Cuma, Haziran 12, 2009

SONRASINI BİLİYORSUN ZATEN


Hani aşkın ilk halleri vardır ya… Gözünü onunla açarsın sabahları ve en son onu düşünüp dalarsın uykuya… Onun gibi bir durumdu benimkisi… Kendimi en güçsüz hissetiğim zamanlarda; uçurumun kenarına son köküyle tutunmuş dikenli bir bitkinin, kurumaya yüz tutmuş çiçeğinin sert rüzgarlara direnişini görebilirdin bende. Öylesine dik başlılıkla ve cesaretle duruyordum ki ayakta, bazen ben bile şaşıyordum kararlılığıma.

Bir gece yarısı, gecenin en karanlığında, henüz yarasalar çığlıklarını atmıyorken bir baykuşun parlayan gözlerini gördüm karşımda; korkuyordum ama dokunmak istedim. İçimde o karşı konulamaz dokunma isteğiyle bir santranç oyununa girişen kolumun köşede bekleyen filin önü açıldığında yapabileceği en uzun hamleyi yaparak, uzattım kolumu boşluğa, bir dostmuşcasına…

Titreyen kolumun parmak uçlarımdaki uzanımları bir mumun silik alevini hatırlattığında; gözümde canlanan sahne beni geçmişe, geçmişin derinlerine götürdüğünde, burnumda gene aynı kokuyu: Arabaya bindiğimde diğer kadının koltuklara bıraktığı parfümünün kokusunu hissettim. Sarsıldım olduğum yerde. Önce baykuşun gözlerini kaybettim karanlıkta, sonra koca bir boşluğa açtım gözlerimi…

Salonda babaannemden kalma oymalı koltuğun anılarla yüklü kolçağındaki başımı kaldırmaya çabalarken; uçurumun kenarına son köküyle tutunmuş dikenli bir bitkinin, kurumaya yüz tutmuş çiçeğinin sert rüzgarlara direnişi kalmamıştı artık bende. Koca bir boşlukla savaşmaktan yorgun bedenimi son bir hamle ile kaldırdım yattığım yerden. Öğlenin yakıcı güneşi vuruyordu halının üzerine, renkleri solmasın diye kalın perdeyi çektim. İçerisinin gölgeli hali içimi karartsa da sendeleyerek yürüdüm koridorda.

Yatak odasına geldiğimde, yatağın üzerine bıraktığım, buruşuk beyaz kağıdın üzerindeki notu okudum: Herşeye rağmen seviyorum seni… Bana yazıldığını zannetmemle olmadığını gözüme sokan dipnotta takılıp kalışım arasında geçen 5 saniyenin bendeki etkisini sana kelimelerle anlatamam. O beyaz kağıt, onun evrak çantasının kenarında parlıyordu adeta, bir baykuşun gözleri gibi geldi bir anda. Sonrasını biliyorsun zaten…

Kendimi en güçsüz hissettiğim zamanlardı. En savunmasız. En kırılgan. Hani aşkın ilk halleri vardır ya… Gözünü onunla açarsın sabahları ve en son onu düşünüp dalarsın uykuya… Onun gibi bir durumdu benimkisi… Uzun bir süre böyle geçti günlerim. O kadınla uyuyup o kadınla uyanıyordum. o kadınsız nefes bile alamıyordum. İkna etti beni bittiğine ama ben bir türlü kurtulamıyordum. 3 gece öncesi hala onunla zaman geçirdiğini öğrendiğimde, önce mutfağa gittim. Ve sonra bıçağı elime alıp, soğuk, keskin kenarında parmağımı gezdirdim. Ucunu parmağıma batırıp kanattım. Kan akarken aklımda geçenleri bir bilsen… Korkma… Hiç birini yapmadım, yapamadım. Onu o kadar çok seviyordum ki… Ne yaparsa yapsın onu acıtamazdım. Yere damlayan kanı sildim. Elimde bıçakla yatak odasına ilerledim. Uzun koridorda yürürken, ölümün de bir şölen olabileceği kararına varıp geri döndüm salona. Kapağı açılırken ses çıkartan içki dolabını açtım. Üstte duran vokta şişesini elime aldım. Dolabın altından krem renkli iki mumu alıp yatak odasına doğru ilerledim. Mumları pencerenin altındaki boşluğa koydum ve yaktım. Pencereyi yarı yarıya açtım. Votkadan bir yudum aldım. Sonra bir yudum daha… Kenarda duran perdeyi muma değmeyecek ama rüzgar eserse de tutuşturacak bir mesafede bıraktım. Perdeye biraz votka döktüm. Birkaç yudum daha aldım kendime. Yatağa uzandım. Çekmecemde duran uyku haplarımdan 10-12 tanesini avucuma aldım. Perdelerin tutuştuğunu görebilmek ve itfaiyenin o çıldıran sesini duyabilmek isterdim ama bir tercih yapmıştım. Şölenin baş konuğu ben olsam da eğlencenin tadına varamayacaktım. Vokta şişesinin dibinde kalan son yudumu içtim. Buruşmuş beyaz kağıdı özenle parmaklarımla düzelttim. Votka şişesinin içine koydum. Kapağını kapattım. Şişeyi sol yanıma koydum. Bıcağı elime alıp sol kasığıma sapladım… Sonrasını biliyorsun zaten…

_______________________________________________


Fotoğraf / Up against your will© Stefano Corso

16 yorum:

Maryjade dedi ki...

hiç bilmeyi istemediğim... aşkın son/suz hali...

buraneros dedi ki...

Bu ne ya!..:))

aysema dedi ki...

Off! Böyle olmasın...

Şaşkın Kova dedi ki...

aklımdan geçenin tıpkısının aynısını bak buraneros da demis.

güzelim bu ne beeee???

hayatınortasında dedi ki...

Soluk alamadım, sonunda..

efsa dedi ki...

Değer mi? bir durup düşünmeli.

Volkan Kemal dedi ki...

Aci cekmekten hoslandigimiz anlar olur bazen.. bazen mazoistligin suyunu cikaririz..karsimizdakini uzmek adina ne varsa yapmayi gorev bilir ve sariliriz kaleme, telefona, ekrana... kusariz icimzde birikmis irinleri...rahatladigimizi saniriz, boylesi bosalimin verdigi ic huzur mudur?
baskalasiyoruz Kafka'nin Samsa'si gibi, farkinda olmadan her gun baskalasmanin verdigi acilari sagaltarak...

"kadinin kasigina sapli bicak, sevdiginin sirtindan cikar.."
" Aci cekmek ozgurlukse, ozguruz hepimiz de.."
anlamlastiramadiklarimdan anlamlilasasmayanlar...

Evren dedi ki...

hangimiz böyle bir sonu bilmek ister ki maryjade...

Evren dedi ki...

buraneros bu ne ya' yı iki farklı şekilde okudum:
1. bu ne ya böyle saçma sapan yazı diye de yazılır da bloga da konur mu?
2. bu ne ya böyle adamı alt üst ediyor, şahane ki tarifsiz kalıyorum...

Öyle bu ne ya diye yorum bırakıp, yazarın yarım aklını da almayalım :)

Evren dedi ki...

olmasın ama oluyor işte... bir arkadaşımın durumunun bende yansıması bu aysema ve ben de sürekli aynı şeyi söylüyorum: böyle olmasın hiçbir aşk...

Evren dedi ki...

soluksuz kalmak kadar zoru yoktur hayatınortasında... soluksuz kalmak kadar yüreğe işleyen...

Evren dedi ki...

değeri düşünmüyorsun ki o anda... benzerini yaşamadım belki yaşadığım kıyısından bile geçmezdi bu anlamda ama düşünmüyorsun o anda efsa... duramıyorsun...

Evren dedi ki...

oluyor volkan bazen aşk acı çekmeyi odağına koyuyor ben kendi adıma çıkalı çok oldu o merkezden ama arkadaşım henüz çok içinde... o da çıkacak biliyorum o da aşkın acı çekmek olmadığını anlayacak ve inşallah saplamayacak bıcağı daha fazla kendine...

Evren dedi ki...

sevgili şaşkın, ne o öyle beee diye falan yorum bırakmak... ayrıca tıpkısının aynısı buranerosa da yazdığım gibi, duygularınızın olumlu mu olumsuz mu olduğunu belirtiniz, yazarı deli etmeyiniz...

İBRAHİM ORTAÇ dedi ki...

aşkın hüznünü dramla noktalamak... oysa hep bir umut gizlidir gidişlerde. gidişin adı ölüm bile olsa. umut var olsun hep, bildiğimiz sonralara gelmeden köprüden önce hep bir çıkış olsun...

Evren dedi ki...

kadının kendi ağzından hikayeyi anlatıyor olması ve hala yaşıyor olması umut gibi gelmişti bana... demek karşı tarafa geçmiyor bu duygum... ama sana katılıyorum: körüden önce son bir çıkış gerek mutlaka...