Salı, Ekim 12, 2010

Bir Kapıyı Açanı Olmalı İnsanın



Sabahlar yine kör karanlık. Kış geldi. Yataktan kalkar kalkmaz üzerine ince bir şeyler alma vakti. Işıkları yakmasan olmaz, öyle karanlık ki, göz gözü görmüyor. Yalnızsın çünkü. Sessizlik öyle derin ki, uyanmadın bile sanabilirsin. Tek başınalık, fena birşey. İçinde bir ritmle uyanıyorsun, kafanda sözlerini bilmediğin bir şarkı eşlik ediyor sana. Aynadaki aksine günaydın diyorsun, başka kime ne diyebileceksin ki, tut ki dedin, cevap gelir mi sanırsın. Duş alırken bile aklında akıp gidiyor şarkı, vaktin var, öyle erken kalkmışsın ki, e kapına dizilen de yok, hadi hadi diye. Yıka yalnızlığını yıkayabildiğin kadar. Duştan çıkarken hâlâ kıpır kıpırsın. Sessizlik ıssız bir çölde yürüyen adımlarını büyütüyor. Giyinme odasına geldiğinde açılan dolap kapılarıyla selamlıyorsun üzerine giyeceğin bir kat daha yalnızlığını.

Hayat herşeye rağmen güzel. Sadece sana ait bir sessizliğin koridorlarında yürümek de öyle. Saat ilerlese de karanlık durduğu yerde duruyor inatla, yalnızlığın da... Mutfağa girip bir kahve hazırlamak için uzanıyorsun ısıtıcıya. Mutfak her odadan daha soğuk sanki, kahvaltı etmek falan gelmiyor içinden. Bir kahve yeter de artar tek başınalığına. Eve dönüp şöyle bir bakıyorsun geride bıraktığına, koca boşluğa hoşçakal diyorsun kapıdan çıkarken, kendine iyi bak ben dönünceye kadar diyorsun arasıra. Kalabalığına karışacağın sokağa çıkarken, akşam dönüşünü düşünmüyorsun. Evi kendi haline bırakıp çıkıyorsun yanına bir tek kendini  alıyorsun.

İçindeki kıpır kıpırlık yavaş yavaş siniyor, okula giden çocukları görünce ya da eşini uğurlayanları, balkondan bakan yaşlı ninelere el sallamak geliyor o anda içinden. Giderek daha da yalnızlaşıyorsun. Akşama kadar iş, güç derken, o koşuşturmanın içinde yalnızlığını unutup, akşam eve gelmeden önce uğranan barda da stresini bırakıyorsun. Eve bazen koşarak, bazen yılgın, bazen nasıl gittiğini bile bilmiyorsun. Ev sabah bıraktığın gibi karanlık, o koca boşluğunu dolduracak seni bekliyor hasretle. Oysa bütün evlerde ışıklar yanmış birer ikişer. Zillere basıyor birileri, birileri kim o diyor. Evlerin boşluğu doluyor yavaş yavaş. Sesler yükseliyor yer yer. Yemek hazırrrrr... Banyodan çıkmadın mı sen... Vakti mi şimdi oje sürmenin...

Sen sadece sana ait olan anahtarını çıkartıp kapıyı açıyorsun. Merdivenleri bazen çok isteyerek bazen neşeyle bazense kederle ağır ağır ya da koşar adım çıkıyorsun. Paspasın üzerindeyken, zili çalmak istiyorsun. Anahtarınla kapıyı açtığında içeride ışık olsun istiyorsun. Sana bir hoşgeldin diyecek sesi içinde duyuyorsun. Ocakta pişen çorbanın kokusu ısıtsın üşümüş yüreğini istiyorsun. Yan kapıdan afacan çocuk kafasını uzatıp da annesi; kapa o kapıyı, gir içeri üşüyeceksin dediğinde, gülümsüyorsun: bazen keşkelerle, bazen iyikilerle içeri giriyorsun, elinde kolunda ne varsa sağa sola bırakıyorsun. Elini yüzünü yıkayıp mutfağa dalıyorsun. Dolabı açıp ne pişirsem diye düşünürken bir de bakıyorsun ki, evde ekmek bile kalmamış.

Köşe bakkala giderken, ışığı özellikle açık bırakıyorsun. Televizyonu da... Yanan ışığınla ve  televizyondan gelen seslerle çoğaltığın yalnızlığına adım adım yaklaşırken, elindeki anahtara bakıyorsun, bir anahtarın olduğu için mutlu olsan da çoğu zaman, bir kapıyı açanı olmalı insanın biliyorsun.


(*) Bu yazı, anahtarı olmalı insanın yazısını yazan o küçük kıza yazılmıştır. Bir anahtarı olmalı insanın, bir de kapıyı açacak insanı diye düşündüğüm için.

32 yorum:

Handan dedi ki...

bir şehirde anahtarı paspas altına senin için bırakacak arkadaşın olmalı en az bir tanecik!

guguk kuşu dedi ki...

amaaa bu kapıyı açanın gönlü temiz olmalı, dürüst olmalı, yoksa varsın kapım kitli kalsın. ağladığım kapımın açılmaması olsun. dost kazığına ağlamıyayım....

Pilli Petro dedi ki...

Evrencim, çok güzel bi yazı olmuş çok da mutlu oldum teşekkür ederim. insan hep elinde olmayanı özlüyor ve de istiyor sanırım. hep de doyumsuzuz.

ben o kapıyı açan birilerinin olmadığından şikayet edip kapıyı açanların olduğu bir kalabalığa girdim, şidmi çıkmayı düşünüyorum.

garip bi mahlukatım vesselam :))


ne güzel senin kelimelerinin bana özel yazılmış olması, iyi ki varsın.

öpüyorum çok :)

Ateş Böceği dedi ki...

Evet yaa bir kapıyı açanı olmalı insanın eve geliyorum duvarlar bana bakyor bende duvarlar ..bazende tam tersini düşünüyorum yok yaa iyi böyle diyorum aman ne bilim işte karışık ..

Nily dedi ki...

gökyüzünden hayır yok bugün burada. nefes lazım dedim kahvemi kapıp geldim. ama fazla derin oldu bu nefes...öyle işte...bir de keşke:)

neslinnce dedi ki...

Evren al tatilde bavulunu bize gel. Ben sana kapıyı da açarım,yemekte yaparım.Mutlu oluruz

Efsa dedi ki...

annemler gittiğinden beri bu hissi çok yaşıyorum.

cüzzamlı melek dedi ki...

bi de o eve atacak sevgilisi :D

sufi dedi ki...

Anahtarı olmalı insanın da, ben yine de sana katılıyorum doğrusu.Kapının anahtarını deliğe sokmadan açılması, ocağın üstünde dumanları tüten bir küçük tencere dolusu çorba, "hadi artık uyansana bebeğim" diyen bir sevgili de mutlaka olmalı insanın hayatında.Değil mi aşkböceğim? sevgilerimle.

Şirvan dedi ki...

Keşke ve iyiki... Hangi hayatın doğru yaşandığından kim emin olabilir ki?

Uma dedi ki...

Hicbir halimizden memnun olmadigimizin kanitidir bu yazi da :)
Kapiyi acanin olunca da nerde kaldin, neden suratin asik geldin, hani gelirken ekmek alacaktinlar var diye bir yazi yazilir. Sonra memnun olunmayacak baska bir sey bulunur mutlaka. Eckart Tolle'un bir konusmasinda "insan asla mutlu olmak istemez, bunu da kaldiramaz" dedigini duydugumda, sok olmustum. Cunku hayatim mutlu olmak hedefi uzerine kurulmustu. O andan sonra cok derin dusundum. Bir tek iki istek arasinda duruyor ve mutlu oluyorduk. Durdugumuz yerde mutluyduk. Istek yukseliyordu zihinden, sonra gerceklesiyordu, biz mutlu oluyorduk. Boyle saniyordum proses. Ama megersem mutluluk o gerceklesme anindan, yeni bir istegin zihinde yukseldigi ana kadar gecen yerdeymis. Simdi hicbirseyin beni mutlu etmeyecegi gercegiyle, ara anlarda mutlulugu tadiyorum, hepinize de bol bol yolluyorum gonlumden :)
Bu arada nefis bir yaziydi yine :) herzamanki gibi :)
Ikinci bu arada su anda Hindistan'da Navaratri kutlaniyor. Yani 9 gece tanricaya adanmis, onlarin kutlanmasi var. Ben her seni gordugumde Saraswati geliyor aklima :) Sanirim Saraswati'nin kutlamalari 14-15-16 Ekimde :) Kendince kutlarsin belki :)

Uma dedi ki...

Sanirim Durga'ya daha cok benziyorsun :)

Evren dedi ki...

bak bu yönünü hiç düşünmemiştim be handanım... olmalı tabi. kafana esip de gittiğinde, düşünmemelisin nerde nasıl geçer gece diye...

Evren dedi ki...

kuşum guguğum, elbetteki huzurla, istekle, koşarak gelmelisin eve ama beş parmağın beşi de bir değil ki... şu dost kazığı meselesinden kırılan kalbinin yapıştırıcısı olsun meleğin. öperim tüm kızları ;)

Evren dedi ki...

ben de hem ev arkadaşlarıyla, hem anne baba ile he mde koca ile ve artık tek başına yaşayan biri olarak diyebilirim ki pillim, insanın nefes alacak alanları olmalı, yoksa nerde nasıl, kimle yaşadığın o kadar da önemli değil aslında. hepsinin var kendine göre eksisi artısı önemli olan sen bir parantez açabiliyor musun...
öperim küçük kız, güzel büyü...

Evren dedi ki...

hahah bilmez miyim ben o duvarları ateşim, şöyle bir şeyler karalamıştım 3 aşağı 5 yukarı:
duvar ustası değilimki ördüğüm duvarlar sağlam olsun, yıkılıyorlar her gecee vakti, üzerime, yüreğime, ellerime... canım acıyor...

amannnn böyle bir şeylerdi işte. sonuç: duvarlar olmasın ateşim...

Evren dedi ki...

nefes almak için buraya gelirsen olacağı bu, sen şöyle huzurlu, dingin, aklı selim bloglara gitsen, duyduğuma göre bu blog yazarı delirdi zaar :))
bi de keşkeni, iyikiye en kısa zamanda çevirmen dileğimle nilyim...

Evren dedi ki...

3-5 gün diyorsun yani neslinnce, daha fazla çekemem :) şaka bir yana bu içten daveti kabul etmem an meselesi :)

Evren dedi ki...

efsam benim, o istanbullara gidiliyor da neden yol oradan bursaya çevrilmiyor bakiim... sen gel ben sana annelik bilem yapar, bir tarana çorbası kaynatırım kanatsız perim...

Evren dedi ki...

ulen cüzzamlı o kapıyı kim açtı, ya koca ya sevgili. neden atıyoruz ama eve, önce evden attığdık da sonra gene almaya mı karar verdik. bak kafam karıştı şimdi :)

Evren dedi ki...

şu sevgili meselesini çok tuttum sutim. o olsun çorba kaynamasa da olur :)))

öperim kocaman tontinim...
yalnız şu aşk kadınlığından böcekliğe geçişimi, zayıflamamlar örtüştürüyor ve gayet sevimli ve küçümen bir şeye dönüştüğümü fark etmene seviniyorum :)))

Evren dedi ki...

hiö kimse şirvan... o nedenle de yaşadığından mutlu anlar yaratmalı insan.

Evren dedi ki...

öz ettiğin yazıyı yazan küçük kıza, bir de bunun diğer yüzü var canım benim diyerek yazıldı zaten. ben de okumuştum mutluluğun arzularına ulaşana kadar geçen sürede var olduğunu. ulaşır ulaşmaz yerini bir belirsizliğe, bir arayışa bıraktığını.

bende bugünlerde kendimce yarattığım mutluluk anlarını çoğaltıyorum. kendimi birazcık daha fazla severek başladım mesela umam :))

bu arada ben baktım da şöyle bir tanrıcalara, dedim ki ikisinin bir karması olsam, bir yanım yenilmez ve ulaşılmaz bir savaçcının gücünde, bir yanım bahar bahçe sanatçı duyarlılığında.

kendimi böyle tasvir edince güzel oldum. Saraswati'nin de Durganın da gözleri çok güzel. benim de... hem annanem beni eşşek gözlüm diye severmiş. sonradan eşşek kafalı olduğumu bilse üzülürdü de görmedi o günleri iyi ki :)))

öperim umam. araladığın kapılardan geçmek, o dünyaları keşfetmek ve çoğalmak çok çok çok değerli...

yüreğimi büyütüyorsun. öperim.

akilliigne dedi ki...

selam
yanlız değiliz paylaştıkça...
birde yanlızlık;
Yatağın arkasındaki taş duvarda kitaplık olarak kullanılan nişe baktım. Orada duruyordu işte! Emily Dickinson. Seçme Şiirler. Hemen malum sayfayı açtım. O dizeyi okudum: “Daha yalnız olunabilirdi; yalnızlık olmasaydı.”
-Haşmet Babaoğlu

sevgi ve muhabetle şen kalın

akilliigne dedi ki...

selam
yanlız değiliz paylaştıkça...
birde yanlızlık;
Yatağın arkasındaki taş duvarda kitaplık olarak kullanılan nişe baktım. Orada duruyordu işte! Emily Dickinson. Seçme Şiirler. Hemen malum sayfayı açtım. O dizeyi okudum: “Daha yalnız olunabilirdi; yalnızlık olmasaydı.”
-Haşmet Babaoğlu

sevgi ve muhabetle şen kalın

Evren dedi ki...

daha yalnız olunabilirdi yalnızlık olmasaydı...
güzelmiş akıllı iğne, yalnızlığı ben gibi kendine dost edinenlere yazılmış güzelbir dize...
teşekkürler, sevgiler daim olsun yüreklerde...

crazywomenrosemary dedi ki...

Yazını okuyunca birden açacak ne kapısı,ne anahtarı,ne de kapısını ona açacak kimsesi olmayanlar geldi aklıma...o ne korkunç bir durum olmalı..üşüdüm birden..

pınarpare dedi ki...

merhaba Evren
aslında zaman zaman takip ediyordum seni ama bu yazıyı kaçırmışım.rastlantı eseri öyyyyyle bloğunu karıştırırken buldum.ilginç olansa bende geçen hafta ucundan dokunmuştum yazımda hem de ilk yazımda bu kapıyı açma sendromuna.ama ne senin gibi ne de Pilli Petro gibi derinden ve sarsıcı değil ama farklı zamanlarda aynı hislere kapılmışlığımız var.çok güzel anlatmışsın yüreğine sağlık...

http://delinindelisi.blogspot.com/2011/01/bak-su-ruzgarn-ettigine.html

Uma dedi ki...

:))) oysa bugun kapisini acani var Evren'in :)

Evren dedi ki...

çılgın kadın rosemary, insan üşümeli arasıra kendinden uzak hayatları düşünüp, şükretmek için bazılarına üşümek gerekli. ben de üşürüm düşündükçe, kar yağdıyı zaman keyifli seyretmeyi bırakmıştım bir süre, uzun bir süre... ama şimdi onun da keyfin i sürmeyi öğrendim. üşümek için düşünmek zorunda kalmamayı öğrendiğim gibi... iy iki, diyorum artık, hep iyi ki...

Evren dedi ki...

sevgili pınar, bir keresinde demiştim ki, insan ya kendinden bulduğu için okur bir blogu, ya kendine uzak olduğu için. hisler hep aynı, anlattığımız kelimeler farklılaşıyor sadece. dilerim, seversin yazmayı ve devam edersin... hayırlı olsuna gelirim bir ara. sevgiler...

Evren dedi ki...

:) çalanı da varmış aslında umam, hep açanı olduğu gibi. kapı algısı değişince insanın çalınan da açılan da oluyor işte. iy iki değil mi :) seviyorum seni.