Cumartesi, Eylül 25, 2010

Yumurta Sufle ya da Bir Şımarık Sabah Vakti

Bu sabah 4.15 gibi açtım gözlerimi. Nedensizdi, o anda. Artık sizin de bildiğiniz gibi bünyem rahatsız; alışığım ben onun uyumamalarına ya da zamansız uyanmalarına. Kalktım bir yudum su içtim. Yatağıma dönmek yerine, polar battaneyemi alıp salondaki L koltuğa uzandım. Sonra aslında son derece gereksiz gibi görünen bir şey yapıp eski ekmek teknesindeki dekorasyon dergilerinin üzerinde duran laptop'a baktım. Uzanıp aldım. Önce gelen bir maili ardından da bir blogu okumaya başladım. Bir tarih seçtim, o tarihdeki yazıyı kendime yol ettim. Sonra ilk yazıya dönüp yakın tarihe doğru okumaya başladım. Oku demişti O bana. Okudum. Uzun zamandır içimde yükselen bir ses gibiydi okuduklarım. O'nun suretlerinde karşıma çıkanlara kulaklarımı mı kapamıştım? Sonrası, sorulardı, sonrası cevap aramalar.  Bir saatten fazla okudum. Yok yok okumak değildi, içimde hissettiğim her bir kelime bir duvarıma çarpıp yıkıyor gibiydi. Bir deprem... Sonrası bir teslimiyet gibiydi. Saatin farkında değildim. Sabah ezanı okunmaya başladı. Banaydı. Sessizliğin içinde, bana, yalnız bana, sadece bana sesleniyordu. Sabah ezanı, Sabâ  makamında okunur, içi hüzün kokan bir kadının sabah ezanını sevmesi için yeter de artar bir sebep değil mi? Yaz sabahlarından farklı olarak, sabah ezanını sonbahara yakıştırırım ben. Hüzün ikiye katlanır. Pencerenin aralığından usul usul gelen sese ve yele verip duygularımı kapadım ekranın beyaz ışıklı ekranını. Üzerime iyice çekip siyah polarımı, daldım huzurlu bir uykuya, derin olacağını hissebiliyordum. Daha önce bir okyanusta hiç yüzmemiştim.

Gün çok erken başlamadı. 8 gibi gözlerimi açtım tekrar. Güneş yalayıp geçiyordu yüzümü, gözlerimde durup okşadı bebeklerimi. Sonra yanağıma usul bir öpücük bırakıp uyandırdı beni. Geldiği gibi sessizce yoluna devam etti. İçimin sıcaklığında, enerjisi yenilenmiş bir kız çocuğu da kalktı benimle birlikte. Gün güzel olacaktı. Belliydi.

Yüz şapur şupur bol suyla yıkandı. Aynada ışıldayan gözlerin sahibine bir gülücük bırakıldı, yanaktan bir makas alındı. Ah Tanrım! Bugün başka bir ülkede başka birinin ruhunda falan mı uyandım ben. Evren'in bütün enerjisi içimde de sanki.

Üzerime, hafif, ince bir elbise giydim. Çamaşırları yıkanmaları üzere makinaya doldurup, dönmelerini seyrettim. En son bunu yaptığım sabah, bir karar vermem gerekiyordu. Sıkıntılıydım. Oysa bu sabah, eğlencesine baktım dönüşlerine. Gülümsedim. Banyodan çıkıp mutfağa yönelirken, gelişi güzel yatağın üzerine atılmış battaniyeyi derleyip katladım. Yağaımın üzerini örttüm ve camı açtım. Annemden kalma bir alışkanlık aslında bu yatak toplama. Ben yataklarımızı hiç dağınık görmedim. En sıkışık zamanlarda bile önce yatakların üzeri örtülür, düzeltilirdi. Böyle bir annenin kızı olduğum için mutlu oldum. Annemin yüreğini öptüm. (İyi ki, senden olmuşum ben.)

Buzdolabının kapısı açık, önünde ne yesem diye düşünen ben... Hafta arasının sabahlarını genellikle yulaf, çeşitli flakesler ve sütle geçiştiren ben, hafta sonları kahvaltılarımı mutlaka bir şölene dönüştürürüm. En azından bir gününü. Bu sabah böyle bir şölen için biçilmiş bordo renkli ipekli, gümüş işlemeli kaftan gibi. Dolapta bir önceki hafta sonunun şımarıklığından kalan çemensiz pastırmalar, yumurta, yarım pembe domates, birazı bir önceki akşam salatada kullanılmış köz biber,  hâlâ umut vaadeden rokalar, dostluk kokan kurutulmuş domatesler, az biraz sert beyaz peynir ve boynu bükük dil peyniri dikkatimi çekti. Hepsi bir anda değil tabi. Teker teker... Hani bunun yanına ne olsa iyi olurdu derken derken çıkıverdiler karşıma...

Plan basitti. Bir sufle kabına pastırmalar kenarları taşacak şekilde yerleştirildi. Ortasına az biraz pembe domates, köz kırmızı biber konuldu. Üzerine yumurta kırılıp, tuz, karabiber ekilip, 170 derece fırına verildi. Ara ara kontrol edilerek yumurta pişmek üzereyken küçücük doğranmış dil peynirleri de üzerine atıldı. Böylece yaklaşık 10 dakikada şımarık bir kahvaltının baş rolündeki yumurta hazırlanmış olacaktı.

Ben sabah kahvaltılarında bilumum ot severim. Bu da babamdan geçen bir alışkanlık. (Canım benim.) Rokanın kurtarılabilenleri ince ince doğrandı, üzerine pembe domates küp küp kesildi. Kurutulmuş domates şişesinden çıkartılan iki adet domates minik minik doğrandı. En üstüne de beyaz peynir rendelendi. Ben yağ, tuz ve karabiber eklemedim. Ne de olsa, karabiber lezzeti rokadan, yağ kurutulmuş domatesten, tuz da peynirden gelmişti. Bu sabah Doğadan firmasının çıkarttığı naneli soğuk çay denenecekti. Bir kocaman konik bardağa tamamı dolduruldu. Servis ederken bir kaç dal taze nane unutulmadı. Piştiğini haber veren yumurtalı sufle fırından alınıp, tüm hazırlananlar kahvaltı tabağında yerini aldı. Ben yanında Besaş'ın tam buğday ekmeğinden bir dilim yedim. Harika doydum. Keyfimi katmerledim. Sonra uzanıp koltuğuma bu güzelliği sizinle paylaşayım istedim. Gününüz ve yarınınız yüreğinizce olsun dilerim.







NOT: Bu tarifin aslı Pastırmalı Yumurta adıyla Cafe Fernando da yayınlanmıştı. Benim tariflere sadık kalamayan bünyem, ana malzemeleri aldı ve onlardan yumurta sufle yapıverdi. Tarifini oradan olmak daha akıl kârı olabilir tabi...

16 yorum:

AyŞeGüL dedi ki...

Fotoğraflar iştahımı kabarttı.O zaman ne yapılacak.Yarın pazar kahvaltısı ritüeli bu menüyle renklenecek :)Sevgilerimle..

Handan dedi ki...

bana bursaya bakan bir sabah kahvaltısını anımsattı bu kahvaltı hemencecik yazayım

gmnydn dedi ki...

Teşekkürler Evren. Aklıma düşürmen ile çok güzel bir kahvaltı yaptım :)

http://gmnydn.blogspot.com/2010/09/guzel-bir-haftasonu-kahvalts.html

Uma dedi ki...

Eli degdi mi, hersey sihirle donusur, sizlatan camasir makinasi guldurur :) Yaraticiliginin sonsuzlugunun keyfini sur, daha kimbilir neler neler yaratacaksin ASK adina :)

Pilli Petro dedi ki...

keyfili başlamış cumartesi umarım ki güzel bitmiştir, bitmeye yaklaşıyodur :)

böylesi keyfili bi cumartesi geçirmeyeli çok uzun zaman oldu bi gün çat kapı gelebilirim :))

cüzzamlı melek dedi ki...

yaşadıkların kadar bunu aktarışın da pek keyifliydi... her haftasonunu aynı güzelliklerle geçirirsin umarım:))

Evren dedi ki...

ayşegül sonuçları alayım ne kadar renkli oldu pazarınız... sevgiler...

Evren dedi ki...

okudum da detay verillmemiş o yüzden bilemedim nasıl da bir sabah kahvaltısıydı handan...

Evren dedi ki...

afiyet olsun, fotoğraflar kahvaltının güzellliğini resmetmişti zaten gmnydn :)

Evren dedi ki...

Uma diyorum ya ve hep diyeceğim ya, iyi ki, iyi ki çıktın karşıma, yepyeni bir surette aklımı yüreğime, yüreğimi aklıma taşıdın, ruhum zenginleşiyor ve güzelleşiyor, hissediyorum. AŞKla...

Evren dedi ki...

valla gecesi daha da güzeldi be pillim de sabahı pek güzel olamadı haliyle :)) sen dilediğin istediğin zaman çık gel. ev fsmde biliyorsun. balkon bar dostlara hep açık 7/24 :)

Evren dedi ki...

hepimizin tüm günleri güzel geçsin diyeceğim de melekim, bilirim yoktur öyle bi şey, o yüzden dilerim ki çoğunluğunda gülmekten aksın gözler :))

Elif Gizem dedi ki...

Valla kıskanıyorum senin bu kendini şımartma durumlarını:)) Yine çok lezzetli görünüyorlar:)

Evren dedi ki...

yahu kıskanma şımart sende kendini her fırsatta.... lezzetliydi be elif, dur ben bunun başka versiyonlarını deneyeyim haftaya :)

stuven dedi ki...

vedat milor gelse tek kelime laf edemez o derece harika olmuş :))


ve yarın pazar. sabah erkenden kalkıp mükemmel bir kahvaltı hazırlamalı.

Evren dedi ki...

hazırlamalı stuven... hazırlamalı ve kendini şımartmalı :)
o adam bulur anacım laf edecek birşey ama bir daha da bu sofrayı zor bulur :)))

© Evrenin Dünyası | Powered by Blogger | Design by Enny Law - Supported by IDcopy