...

BU anlatım tarzı çok yalın,bu öyküler kitaplaştırıldı mı?Bağışlayın kitapları okuma hızım biraz yavaşta.. malum iş güç,ama yine ulaşmaya çalışıyorum bazılarına..:)

aysema dedi ki...

"Aklı düşüncesiz bırakabilmek bir ödüldür." cümlesine takıldım önce.
Düşünmeden yaşayarak aptalca mutlu olmak mı?
Düşünerek akıllıca mutsuz olmak mı?
Hangisi daha önemli?
Zor bir tercih değil mi?

Balık tutmak düşünmeye engel mi?
Çok sabretmek, susmak, söylememek,biriktirmek patlamaya neden olmaz mı?

Daha fazla saçmalamadan buradan gitsem mi?
Son olarak mektupları ilgiyle okuyorum. Mektup sevenlerdenim ben...

kamikaze dedi ki...

Öyküyü bendee merak ediyorum.eline ve yüreciğine sağlık Evrencim.Saat 5 mektuplarının ve tüm yazılarının müdavimiyim.sağlıcakla,sevgiyle kal..

Evren dedi ki...

öykünün hikayesi henüz yazılıyor, içe sinince heveslisi ile buluşturulacak merakın olmasın ateşim. saat beşi severim. sabahın körü, akşamın üzeri olmasından ötürü :)

koca bir ömür boş değildir nefes alınıyorsa be ateşim. doğru yeden bakılmıyordur belki. bir de yamacın öbür tarafına geçmek gerek belki. karşı kıyıya...
severim. :)

Evren dedi ki...

oysa en büyük acıyı çeken kendimiz görmezden geliriz en çok. başkalarına acıdığımız kadaracımayız kendimize ve uzatmayız ellerimizi. abim bir keresinde, vicdanın varsa kendine acı demişti. ben sevmiştim bu lafı pillim.

Evren dedi ki...

yok henüz kitaplaştırılmadı, zaten böyle bir teklif de almadı :) ama belli mi olur belki seni duyan olur... çılgın kadın, yazılan bütün kitaplara ulaşamayız ki zaten değil mi... zamanını tekrar yine kendi dilediğince ayarlayabil dilerim. sevgiler...

Evren dedi ki...

aklı düşüncesiz bırakmaktan kastım bu kadar yaygın bir zamana mı ihtiyaç duyuyor acaba diye düşündüm. oysa söylemeye çalıştığım aysema, çorba pişirmekti. ben çorba pişirirken, o kadar çok şey düşünüyorum ki... işte tam da o anda çorbayı pişirmek istiyorum. aklı bu anlamda düşüncesiz bırakabilmek ve çorbayı pişirmek. gene anlatamadım belki ama, sanki sen bu sefer anladın :)

mektuplarına bayılıyorum ben senin, sessizce okuyup gidenlerdenim. öyle gerçekler ki, eklenecek bir kelime ile bozulsunlar istemem hiç. o yüzden sessizce tanıklık eder kelimelerine giderim.

söylememeye, sabıra, susmaya gelince, katlanırsan patlarsın demiştim bir seferinde. katlanmak değildir yaşamak, içinde olmaktır, içinde olup izlemek... önce kendindedir değişmek. önce kendinle...
bana göre ;)

öperim sevgiyle...

Evren dedi ki...

ilahi kamikaze, nasıl da enerji saçıyorsun sen öyle. teşekkür ederim sıcaklığına, öperim içtenlikle...

nihansu dedi ki...

Öykü'nün öyküsünü gerçekten merak ettim. İlk okunduğunda damağımızda buruk bir tat bırakan ya da merak edilen yazıların/öykülerin başarısı bundan gelmektedir zaten değil mi?
Bazen bazı doğruları insan arkadaşı ya da dostu söz konusu olduğunda yanlışlayabiliyor. Bu kısa öyküden ben en çok bu kısma takılı kaldım; doğru bildiklerimizin yanı sıra, yanında olmak istediklerimiz, en büyük çelişki sanırım.
Sevgiler...

Evren dedi ki...

okur açısından merak dozu önemlidir elbette devam etme isteğinde nihansu ama bir de yazan boyutu var ki, yani o merakın karşılığını tam olarak verebilme isteği işte insan bazen orada tıkanıp kalıyor.
sevgilerimle...

© Evrenin Dünyası | Powered by Blogger | Design by Enny Law - Supported by IDcopy