Perşembe, Ağustos 06, 2009

,

TO DO LIST / TEK MADDE HALİNDE


Üst düzey bir toplantının, sınıra dayanmış bir öğle yemeği açlığında, gözler saatlerde, saatler yelkovanla akrebin tatil rehavetine kapılmış yavaşlığında, evet, geçmiyor zaman ya da yetmiyor zaman hallerinin sıkışıp kalmış garipliğinde; elimde bir not defteri, diğerinde bir kalem, bembeyaz bir sayfaya alınacak ne çok notum var da kelimelerim nerde diye düşünürken...

Bir yapılacaklar listesi hazırlasam diyorum, 38 yaşımın 40'a 2 kalasında; kalemin kağıtla buluştuğu o anda elim titriyor:

MAYA yazıyorum, hemen yanına KARDELEN...

Elim durmuyor, yüreğimin çığlığı susmuyor...
To do list, to do list olmaktan çıkıyor.



Oysa ben seni yoldan geçerken bile sevdim. Dokunmamıştım üstelik henüz sana. Ne adını biliyordum ne de nasıl bir kokun olduğunu.... Sen hiç bilmedin: Sen başka kucaklarda, sırtlarda, omuzlarda hayata şaşarken, ben sensiz kalışıma şaşıyordum. Hiç mi hak etmedim seni diye öyle çok düşündümki... Ama sen bir hak değildin, bir karardın nihayetinde: Doğru adamla kadının bir araya geldiğinde hayat adına aldığı en önemli karardın sen: Hiç cesaret edemediğim. Yalnız kalırsın diye korktum en çok, yetemem sana diye...

Seninle oynayamadığım oyunları oynadım çocukların bahçelerinde... Binlik puzzle yaptım dilini zar zor konuştuğum bir tanesiyle. Kovboy oldum bir diğeri ile. Saklambaçtı en sevdiğim oyun, gözyaşlarım gözükmesin oyunlar oynarken diye... Fal baktım plastik fincanlarda, öyle küçüklerdi ki, senin ellerini düşledim bir kız çocuğunun "alırmısınız" diyen kahve kokusu bedeninde...

Geceleri ağlayarak bölmedin uykularımı belki ama çok uykum bölündü benim sensiz oluşuma. Benim olman şart değildi ki; benim olmadığın zamanlarda oldu elbet hayatımda. Öyle çok sevdimki seni o zaman bile; bendensin gibi, bensin gibi, cansın gibi sevdim seni en çok.

Bir erkek çocuğu oldun bir seferinde, at koşturdum seninle salonun ortasında ve sonrasında bir kız çocuğu; salatama roka kopartan... Bir "dedişşşşşşşş" diye sesdin günün ortasında. Saçımı saydın tel tel renkleri öğrenirken. Kırmızıydım ben ve sen kıvırcık saçlarına isyan ettin; benimkiler düz, seninkilere benzemiyor diye...

Sen hiç benim olmadın belki ama kokladığım her bebekte, oyunlar oynadığım her çocukta, derdini dert edindiğim her ergende benimdin sen, benimleydin, bendendin o anlarda...

Şimdi yapılacak bir "to do list"im var elimde, tek madde halinde...




10 yorum:

Damlo dedi ki...

ilham perisi sıkıntı oluor bence derken yanılmamışım sanırım..

gereksiz adam dedi ki...

Ne anlamsız zamanlarda geliyor bu kelimeler bazen, geliyor ve anlamla anlamsızlık arasında bi hal kalıyor anlık bize..

eline sağlık..

EBRULİ dedi ki...

Aşklar nerde başlar,nerde biter..Çarpışmalar çoğalmaya başlamışsa..Karşı taraf bir türlü çocuk olup oyun oynayamıyorsa..Benim olamaz o aşk,oynadığım bebeklerde kalır..Çok beğendim ..çok beğendim..Her satırına vuruldum..Yüreğine sağlık..

sufi dedi ki...

Sevgili Evren'im;
40 a 2 de kalsa bir gün salatana roka doğramak isteyen, oklavanın üstüne binip "hadi atçılık oynayalım" diyen varlıklarla şenlenecektir evin ve gönlün dilerim.Sevgilerimle.

Evren dedi ki...

ilham perisi bir sıkıntı değildi ki damlo bu sefer aksine hiç beklenmedik bir anda beklenmedik duygularla çıktı karşıma...

Evren dedi ki...

ah gereksiz adam bir bilsem, ne ne zaman ve nasıl oluyor şu hayatımda sanki herşey daha kolay olacak ama sıkışıp kalıyorum haller arasında...

Evren dedi ki...

aşk algısıyla bir kez daha okuyunca daha bir sevdim yazımı teşekkür ederim ebruli...

Evren dedi ki...

dileğini koydum yüreğime, orada çoğalıp mesaj olsun evrene diye tontinim saol...

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

hımmmmm :)))

Evren dedi ki...

hımmm ya gençsin tabi sen daha üstelik erkek :)))