Pazar, Eylül 13, 2009

YÜREĞİN ÖYLE GÜZEL Kİ...





Senin gücün karşısında eziliyorum biliyor musun?

Sen öyle hayata sımsıkı sarıldığında ve gülümseyebildiğinde her defasında, utanıyorum ufacık yüklerimin ağır gelmesinden omuzlarıma.

Küçücük bir mutluluğun senin dünyanda yarattığı o çoşkuyu görüyorum da kendi büyük sevinçlerimin içine saklanmış hüzünlere öfkeleniyorum fark ettiğim her defasında.

Senin umudun karşısında eziliyorum ben biliyor musun?

Sen inançla sarıldığında yarınlara ve kahkaha atabildiğinde sadece gülümsenebilecek bir olaya, ben durup durup yakınmalarıma şaşıyorum içten içe bir kızgınlıkla.

Seni hiç tanımadığım halde, gözlerimin içine bakıp "sevdim seni" derkenki içtenliğine aşık oluyorum adeta.

O güne kadar aşka bir tarifim vardı elbet ama artık senin hayata bakışındaki pırıltının gerçek aşk olabiliceğini düşünüyorum; kendimi yalnız, çaresiz ve terk edilmiş hissettiğim zamanlarda.


6 yorum:

İDEA dedi ki...

''Bazen kelimeler yetmez yürektekini anlatmaya''

Bu sözün yerini buldu mu dersin EVREN?

Kara Kalem dedi ki...

Sana katıldığımı bilmeni isterim.

-mka- dedi ki...

Tanıyorum bu haytayı; çocukluğumun "deli Murat"ı..

O zaman hasta olduğunu aklımız almazdı herhalde ki; "deli" derdik O'na.. Hiç gocunmazdı O da.. Üstelik bizden büyüktü yaşça, çok büyük hem de.. Ama "deli"ydi işte..

Çilekeş bir anası vardı, Meryem teyze; "deli Murat"ın eline salça sürülmüş bir parça ekmek verirdi de, koşa koşa bize getirirdi her defasında, paylaşmak için.. Öyle "deli" biriydi Murat..

Mahallenin küçükleri olarak hep kollardı bizi; anamız babamız gibi hem de.. Nasıl da sahiplenirdi küçükleri, güçsüzleri, düşmüşleri..

Mustafa amca, pazardan dönerken poşet taşıyor; belli ki ağır gelmiş, terliyor.. "Deli Murat" fişek gibi koşar, poşetleri (O zamanlar file vardı zannedersem) yüklenir, Mustafa amcanın evine kadar götürürdü.. Hediye edilen bir elmayı bize getirir, ağzıyla parçalara böler, her birimize tek tek sunardı.. Gülüş, aynen o biçim..

Sanırsın, insanlıktan yapılmış kocaman bir yumak "deli Murat", öylesine şefkatli ve merhametli..

Çok da neşeli ha; hep mi güler insan yahu.. Utanma halini bir görseniz; eliyle yüzünü kapatıp, yanaklarının kızarmasını hele..

Mahalle takımının malzemecisi; topu çok seviyor, ama oynayamıyor.. Sırf topa dokunmak için maç günleri, gönüllü malzemeci.. Sadece iki taştan müteşekkil kale arkalarının değişmez bekçisi; gol olacak da, korner olacak da, aut olacak da, "deli Murat" topa değecek..

...

Akşamları bize gelir, ciddi bir tavırla gazete okurdu(!)..

Babamı, gazete okurken çok ciddi gördüğünden olsa gerek, gazete okurken(!) ciddileşirdi o da.. Sonra dayanamaz, gene gülerdi..

Babaannemi severdi en çok belki de; babaannem onu, "şanssız guzuum" diye sever, her zaman kısacık olan saçlarını okşardı.. Nasıl da sırnaşırdı Murat, görseniz..

...

Nerede bir "deli Murat" görsem hâla, gidip sarılasım gelir..

Babaannemin "şanssız guzuları.."

-mka-

Evren dedi ki...

buldu galiba idea...

Evren dedi ki...

söylemesen de bilirdim kara kalem...

Evren dedi ki...

şu senin deli murat ne tanıdık geldi ve ne güzel anlatmışsın onu, yazımı tamamlamışsın mka, teşekkür ederim...