Çarşamba, Temmuz 14, 2010

Gecesiyle Sabahıyla Günahıyla Sevabıyla

Daha beş yaşındaydı. Elinden tutmuş, yokuş yukarı olan evimizin yolunu güle eğlene çıkıyorduk. Akşam sofrasının klasik pazarlığı bu sefer yolda başlamıştı; köftesini yerse on dakika daha fazla seyredeceği televizyon savaşlarının galibi o olmuştu. Öyle yorgun bir hafta ortasıydı ki, hiç köfte yemese de koparırdı o izni benden.

Yokuşun başına yaklaştıkça mahallenin haylazları koşuşturmaya başladılar sağa sola. O karmaşada koca kamyonu gördüm, kirli üstleri başları ile eşya taşıyan adamları ve ilk maaşımla aldığım radyoyu. Elim terledi, soğudu, ılındı, buz kesti. Onun küçüçük elleri ise, televizyonu görünceye kadar ılıktı. Sonra eli terledi küçüçük, soğudu kocaman, ılındı azıcık, buz kesti büsbütün. Tanımadığı adamların neden evimizdeki  eşyaları götürdüğünü bir türlü anlayamadı. Aaaa, televizyonumuz diyebildi sadece,  cümlesini arkadaşları kesti. Oyun arkadaşlarının koşarak ona gelip, televizyonunuzu bile aldılar derken ki bakışlarında ezilen çocuk yüreği yere düştü. Bir anne çabukluğu ile aldım küçüçük yüreğini elime ve hızlı adımlarla, biraz da çekeleyerek onu... Eve gidince anlatırım diyebildim sadece. Tek istediğim o anda oradan toz olup uçup  gitmekti, onun da elini elimde sıkıca tutarak, toz olup uçmak. Merdivenleri çıktık, hiç konuşmadan. Bu gece köfte yemesem olur mu dedi, olur dedim, elini daha da sıkıca tutarak.

Eve girdiğimizde henüz gelmemişti. Gelmesin istiyordum, bu gece eve gelmesin. Elinde rakı şişesi ile eve girdiğinde, oğluma alamadığım sütün öfkesi boşaldı içimden. Kusmuşum. İçimdeki öfke, öyle dalgalarla falan kıyaslanamaz, öyle taşkın, öyle sel gibi, sustum. Aniden. Durdu zaman. Dondum. Hayır, hayır öldürmeye değil ama bitirmeye çok niyetliydim. Elime uzandı eli, baktım. Bilmem şimşeklerim mi aldı gözlerini benden, ama eğdi kafasını, o gece bir daha da hiç kaldırmadı. Oğlanı yatıralım dedi, yatıralım ve konuşalım dedim. O evde, sesimiz hiç yükselmedi. Öfkelerimiz, oğlumuza hiç değmedi, iyi ki...

Oğlumuzu öpüp koklayıp yatırdık, beraber, bir masa kurduk balkona, beraber... Tuhaf geliyor değil mi? Ama biliyordum ben, o gece... O gece, gözlerimden şimşekler çıkıyordu. Ona dedim ki, onca yıla sığdırılmış bir aşka, şimşekler çakarak bakmak istemiyorum artık ben. İçimde patlayan fırtınaların sebebi sen ol istemiyorum. Ben sana, güzellikleri yükledim, aşkı ve inancı... Artık bir güzellik yok geldiğimiz noktada, uzun zamandır yok da, insan kıyamıyor yıllarına. Aşk dersen, ufak tefek yangınları atlattı da, en büyük yangında külleri bile savruldu, sen de biliyorsun değil mi? Geriye inanç kaldı sanıyorsun belki ama, o da az önce bu kapıdan çıkıp giden eşyalarla birlikte ardına bakmadan yitip gitti ufuklarımda. Şimdi bir sen varsın çıplak, bir de ben. İlk günkü gibi. Hiç tanımadan önce üzerine kurduğumuz hayaller gibi, çıkarsız ve savunmasız. O nedenle bu gece eskisi gibi sohbet edeceğiz ve sen yarın sabah bu evden çıkacaksın ve bizim başımızı dimdik kılacak bir adam olarak geri dönünceye kadar bir kere bile bu evde uyumayacaksın. Ta ki, oğlumuz, babam daha büyük televizyon alabilmek için göndermiş eşyalarımızı diyebilinceye kadar, sen başka bir şehirde çalışmaya gitmiş olacaksın. Kafasını hiç kaldırmadı. Söylediğim herşeyi, sessizce onayladı. Eskisi gibi olmadı sohbet o gece, artık hiç birşey eskisi gibi olmayacaktı ya zaten. O gece, sarılıp uyuduk. Acizliğinin soğukluğunda, uyku ikimizi ne kadar tuttuysa o kadar tuttuk biz de birbizimizi.

Sabah, o her zamanki gibi bizden erken çıkacaktı evden ve her zamanki gibi oğlum ve ben, pencereden el sallayacaktık o uzaktan bize özlemle hala bakarken. O sabah garip bir şey oldu, oğlum babasına gitme dedi. Bugün işe gitme. Ben de okula gitmeyeyim. Beraber parka gidip oyunlar oynayalım. Öyle bir öptü ki oğlunu, öyle bir sarıldı ki babasına Ali... Oracıkta vazgeçmek üzereydim aldığım karardan.  Bir gece öncesinin buz kesen elleri, sabahına ılınmıştı işte yeniden. Elinden tuttum Ali'yi, çelimsiz bedenini bir adım geriye çektim. O anda, dün geceden beri ilk defa gözlerime baktı oğlumuzun saçları ile vedalaşırken; fark ettkim ki, gözleri yüreğime artık çok uzaktı. Pişmanlık taşıyordu beyazından ve kahvesi parça parçaydı. Benim son sözüm, baban geç kalıyor oğlum oldu. Ali'nin ki ise,  tamam ama söz ver dedi, söz ver yarın işe gitmeyeceksin. Ben de okula, oldu. Onun son sözü, bakışları oldu, yüreğimi delip geçen bakışları. Demek ki hala yüreğime dokunabiliyordu. Acıyan yüreğimde, saplı kalmış bıçağı çekip verdim eline. Bunu dedim, bunu attığın her adımda hatırla. Bu bıçak kesip attı herşeyi, ne varsa. Bilmem, bakışlarımın tercümanı oldu mu o anda yüreğinde bizden kalan son parça.

O sabah da, o her zamanki gibi bizden erken çıktı evden ve her zamanki gibi oğlum ve ben, pencereden el salladık babamıza, artık uzaklardan, yakaran bir özlemle bize bakarken.

Biliyordum, biliyorum ki gecesiyle sabahıyla günahıyla sevabıyla, onüç yılın ardından, ceketini alıp gitmek bir adam için zordu. İnancımı yitirmesem, sevgimiz bizi yarınlara taşırdı biliyorum, herşeye rağmen kalkardık biz o büyük taşların da altından. Eğer bir gece önce, kendine inancını yitirmiş bir adamın kabullenişine şahitlik etmeseydim, inancımı sorgulayabilirdim. Ve yüreğim ele geçirirdi benliğimi. Bu düşünceden hemen uzaklaştım, bu sefer izin veremezdim, bu geldiğimiz son noktaydı, bir adım sonrası, felaketimiz olacaktı. Ali de tek şahidimiz. Bütün bunları onun omuzlarına yükleyemezdim. O daha, beş yaşında bir çocuktu, gözleri umutlu, yüreği sevgi kokan. Ve büyüklerin almak zorunda kaldığı kararlar, çocuklara hep çok uzaktı. Düşündüğüm tek şey, ben güçlü ve ayakta olursam, Ali'nin çok daha mutlu olacağıydı. Böylece tek bir yanı eksik kalsa da çoğalması mümkün olacaktı. Ama diğer türlü, eksikleri giderek çoğalacak, yaraları giderek büyüyecek ve belki de  hiç tam olamayacaktı. Bunu görüyordum, müneccim değildim. Kocamı tanıyordum ve yaşattıklarının farkındaydım ve daha da kötüsü yaşatacaklarının... Sadece, uygulayabilceğim bir kararlılıkta bir sonuca varmam gerekiyordu. Yaptığım bütün hesapların sonu, iki kişilik kocaman bir dünyanın, 3 kişilik giderek küçülen bir dünyadan daha mutlu kılacağına varıyordu.

Bir sonraki gece, babası eve gelmeyince, para kazanmak için uzaklara gittiğini söylediğimde, Ali televizyon mu alacak bize dedi. Henüz beş yaşında bir çocuğa neden akşam uyumadan önce bir saat televizyon seyredemediğini anlatacak kelimeleri bulamayan kendimin, bardağın taşarken götürdüklerini fark etmesiyle sarsıldım. Oğlum, babasız büyüyecekti. O gece sarsıla sarsıla ağladım. Bir ailenin varlığının, çocuklarının boynunu bükmemek olduğunu kendime defalarca tekrarladım, ikna oldum mu bilmem ama sızmasam ertesi sabah kalkacak gücü kendimde bulamayacaktım. Sonraki altı yıl, çok zor geçti. Ama hergün ölmektense, bir gün ölecektik. İşyerime telefon ettim, Ali'yi okula göndermedim. Parka gittik, oyunlar oynadık ve konuştuk. O günden sonra iki kişilik dünyamızda, kocaman insanlardık. Çabuk olgunlaştırdı hayat oğlumu. Beni hiç üzmedi. Hiç yalan söylemedi.

O geceden aylar sonra, evimize küçük ekran bir televizyon alabildiğimizde, oğlumun parlayan gözlerle, televizyonumuz geldi babam da bu gece gelir değil mi deyişini hiç unutmadım. O, gece uykuya dalmadan önce televizyonu bir saatten fazla seyretti. Bense onun çocuk sevincini.

Hiç bilmiyorum, iyi mi ettim kötü mü... Ve bugün  on yıl sonra, bazı sabahlar o pencereden el sallarken bulurum oğlumu. Elini cama yaslar ve bekler, öylesine bir iş gününe uğurladığı babasının akşam vakti eve dönecek olma umudunu taşıyan yüreğini yüreğime saklar, ağlayamam. 








19 yorum:

cem dedi ki...

kalsaydı daha büyük yaralar açılabilirdi kalbinde oğlunun. Hayırlısı bu olmuş.

Amacım teselli falan değil aslında. İnanmışsın, kararını vermişsin ve uygulamışsın.. Sadece ortak olmak istedim hikayeye kelimelerle. ''okudum ve çok etkilendim'' demek istedim...

Şaşkın Kova dedi ki...

offff yaaa... hemşireee psikopata bağlamışın gene...

Kara Kalem dedi ki...

Ben onun yanında yaşarken bir hiçtim.
Öyle hissederdim.
Beni o tamamlardı.
Öylede sanırdım.
Şimdi o yokken de ben hala bir hiçim
Öyle hissediyorum
Belki yarımım ama
Tuhaftır
Hala tamamım sanıyorum
Meğersem benim yürekli arkadaşım
Ben ardıma dünyaları sığdırmışım
Yavruma işte
Her gün ama her gün
Dünyalar kadar sıkı sarılıyorum

Alimin ve senin gözlerinden öpüyorum. Ağlattın bu koca adamı balkondaki kadın.

EBRULİ dedi ki...

Çayımı alıp geçtim yazılarının başına..İçemedim.Boğazımda düğümlendi..Gözyaşlarımı tutamadım.Ali'nin annesi çok güçlü,çok özel bir kadın.Ali çok şanslı.Keşke her kadın böyle anne olabilse.Sevgilerimle..

kara kitap dedi ki...

yazınız kurgumu yoksa hayatınızdan mı bilmiyorum.ama kurguysa kesinlikle çok çok çok iyi yazıyorsunuz.okurken içim sızladı,gözlerim doldu.eğer hayatınızdansa çok güçlüsünüz.böyle bir karar vermek çok zor.erkek çocukların seçimi hep babadan yana olur.

buraneros dedi ki...

Yani... hakkatten... yazmışsın!

Okurken, altındaki imza için sürekli acabalar geçti aklımdan... Sonuna gelince dedim ki; helal olsun:))

Ateş Böceği dedi ki...

ağlamadım ben de ..
Çok güzeldi üstüne söz söylenmez :)

hüznün tadı dedi ki...

Susup kaldım okuyunca. Kendi yaşadıklarımla benzerlikler buldum. Benim Alim özlem duymadı belki,ama acılar yaşadı.Şimdi düze çıktık.Yaşadıklarımı düşününce karar veremiyorum.Hangisi iyi?

Uma dedi ki...

Evren kalbim sıkıştı ama.....!

Kara Kalem dedi ki...

Ben öyle hikayenin kurguymuş değilmiş triplerine girmek istemiyorum hiç. Adam gibi oturup ağladım. Bu akşamda kuracam çilingiri, eğer koca şişeden bir yudum birine verirsem namertim şarkısınıda dolayacam dudaklarıma, köylü yüreğimle, adam oğlu adam gibi bir daha, ağlamak istiyorum.

Bana yüreğine az hasır ser diyorlar. Cevabım küfür oluyor. Umarım bu özelliğimi mezara kadar taşırım ve değişmem Evrenim. Yazın kurguda olsa, gerçekde olsa, bunun bin katını yaşamış ve görmüş bir adam olarak, duygu bazında baz morfin etkisi uyandırdı üzerimde diyebilirim.

yüreğine sağlık arkadaşım.

Evren dedi ki...

Anlatıcıyı birinci tekil şahıs seçmem bir tesadüf değil, bir karar. Böylesine bir hikaye kendi başımdan geçmese de, yani bir Alim olmasa da, Alileri, ve annelerini ve babalarını tanıdım şu hayatta.

Kimileri eğdi başını gitti, kimileri ceketini alıp... Kimileri kaldı savaştı güneşler açtı, kimileri kaldı ve daha da kötü oldu herşey.

Anne değilim, olmadım. Şu zamandan sonra da olamam herhalde, ama inanırım ki, anne baba olmak zor iş. Yürekli olmak gerek, doğru zamanda doğru kararı alabilmek için farkında olmak gerek. Bilmem ahkam kesmem doğru mu böyle anlar için, ama bir çocuğun yaşadıklarının neler olabileceğini biliyorum, çocuk olduğum için ve bir anneyi kolaylıkla anlayabilirim, kadın olduğum için ama bir babanın duygularının neler olabieceği konusunda en ufak bir iddiaya bile giremem. Anladığımı sanabilirim, belki...

Bir arkadaşımla yaptığımız sohbet sırasında, "başımızı dimdik kılacak bir adam olarak geri dönünceye kadar bir kere bile bu evde uyumayacaksın."
lafı çok dokunmuştur bana. Bu cümlenin etkisi ile dile gelmiş bir hikayedir okuduğunuz.

Gerçektir bir o kadar ve kurgudur kalemim döndüğünce. Dinlerken ne kadar ağladıysam, yazarken de, okurken de bir o kadar ağlatmıştır beni de. Elim cama gitmiştir mesela, Ali olmuşumdur ve başım önüme eğilmiştir, baba olmuşumdur ve ama en çok kadın, belki de daha çok da anne olmuşumdur, ağlamışımdır her bir kelimesinde. Dinlerken, mutlaka çakmak çakmak bakmıştır gözlerim, eminim. Onun hikayesi, kapalı kapılar ardında kalmış nice hikayeden biridir ve bir gün anlatmamı isterse, onu da paylaşırım sizlerle...

Edebiyat gerçeğin süslenmiş hali gibi gelir bana. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali...
Yok yok yanlış anlaşılmasın, edebiyat yapıyorum iddiasında değilim, ben basit bir anlatıcıyım sadece, gerçekleri kırpıp,bazen üzerine bir tutam şeker, bazense limon sıkarım, dedim ya kalemim döndüğünce, kendi yüreğimce anlatırım.

Değerli yorumlarınız, durumun yarattığı duygulara ortaklığınız ve en önemlisi varlığınızla beni çoğalttığınız için hepinize teşekkür ederim.

Paylaşmak güzel!

Kara Kalem dedi ki...

Kime ne kadar uzanır elim, kimi ne kadar koruyabilirim, kanatlarımın altındaki gölge kime ne kadar yeter bilmiyorum ama zembereği iyi ayarlanmış bu yazıdan sonra bile Ali yi himayem altına almak istemem benim baba olma vasfımdan ileri gelmektedir. İyi bir babamıyım değilmiyim ona miroşumun gözlerinin içi ve yetişebildiğim çocukların küçük parmakları nasırlı ellerimi tuttuğunda, sadece onlar karar verecek. Zaten böyle bir çabam yok, ben istiyorumki, bende olanın tümünü, olmayanıda yaratarak onların mutluluğu ve gelecekleri için kullanabileyim. İşte baba olmak böyle bir şey. olmayanıda yaratman gerekir. Tanrıyı oynamalısın. Yeri gelip Tanrıyı kıskandıracak kadar.

Ve sen bu hayatın hikayeleri olduğu sürece, kalemin iş yapar gülüm.

Adsız dedi ki...

en dogurusunu yapmıs bence bazen askın arkasına saklanıyoruz yapılanları yok sayıyorum ama burda mantıgını ortaya komus dogrusu bu çok güzel hıkaye gozlerım dolarak okudum harıkasınız ever.))))

Efsa dedi ki...

Tek bildiğim boşanmış ailelerin ço cukları erken olgunlaşıyor.

y. dedi ki...

çok ağladım, çok.. ah be evren. nasıl cümleler bunlar, nasıl bir yürek bu, nasıl bir sitem incecik, herkesten çok kendine ağırlaşan yürek. açıklama gerekmiyor bazı çocukalara, küçücük gözleri görüyor ve susuyor bazen herşeyi.

Adsız dedi ki...

Balıklı meyhanenin balkonunda sana sarılmış kendime gelmek için temiz havayı ciğerlerime çekerken,temiz hava değil, 1,5 yıl sonra haberdar olduğum yazının bir tek cümlesiydi beni kendime getiren..çok az kişiyle paylaşabildiğim, onur meselesi yaptığım yaşanmışlıklarımı paylaştığımız o gecenin ardından, anlattıklarımı ne kadar da "BEN"mişim gibi özümsemiş ve ne kadar "BİZDEN" olmuşsun o gece..
Dünde bıraktığım karanlığımı, o müthiş yazını okuyup, yüzümü buruşturarak hatırladığımda, 11 yıl önce aldığım kararın doğruluğunu bir kez daha kendi kendime teyid ettim. Oğlum için ve benim için en doğru karar olduğunu bu gün artık çok daha iyi görebiliyorum.

ve şunu biliyorum ki, dünlerde yaşananlar önemli değil ,önemli olan; yarınlarda hiç olmamak.. hiçlikte kaybolmamak.. iyiyim, iyiyiz ve daha iyi olacağız.. sende , bende ayakları üzerinde duran bizim gibi bir sürü kadında ..biliyorum. .. Güçlü hissetmek ve güçlü görünmek anlam katıyor dişiliğimize.. Seni tanıdığıma, seninle paylaştığıma ve beni anladığına öyle memnunumki.. iyi ki varsın Evren TOPUZ.. Babasına layık..İsmet TOPUZUN kızı.. SENİ SEVİYORUM!

........

Adsız dedi ki...

Balıklı meyhanenin balkonunda sana sarılmış kendime gelmek için temiz havayı ciğerlerime çekerken,temiz hava değil, 1,5 yıl sonra haberdar olduğum yazının bir tek cümlesiydi beni kendime getiren..çok az kişiyle paylaşabildiğim, onur meselesi yaptığım yaşanmışlıklarımı paylaştığımız o gecenin ardından, anlattıklarımı ne kadar da "BEN"mişim gibi özümsemiş ve ne kadar "BİZDEN" olmuşsun o gece..
Dünde bıraktığım karanlığımı, o müthiş yazını okuyup, yüzümü buruşturarak hatırladığımda, 11 yıl önce aldığım kararın doğruluğunu bir kez daha kendi kendime teyid ettim. Oğlum için ve benim için en doğru karar olduğunu bu gün artık çok daha iyi görebiliyorum.

ve şunu biliyorum ki, dünlerde yaşananlar önemli değil ,önemli olan; yarınlarda hiç olmamak.. hiçlikte kaybolmamak.. iyiyim, iyiyiz ve daha iyi olacağız.. sende , bende ayakları üzerinde duran bizim gibi bir sürü kadında ..biliyorum. .. Güçlü hissetmek ve güçlü görünmek anlam katıyor dişiliğimize.. Seni tanıdığıma, seninle paylaştığıma ve beni anladığına öyle memnunumki.. iyi ki varsın Evren TOPUZ.. Babasına layık..İsmet TOPUZUN kızı.. SENİ SEVİYORUM!

Evren dedi ki...

sen de iyi ki varsın güzel ve güçlü kadın. isteyince neleri başarabiliyoruz değil mi? ah bir de kahve içmeyi bilsek ;)

Adsız dedi ki...

Hem güçlü kadın diye methiyeler düz, hemde kahve meselesini tokat gibi vur yüzüme!... tamam karar verdim işte 3'e çıkmak yok.. 2 de bitiriyorum ve gecelerin içine etmiyorum artık söz:-)