Cumartesi, Temmuz 10, 2010

, ,

Aşka Dair - 5

Gecenin serinliği, sigara dumanlarının gölgesindeki omuzlara dokundukça ürperiyordu kadınlar. Anlatıcı, izin isteyip gittiğinde iki kadının konuşmaları geliyordu uzaktan, konuştuklarını duyurmak istemedikleri fısıltılarından anlaşılsa da, rüzgara yenik düşüyordu kelimeleri ve mutfak dolaplarından birinde asılı kaldı: Ne kadar şanslı, deyişleri...

Ev sahibi olarak, mutfakta hazırladığı yemeğe odaklansa da, evet dedi, iç sesi. Adamı öptü, dudakları dudaklarındaydı. Anlatıcı gecenin yoğunluğunu hafifleteceğini umduğu makarnanın suyunun kaynaması ile düşünden uyandı. Mutfağın tezgahına yaslanmış bedenini, iş yapabileceği kadar uzaklaştırdı. Büyükçe bir tencereyi ocağa, ısıtıcıda kaynayan suyu  tencereye, 'aldente' pişirecceği 'ıspanaklı tortellini'leri kaynamış olan suya koydu. Onbir dakikası vardı üzerine hazırlayacağı sos için. Dolaptan, mis kokulu tereyağını, kremayı ve dolmalık fıstıkları,  bir diş sarımsağı ve yeşil yapraklı fesleğenden kopardığı bir dalı çıkarttı ve mutfak tezgahının üzerine koydu. Ocağa koyduğu büyükçe bir tavaya, yağı koyması ile erimesi bir oldu. Yağ bir tatlı kaşığı bile yokken, üzerine eklediği dolmalık fıstıklar neredeyse bir avuçtu.

Düşük ısıda, yağı yakmadan fıstıkların renkleri dönünceye kadar bekledi, sarımsağı, bıçağın geniş yüzüyle bastırarak ezdi ve tavaya bıraktı. Baskın bir sarımsak tadı olsun istemiyordu, amacı sadece bir tutam lezzet katmaktı. Baskın olan tadın, tortellini olması şarttı. Sarımsağın kokusu karışınca kavrulmuş fıstıkların kokusuna, kremayı ekledi, ateşin altını mum alevine getirdi ve kremayı kaynatmadan ısıttı. Yumurta şeklindeki mutfak saatinin uyarısı ile tencerenin altını kapattı, biraz çukurca bir makarna kaşığı ile sularını süzdürmeden, tortellinileri alıp soslu tavanın içine koydu, teker teker ve nazikçe sosla buluşan tortelliniler, fıstıkları çapkın bakışlarıyla kendine yaklaştırıyor, oluşan bu tablo yemelik değil de giderek seyirlik bir hal alıyordu. Tenceredeki son tortellini de kendi fıstığı ile kaynaşınca, şöyle bir çevirdi tavanın içindekileri. Çukurca tabaklar aldı, uçuk yeşil tonunda, büyükçe bir tepsiye, yeşil büyük boy peçeteleri, çatal kaşığı, karabiber öğütücüsünü ve tuzu koydu. Çukurca tabaklara, on-oniki tane tortelliniyi özenle yerleştirdi. Üzerlerine biraz daha sos gezdirdi. Peynir rendesi ile, bir kaç ay önce gittikleri Floransa'dan aldığı  'permazan'dan rendeledi. Üzerine incecik kıydığı fesleğenlerden bir tutam gezdirdi. Bir kaç yaprak fesleğen ve yarım kesilmiş bir 'çeri' domatesle tabağın kenarını süsledi. Kokularını içine çeke çeke, tepsi ile balkonun yolunu tuttu. Tepsiyi masaya bıraktı ve müziği değiştirmek için tekrar içeri girdi. Buika'nın buğulu sesi, balkonun camlarına dokundu, ve perdelere, usulca çıkıp balkon kapısından; gözü yaşlı kadına ve dalıp giden diğerine ve gözleri ışıl ışıl olan kadının yüreğine değdi.  Kadın balkona çıkmadan bir kaç mum daha yaktı. Gece uzun olacaktı...


Devamı yazılıyor...
Fotoğraf: Google İmage

4 yorum:

sufi dedi ki...

Ben görmeyeli yemek pişirmenin aşksal hallerine geçmişsin evrenim.Her ne yaparsan yap güzel oluyor bence, aşkla yaptığın için.Canım tortollino istedi şimdi hadi bakalım.

Evren dedi ki...

canım tontinim teşekkür ederim, sen gel ben sana tavuklusunu, peynirlisini, mantarlasını, canın neylisini çekiyorsa onlusunu yaparım. sen hiç yorulma :)
öperim.

Tijen dedi ki...

Yakında romana dönüşecek bu gidişle bu öyküler Evren'ciğim, ne de güzel olur ama!

Evren dedi ki...

ah tijen!, herkes kendi romanının yazarıdır ya, benimki de öyle işte...