Pazartesi, Haziran 15, 2009

ŞEFKAT

Yazmak üzere oturdum klavyenin başına. Tuşlara dokundum. Aklıma gece evvel çalan müziğin ritmine kendini kaptırmış adamın tuşlara dokunuşunu hissedişim geldi. Kendi çarpık el yazımla aldığım an notları...

Bu sabah uyandığımda gerçek hayatla yüzleşen ben, biraz hüzünlüyüm. Anları resmedişteki kusursuzluğun yarattığı keyfi geride bıraktım.

Mutluluk ve heyecanla bakan gözlerimi kapadım. Evvel gece açıkhava tiyatrosunda sadece ikimize özel verilen konserin ritminde salınırken aklımdan geçenleri, yüzümde bir gülümseme ile anımsadım. Üşüdüğümü fark ettiğinde kolunu rahatsız etmeden omzuma atışındaki naifliği, dönüp sana şefkatle bakışımı, senin aşkla gülümsemeni, benim sana mutluyum dememi, senin daha da mutlu ol istiyorum deyişini...

Sarmaş dolaş yüyürken konser bitiminde, kentin ışıklarının soluklaştığı bir noktada iki soğuk bira içmek için mola verdiğimizde ve sen hala gözlerime bakarken: Gidişini resmettin ya..., tam hatırlamıyorum ama galiba o anda kapandı benim gözlerim. Bildik tanıdık bir hüzne gömdü kendini. Sesim düştü yere. Dimdik duran omuzlarım kapandılar masaya. Bu halim, gidişin olmayacak olan dönüşüne bedenimin verdiği tepkiydi. Yüreğiminkini anlatmaya dilim varmıyordu ama sen zaten yüreğimi eline aldığında ve artık atmadığını fark ettiğinde, hani tam da avuçlarının arasındayken öptüğünde, çektim kendimi hayatın içinden. Belki de o anda kapandı gözlerim bilmiyorum.

Eve dönmek üzere taksiye bindiğimizde, ne konserden arta kalan keyif, ne tenin tene canın cana değmesinden oluşan kıvılcım ne de konuşacak kelimeler kalmıştı. Hani o yıllar süren sessizlik anlarından biriydi yaşadığımız. Benim evimde kalıyorduk günlerdir ve sen sadece evine yeni giysiler almak için uğruyordun, belki yeni maskeler... Konserden önce bende kalalım dediğinde ne kadar farklıydı o kalma anına yüklediklerim, oysa o bira şişesinin soğukluğu kendini garip yapış yapış bir sıcaklığa bıraktığında ve artık keyif vermediği anlarda fark ettim ki; o kalış terk edenin ben olma halini yaşatacaktı bana...

Taksiden indiğimizde, elimi tuttun ve taksi hareket etmeden az önce seninle gelip gelmek istemediğimi sordun. Baktım yüzüne aşkla ve sen şefkatle bakıyordun bu sefer. Ne değişmişti dedim. Roller ne çabuk değişiyordu hayatta. Taksiye bindin tekrar. Kapısını kapattın. Camı araladın, uğrarım yarın dedin. Belki o anda kapandı gözlerim bilmiyorum.

Sabah hüzne açıldıklarında gözlerim gidişine de çabuk alışmak istedim.
Alışamayacağımı bilerek...
___________________________________

Fotoğraf / 1x.com

6 yorum:

beenmaya dedi ki...

hani acaba bazen hiç gelinmiyor mu da gidişi de olmuyor aslında yine sanmalar gibi bilemedim...

efsa dedi ki...

Sesim düştü yere. Omuzlarım... demişsin ya.

Benim omuzlarım da gittikçe kaldıramayacağımdan fazlasını taşır olduğundan çökmekte ne zamandır.

Umut dediğim şeyin tükenmekte ve yerine başka zıtlıkları gelmekte.

y. dedi ki...

"Sabah hüzne açıldıklarında gözlerim gidişine de çabuk alışmak istedim. Alışamayacağımı bilerek... "

.evren,yine ve yine ,nerden buluyorsun bu sözleri,beyninin kıvrımları beni öldürecek birgün.
bu yüreğin atmayan haliyse ,atan halinin sözcükleri de duymak isterim birgün:)

Evren dedi ki...

sanmalar maya, sanada bir yüreğin olduğunu söylemiyor mu içten içe ve ne önemi kalıyor ki o zamanlarda gitmek ya da gelmenin...

Evren dedi ki...

umut tükenirse yaşam durur efsa... tükenmesin ve tüketme, senin umudu içinde yeşertmeni sağlayacak değerli bir hazinen var... ona sarıl yükün ağır geldiğinde...

Evren dedi ki...

atınca da yazacağım merak etme... tadı farklı olur mutlaka her kelime kendine okuyanda anlam bulur y....