Pazar, Aralık 26, 2010

Saat Beş Mektupları - II




22.12.2010 / 05:17
Canım Evren,

Ne düşündüğünü biliyorum. Hayat bazen bıraktığın yerden devam eder ve bazen... Bunu ancak yaşayıp göreceksin. Bu hafta zorlu bir hafta oldu evet. Evet! Sen yalnızdın ve iyi ki... Hatırlasana, çorba pişirecek kimsem yok diye ağladığın bir saatte annenin elinde bir tas çorba ile geldiğinde yüzünde oluşan sımsıcak gülümsemeyi... Peki ya sabah erkenden kalkıp okula göndermek zorunda olmadığın ve hatta akşam eve geldiğinde senden yemek bekleyen olmadığı için uzanıp gönlünce dinlenebilme lüksünü... Hayat bazen nasıl da baktığın yerden güzel sadece...

Bu hafta bir yolculuğa çıkıyorsun ve o yolculuktan iki kişi olarak geri döneceksiniz. Biliyorum ki, sen başka bir yere daha uzun sürecek bir yolculuğu düşlerdin ama bununla da çok mutlu olacaksın. Üstelik geri döndüğünüzde sizi bekleyen zamanları düşünürsen bu bile gülümsemen için yeterli değil mi? Aldığın bir maille ne kadar da mutlu oldun bu hafta. Uzun zamandır beklediğin bir gelecekte bir adım daha yol aldın. Yayın Kurulu lafını kaç kez okuduğunu söylemeyeceğim bile. Peki ya hiç heyecanlanmamış gibi davranıp bir gün sonra cevap vermene ne demeli... Bazen gerçekten beni güldürecek kadar komik oluyorsun kız çocuğu.

Öyküyü kaleme almak seni zorlasa da, sonunda ateş gibi bir kız çocuğunun da desteği ile yayına vermeye hazır gibisin... Göreceğiz! Ben hâlâ senin zamana ihtiyacın olduğunu düşünüyorum. Belki diğerleri gibi dizi olarak yazmalısın. Eğer hemfikirsek, bence bir kere daha düşün.

Bu hafta güzel bir gelişme de evle ilgili oldu. Evini, yaşamını ve hatta kendini ne kadar sevdiğini fark ettiren olaylar örgüsünü düşünürsen, yaşamayı sevdiğini bir kez daha duyumsarsın.



26.12.2010 / 05:12

Bu sabah sana yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda daha önce yazdığım mektubu bitiremediğimi ve dolayısıyla sana gönderemediğimi fark ettim. Zorlu bir haftaydı değil mi? Bedenen ve ruhen oluşan yorgunluğunu kendi keyfinde salınan bir tren yolculuğunda içilen bir kadeh bira ve sıkışık otobüs koltuğunda yaslandığın güvenli omuzda bıraktın. Bu haftaya daha enerjik, kendine daha güvenli ve keyifle başlayacağını biliyorum. Yeni bir yılı karşılamak için bundan daha sağlam bir zemin bulamayabilirdin. İyi ki dedin mi?

Öykü'nün kapıldığı rüzgara biraz daha eğilsen mi? Mesela ilk paragrafın üzerinde biraz çalıştın... 

Evli bir adamın sevgilisi olmak istemiyorum, diye bağırıyordu, mutfağın krem renkli fayanslarına yasladığı yüzünü zor bela kaldırmaya çalışırken. Günlerdir su bile içmeyen ev arkadaşım Öykü'yü seyretmekle cezalandırılmıştım. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Banyo fayanslarından neredeyse kazıyarak kaldırmıştım onu daha bir kaç gün önce ve bir yarım günümü almıştı kustuğu acılardan arındırmak o yeri. Bulaşan rimelinin kara(n)lığında arkadaşımın yitip giden güzelliğini seyrettim bir süre. Kendimi bir arkadaş olarak suçlu hissetmeme sebep "beni ilgilendirmiyor" deyişimdeki pervasız yandı. Oysa ben ilgilendirmiyor derken, bir sevdaya engel olacak önyargılarımla boğuşuyordum. Geleneksel bir aileden gelişimden kalan saklı bir duvarı, gece karanlık çökerken yıkmaya çabalıyordum... sözüm ona kimsecikler karanlıkta bi’şeycikler göremezdi. Soğuk bir rüzgâr esti kırdığım duvarın ardında. Uzaktan sesini duydum duymasına da… Rüzgârın yıkıcı yanını yaşayan bilir. Karanlık yıkıcılığını arttırır. Soğukta ölümcül bir şiddete bürünür rüzgâr. Ve eğer çaresizseniz karşısında, yüreğinizi de söker alır. Geriye kalan beden sadece acır artık... her soğuk rüzgârda tüm yakıcılığıyla…

Hem öykünü rüzgâra bağladın hem de rüzgârı acıya. Ama bu sefer de geri kalan paragrafların yalınlığından dem vururken buldun kendini. Olay örgüsünü biraz süsle! İçine biraz daha heyecan kat mesela. Ya da öylece kaleminden aktığı gibi bırak. Hayat gibi olsun yani, hani öğrendim artık dediğin gibi. Bırak, nasıl akıyorsa öylece keyif al sadece. İlk paragrafındaki süsleri bulamasan da, biterken büyük büyük vurgularla okuyanı sarsamasan da, bırak. Her ilişki gibi her öykü de kendi sonunu yaşar. Senin için, sana, senden aktığını bilerek yaşamı akışına bırak. Sonlarını da...

Yakında görüşmek üzere. İyi niyetini üzerinden eksik etme.


Senin,
xxxx


Kısa Not: Seni Seviyorum. Hep.




14 yorum:

AVRAM USTA dedi ki...

O -diğerlerinden- birisi olarak tavsiye etmem geceleri rüyana girmeye başlıyor;dönüp okudukça değiştiresin geliyor bazı bölümlerini.Uzayıp sarkan yerler oluyor yayınlamış oluyorsun.Bu sefer de eldeki malzemeyi beklemeye alıyorsun , dinlendirip gözden geçirebilmek için.Tek faydası şu belki de en önemli faydası ve yayın sebebi : Okuyan sayısı ne kadar fazla olursa , yorum sayısı da inceleyen sayısı da bir o kadar artıyor.Bu da yazının durumu hakkında daha fazla bilgi almanı sağlıyor.

aysema dedi ki...

Çok güzel haberler bunlar Sevgili Evren'im. Her şey istediğin gibi olsun. Gönlünce...

İyi ki yazıyorsun demiş miydim?

Ateş Böceği dedi ki...

Canım Evren Ben de seviyorum seni :))

Parpali dedi ki...

Mektup, ne güzel şey değil mi Evren? Geçenlerde okuduğum şu satırları anımsadım, mektubunu okurken.
...
Mektuptan söz ettim; çünkü kâğıdın mektuba dönüşmesi, kurşunun altına dönüşmesinden daha az hayret verici değil. Mektuptan söz ettim; çünkü elinde tuttuğun kâğıt, artık kâğıt değil.

-Ali Ural-

gereksiz adam dedi ki...

Ya da öylece kaleminden aktığı gibi bırak. Hayat gibi olsun yani...

saygılar

hasret senfonileri dedi ki...

pek anlayamadım dersem.. bu, aptallığımın mı, yoksa çok yorgun bir dimağa hükmedemeyişimin mi ispatı olur sevgili. Evren??
Sen yazdığın öyküleri mi anlatıyorsun kendine?? niye bize değil?? mesela neden ben o mektupları bana yazılmış gibi okumanın zevkini tatmıyorum?? Yaa boşver güzel havalı kadın.. kafam karışık bu aralar hoş gör.. Ama yine de bir basıma girecek yazıların müjdesini almışsın gibi sevindim..
Bana daha anlayabileceğim gibi anlat!! :))

Elif Gizem dedi ki...

Tadı hiç eksilmiyor, eskimiyor mektupların. Yazan elin sıcaklığıyla ulaşıyor hep adreslere. Ve yine satır aralarında bir "iyi ki" farkettim, içim ısınıverdi...

Evren dedi ki...

dediğin doğru avram usta, insan bir süre sonra yazdıklarını beğenmez oluyor... zamanı vardır mutlaka, zamanını bekliyordur. sağolasın.

Evren dedi ki...

:) aysema iyi ki bir kere daha dedin, içim ısındı sebepsiz. öperim...

Evren dedi ki...

kız çocuğu kocaman sarılırım ben sana, ateşin ısıtır bir gülümsetir bilirim.

Evren dedi ki...

ne güzelmiş parpali, yazdım yüreğimin bir köşesine. mektup yazmak ve okumak kadar keyiflisi yok benim için de...

Evren dedi ki...

gereksizim saygına sevgi ile karşılık vermek istedim. güzel olsun günün...

Evren dedi ki...

hasretimin senfonileri, aklıma harika bir fikir getirdin. becerip de gerçekleştirebilirsem belki o zaman zevkini yaşayacaksın sana yazılmış bir mektubun. bu bir söz değil bir fikir. gülüşü yürekli kadın sarıldım öptüm seni...

Evren dedi ki...

iyi ki değil mi elifim içimizde saklı sevgi, hemen ısınıveriyor, kimden, nereden, nasıl geldiği önemli değil, ılık bir rüzgar yetip de artıyor.