Cuma, Temmuz 24, 2009

İŞARET



Beklemek...
Senden gelecek tek bir işaret için...

Gecenin serinliğinde oturdu balkonuna. Peggy Lee Black Coffee albümünden en sevdiğ parça çalıyordu fonda: A Woman Alone With The Blues... Bir sigara yaktı. Gökyüzüne baktı. Yıldız yoktu. Gecelerdir hiç kaybolmayan yıldızı bile kaybolmuştu. İç çekti, derin, soğuk... Soluna doğru bir sıkıntı yerleşti. Yanıyordu teni. Sigarasından bir nefes daha çekti. Yeşil kaplı günlüğü sabah bulduğunda okumamak için çabalasa da; geceydi, yalnızlık çökmüştü ve o gene bildik tanıdık bir sese sığınmak konusunda zayıftı. Masanın üstünde duruyordu. Yeşil, küçük, ağır defter. Geçmişin kapanmış yaralarına açılacağını bile bile baktı deftere uzun uzun. Aklından geçenleri kovaladı bir süre. Ama olmuyordu. Gece üstüne geliyordu. Yetmiyordu rüzgar baskı yapıyordu ve anılar bir sağanak yağmurun habercisi bulut olup başında bekliyordu. Aniden doğruldu yerinden. Aldı eline yeşil, küçük, ağır defteri... Açtı kapağını, okudu ilk satırı: ÖZLEDİM... Büyük harflerle yazılmıştı. Düzgün özenli bir el yazısıydı. Kalakaldı o sayfada. Altına düştüğü tarih; 22.Temmuz.2006

Aklı, yüreği ve gözyaşları gidiverdi o tarihe:

Havaalanından almaya geleceğim seni yarın sabah, 4-5 günlüğüne geliyorsun sadece ama olsun. Ben senle bir sarılma süresince bile mutlu olurum. Sadece o kadar bir süre için gelsen bile. Öyle özledim ki...

Bir daha hiç gitmedi o havaalanına o tarihden sonra. O gece gelen bir telefon üzerine, anlamıştı. Beklediği işaret bu değildiyse de bir işaretti işte; yarınlar tükenmişti.

Ah yürek dedi kendi kendine. İkinci bir sigara yaktı. Herşey dedi ilk başlarken ne kadar farklıdır. Saatlerce sohbet edersin. Nasıl da zaman bulursun herşeye. Gelmelere, gitmelere. Uykusuz kalırsın. Umursamazsın. Sonraki zamanlar o sıklıkla devam eden sohbetlerin arasına, günlük rutin işlerin girer. Uzar aralar. Sonra bir gün içinde 2-3 mail, belki bir telefon konuşması, sonra kısa bir mesaj: "İyi geceler bebeğim. Benden hayır yok sana, çok yorgunum Yarın görüşürüz artık."

Oysa; o da, sen de bilirsin ki yarın yoktur. Yarınlara yüklediğin her anlam teker teker kayar gökyüzünden. Tutunduğun son yıldız da kaybolur gözünün ucundan. İçinde bir sızı... Çöker yüreğine yalnızlığın. Yakarsın bir sigara daha. Dumanı kaçar gözüne. Ağlarsın...

________________________________________________

Kitabının son bölümüne gelmişti ama kelimeler istediği gibi dökülmüyordu kaleminden. Mojito hazırlamıştı. Keyfi yerine gelsin diye. Yazdıklarını okudu. Beğenmeyip, taslak klasörüne attı. Yeni beyaz bir sayfa açtı. Bir nefes sigara aldı. Bir yudum Mojito. Gülümsedi. Geç olmasa, her zaman gittiği bara gider, oturur ve barın sahibi kadınla lak lak ederdi. Belki dedi adam da gelirdi. Ne güzle sohbet etmişlerdi o gece. Adamın yüreğinde taşıdığı kadını merak etmişti en çok. Bir kitap yazılırdı o gecenin üstüne diye düşüdü.

Son bölümün giriş cümlesini yazdı:

Beklemek... Senden gelecek tek bir işaret için... Tina Turner, I've Been Loving You Too Long dediğinde, bıraktı herşeyi olduğu gibi.

İçeri girdi. Joss Stone, The Chokin' Kind dinledi defalarca.








__________________________________________



Fotoğraf / Serenity© Patricia

4 yorum:

özlem dedi ki...

Yarın yok işte en acı olan da bu ya zaten.
Yarın yok ve yaşana her şey k,hızla, acımasızca tüketeliyor.
Kalemine ve yüreğine sağlık, Evren'ciğim.

Evren dedi ki...

yarınlar aslında var da yarın değil belki de özlem :) sevgiler...

EBRULİ dedi ki...

Yarını eksiltmeden,eskitmeden yaşamayı başarmak değerli olan.Çok zor ,ama yapılabilir.Çok güzeldi,yüreğine sağlık.Sevgiler.

Evren dedi ki...

ne güzel demişsin ebruli: eksiltmeden, eskitmeden... sevgiler...