Cuma, Ağustos 28, 2009

KARANLIK KORİDOR - 2

ÖNCESİ

2001, Bursa

Hemen yan odada bir bağrış çığrış sanıyorum yer yerinden oynamış, dünyalar
yıkılmış üzerlerine. Adam çarpıp çıkıyor kapıyı, kadın bir paspasın üzerinde
sürünüyor; onu değil beni seç diye. Adam kararlı adımlarla iniyor merdivenleri,
kadın yaşlı gözlerle paspasa sarılıyor güç kuvvet versin diye. Uzatıyorum elimi,
hadi kalk ayağa diye, bakıyor sadece.

Aysel'i tanıdığımda, Amerikan ortaklı bir şirketin yöneticisiydi. İyi bir kolej ve üniversite eğitiminden sonra Amerika'da master yapmış, 5 yıl oralarda çalıştıktan sonra çokuluslu bir şirketin Türkiye ayağında, ortak olarak göreve başlamıştı. Murat'la bir iş seyahati sırasında tanışmışlardı. Murat baba parası ile oyunlar oynayan, genç borsacılardandı. Sıklıkla yurtdışına gider, özellikle de Yunan Adalarına takılırdı.

Aysel anlatmaya başlamadan önce ucunda tek bir pırlanta taş olan ve tabi ki Murat'ın hediyesi sigaralığına bir sigara taktı; "Günde bir tane içerim." Gülümsedim; "Sakıncası yok benim için..."

"Murat... Hayatımı adadım derler ya... Adadım biliyor musun... Ee... Nerede teybin?"

"Bugün notlar alacağım. Soru cevap yapsak... Tabi ki teybim de yanımda, onsuz olmaz biliyorsun"

"Peki, soru cevap yapalım."

"Şu kavga olayı vardı ya hani; sana şömineden aldığı bir odun ile vurduğu, an'ı anlatsana bana"

"O gece gene o kadına gidecekti belliydi. Tıraş oldu, hazırlandı, iş toplantım var dedi ama biliyordum. Nedense ona gideceği gecelerde hep aynı beyaz gömleği giyerdi ve hep o kokuyu sürerdi. Ben almıştım adi herife... Hıh... Pezevenk... Annem duysa küfürlü konuştuğumu, ah o eğitimleri boşuna aldı bu kız diye dizlerini vura vura ağlardı. Hoş zaten Murat'ı tanısa o gün ölürdü kalpten ya... Şanslı kadınmış, kızının saçmalıklarını görmeden gitti, bir de sigaraya başladığını tabi... Sigaraya o olaydan sonra başladım..."

"Farkındasın değil mi gene konudan konuya..."

"Tamam kızma hemen, senle de iki çift laf edilmiyor şöyle rahat rahat. Ne anlatıyordum ki... Ha tamam... İşte o gece erkenden hazırlanıp çıktı, iki saate kadar gelirim dedi. Delirmek üzereydim de, işte akıllı, okumuş, kültürlü kadındım ya, öperek gönderdim orospusuna..."

Sigarayı çıkarttı ağızlıktan, söndürdü. Bir sigara daha aldı ve ağızlıksız yaktı. Barda oturmuştuk ve yemek saatine daha en az bir saat vardı ama o üçüncü viskisini de devirmek üzereydi. Elini alnına dayadı, kapadı gözlerini...

"Sen aşık oldun mu"

"Oldum"

"Ağzına sıçıldı mı senin de..."

"Yok hayır, biz 15 yıldır beraberiz..."

"Hah aşkmış, seninki aşk değil bir kere, sevgi... Aşk dediğin var ya, aşk dediğin savurur adamı. Benliğini yok eder, bastırdığı, sakladığı, öğrettiği ve öğrendiği herşeyi yerle bir eder adamın. Ağzına sıçar işte. Öyle kalırsın ortada... Ulan, ulan ben kimim diye, nerdeyim diye bakarsın aynalara..."

"İstersen bugün devam etmeyelim, iyi değilsin sen..."

"Olacam mı sanıyorsun, olmam ben bir daha... Asla eskisi gibi olamam..."

Beşinci içkisi de gelmişti bu arada, artık toparlayamıyordu kelimeleri, konuşmak anlamsızdı bu halde. Bir tekila shut istedim kendime. Hikayenin en can alıcı noktası üzerine konuşmak mümkün olmuyordu her seferinde. Kafasını zorla kaldırdı ben bunları düşünürken...

"Sen var ya sen ancak aşık olduğunda anlayacaksın beni ya da yıkıldığında..."

O gece yemek yiyemedik. Restoranın yöneticisi biz çıkarken, "İsterseniz biz yardımcı olalım, siz Aysel Hanım için meraklanmayın, çocuklar şimdi evine bırakırlar kendisini... Size de bir taksi çağırmamızı ister misiniz" dediğinde, kafamda aynı soruyla ayrıldığımı hatırladım daha önceki seferlerde de; Aysel Hanım galiba gittiği heryerden bu şekilde çıkıyordu.

Taksi ile eve giderken, aklımda Aysel'in son haykırışı vardı: Sen var ya sen ancak aşık olduğunda anlayacaksın beni ya da yıkıldığında... Aşkı biliyordum tabi ki ben, Gökhan benim çocukluk aşkımdı; ilk öpüştüğüm adam, ilk uyuduğum... Onsuz bir hayat düşünemiyordum bile. Eve girerken aklımda olan tek şey; orada olduğunu bilmekti: Aşk güvenmekti benim için...

O akşam yemeği dışarıda yiyeceğim için Gökhan bir şeyler atıştırıp, koltukda uyuyakalmıştır diye düşünüyordum. Kapıyı anahtarımla açtım, onu uyandırmamak için, ışığı bile açmadan salona geçtim. Yoktu!

Salonda mum yanıyordu. Işığı açmadan devam ettim koridorda. Az sonra bir ses duyduğumda banyoda olduğunu anladım. Yüzümde muzip bir gülümseme ile üzerimdekileri çıkartmaya başladım. O anda banyodan sesler geldiğini fark ettim ve gelen seslerden sadece biri tanıdıktı... Hemen giyindim üzerimi, sessizce gerisin geriye çıktım evden. Ne yapacağımı bilmez bir halde karşıdaki oyun parkının boş banklarından birine oturdum.

Aşk güvenmekti benim için ve artık güvenmek için bir nedenim yoktu...

______________________________________________ Devam Etti...
Fotoğraf / Aurora© Manuel Garcia Quintana

15 yorum:

İDEA dedi ki...

Satırlarınız arasında sessizce dolaşırken GÜVEN takıldı gözüme.Aşk güvensiz olmaz.Olamaz.
Yorum yapabilmek için yazınızın sonunuda okumalıyım biliyorum.Fakat söylemeden geçemedim.

sufi dedi ki...

Sen anlat biz dinleyelim Evren'im.Bekliyoruz hikayenin devamını, sevgilerimle.

efsa dedi ki...

bu da çok güzel bir seri...

merakla bekliyorum bende. çok sevdim çokkk.

özlem dedi ki...

Off Evren'ciğim, bu nedri ya?
Bir kadının başına gelebilecek en kötü şey.

La Loba dedi ki...

Sonunda gözlerim açıldı bir anda..
Bekliyorum sabırsızlıkla.

Bekriya dedi ki...

aşk güven demek değil en güvensiz hal benim için, aşka düştüğünde gerçek olan hiçbir şeyi göremeyecek kadar körleşiyor insan çünkü.


hayal olup kalıyo sonrası ..

SeD@ dedi ki...

Sadece aşkta mı_? hocam hayatta herşeyde güven olmalı.. insanlara karşı kaybettiğim güvenimi yeniden kazanmaya çalışıyorm umarm bu aşamada ayarsızın biri yeniden beni ters düz etmez..
yazıların her zaman ki gibi süper..
bide aradığımda açarsan çok mutlu olcam :)
sevgilerr..

y. dedi ki...

şu aşamada beni soluksuz bıraktın evren... soluksuzum resmen.

gereksiz adam dedi ki...

Aşk sadece güvenmek mi?

Bu belkide güvenecek insan bulmanın zorlugunu farkeden birinin ''en azından'' ıdır..

Evren dedi ki...

>>> bunlar hayattan paragraflar sadece idea, her kahramanın hikayesinin bir sonu var elbet, öğrenecek miyiz o sonları ben de merakla bekliyorum sonunu :)

>>> hikaye kendini geliştiriyor tontinim, ben pek anlatma taraftarı değildim de, sevgili yönlendirip, cesaretlendirdi beni. dilerim altından kalkabilirim :)

Evren dedi ki...

>>> sen seviyorsun ya akıp giden hikayeleri, bakalım nereye götürecek bu sefer suyun izi bizleri :)

Evren dedi ki...

>>> özlem ip uçlarını takip edip vardığın sonucu özellikle yazmadım ama evet, en kötü şey ne yazık ki...

>>> hepimizin gözü açılıyor bir gün la loba, o veya bu nedenle...

Evren dedi ki...

>>> hepimizin bir aşk tarifi var bekriya, tarifi ortaya çıkaran içine koyduğumuz duygular, yaşadığımız anlar değil mi? öyleyse her tarif birbirinden farklı olmalı, hepsinin lezzeti de ayrı...

>>> güven önemli seda ve yaşanmışlıklardan ders alıp, tekrar tekrar hata yapmayı önlemek de... ayarsızın birine kapılma sen de :)

Ps: hangi numaradan arıyorsun bilmiyorum ama hiç cevapsız çağrılarımda seda görmedim ben...

Evren dedi ki...

>>> ben de zaman zaman soluksuz kaldım sevgili y., öyleki bazı kelimeler boğazımda kalıp dökülemedi bile...

>>> ah gereksiz, keşke heyşey sadece bir tek kavramla açıklanabilir olsa...
hele de söz ettiğimiz aşksa, dediğin gibi belki de farkında olan için en azındandır...

hayatınortasında dedi ki...

okumuyorum, oradayım hissi oluşuyor. sevdim:)