Cuma, Aralık 11, 2009

GEÇTİN VE GEÇTİN...

Dingin bir ruhun çığlığı duyulmaz bilirim de, görülmez mi be sevgili...


Yazdığı mektubu bu sözlerle bitirdi... Sevmekten yorgun düşen yüreğini, mecalsiz kalan dile getirişlerini, gücü tükenmiş bekleyişini son bir kez belirtmek istemişti. Her zamanki gibi özenli tavrını korumak istemişti; seçtiği kelimelerin az ve öz olduğundan emin olmak ister gibi defalarca okudu yazdığı satırları. Bazen bir kelimeye takılıp kalıyor, o kelimenin istediğini anlatıp anlatmadığından emin olmak için bir de yüksek sesle okuyordu.

Hayatı doya doya yaşamak ne kadar zorsa; yaşadığın hayatı anlatabilmek de bir o kadar zor.

Yaşadıklarını anlatabilse; hani kelimeler yetse, hani tükenmez bir kalemin mürekkebi gibi olsa kelimeler ve sonsuz uzunlukta olsa beyaz kağıtlar... Bundan daha fazlasını anlatabilirdi belki. Yaşadığım hayat dedi yüksek sesle, ya da o öyle sandı... Yaşadığı hayat, yazsa roman olurdu... Ne zaman iki satır yazı karalamaya başlasa, boşluğa atlamadan önceki korkuyu hissederdi derinlerinde.  Bu mektubu yazarken çok zorlansa da ilk defa yarım bırakmadı. Kendini şöyle ikna etmiş olduğunu da bir daha hiç hatırlamayacaktı: Bu benim son mektubum, bir vasiyetname sevdiğim kadına bıraktığım. Kadınımda kalacak son izim... Kadınım... Bu kelimeyi söylerken hala gülümsüyor oluşuna, hala yüreğinin kıpırdanışına, hala ısrarlı bir bekleyişin kurbanı hissedişine ve hala gözlerinden yaş gelmesine bir anlam yüklüyordu da anlamamazlıktan gelmeyi bir çözüm olarak görüyordu kendine. Mektubu okumaya devam etti. Satır aralarında dillendirilmeyen ama okurken hissedilenleri durup düşünüyordu arasıra;

Kendime ve bu dünyada en fazla sevdiğim kadına borçlu olduğum için bu düşüncelerimi yazmam gerektiği konusunda kendimi son bir kez ikna ediyorum.


Rahatsız edici soğuk bir ter beni sarmaya başlıyor.
Aldırmıyorum.
Boşluk beni içine çekiyor.
Hiç düşünmeden atlıyorum.
Düşerken midem bulanıyor.

Satır aralarına sıkışıp kalanları aklından geçirirken, gözünün önünden hayatının bazı kareleri geçmeye başladı. Görüntüler giderek hızlanırken, kafası aşağıya doğru düşmeye başladı. Boşluk kelimeleri  yuttukça, daha da derine düşüyordu ve midesi daha da fazla bulanıyordu. Gördüğü anlar,  kareler giderek önemini yitiriyordu.  O şimdi sadece korkuyordu. Gerçeklerle yüzleşme korkusu, onu ölüm kadar korkutuyordu. Şimdi karşısında sadece o bakışlar vardı, çok zaman önce ilk karşılaşmalarını anlatmaya çabaladığı karalamaların arasında bulmuştu o bakışları...
O güzel bakışların beni o kadar etkilemişti ki,

İçinden inanılmaz bir enerji saçıyordun,
İnanılmazdın.
Orayı terk ettikten sonra nereye gideceğimi şaşırmıştım.
Aynı gece bir kaç kez aklımdan geçtin.
Geçtin ve geçtin…..

Sandalyesinde geriye doğru kaykıldı. Mektubu ikiye katlayıp, özenle zarfa yerleştirdi. Zarfın üzerini  yazarken eli hafifçe titredi. Suçu, o anda açık pencereden girmekte olan gecenin esintisine yükledi. Kalkıp pencereyi kapattı. Mektup masanın üzerinde öylece duruyordu. Sevdanın gölgesi mektubun üzerinde uzuyordu. Uzandı mektuba, eline aldı, göndermekten vaz m ıgeçiyordu... Elinde mektupla yürüdü evin loş koridorunda, kapısı uzun zamandır açılmamış odaya ulaştığında yavaşlattı adımlarını. Kapıyı açtı, içeride sadece iki kişilik pirinç bir yatak ve başında bir komidin vardı. Zarfı, komidinin üzerine bıraktı. Cama doğru ilerledi. Kadının kendini bıraktığı pencereden boşluğa; sonsuzluğa baktı.  Kadının giderken bıraktığı zarfın yerinde kendi zarfı duruyordu, kadının yazdığı son mektuptaki son sözlerle bitirmişti mektubunu: 'Dingin bir ruhun çığlığı duyulmaz bilirim de, görülmez mi be sevgili...'

Rahatsız edici soğuk bir ter bütün bedenini sarmaya başladı. Aldırmadı. Boşluk onu içine çekiyordu. Hiç düşünmeden atladı. Düşerken midesi bulandı. Geriye, komidinin üzerinde yayınevine bıraktığı bir mektup ve kapaklı bölmede yer alan, üzerinde 'SENLİ BENLİ / bir özyaşam romanı taslağıdır' yazan bir kutu dolusu kağıt bıraktı.


________________________________________

Fotoğraf / deviantART

2 yorum:

sufi dedi ki...

Ne kadar titrek ve ürkek bir sevgili bu?İnsanın içini ürpertiyor doğrusu.
Geçtin ve geçtin;" vardın ve varsın, varolacaksın gibi bir mana taşıyor.
Sevgiler evren'im.

Evren dedi ki...

kendi zamanı içinde varsın ve varsın olsa da şimdiler de vardın ve vardın olabilir ancak sufim :)
sevgiler...