Cuma, Ekim 22, 2010

Bu Hafta Ben ya da Yüreğimden Kalkan Yü(re)kler



Pazar günü kendimi şımartmak zannettiğim abartmalarım, haftanın koşuşturması içinde eriyip nerelere gitti bilmem ama ben kendi farkındalığım ile ilgili ciddi yollar kat ettim. Yükseklisans bittiğinden beri duyduğum, şu doktorana devam et cümlesini daha sık duydum bu hafta mesela. Affetmek ve meraklarını gidermek konusunda yılların bir önemi olmadığını da gördüm. Yıllar geçse de üstünden, bu kalp seni unutur mu'nun cevabından artık eminim. Kendi gömümün sıklıkla akla ziyan hallerde karşıma çıkışına da bu anlamda çok şaşırdığımı söyleyemem. Affedilmek istiyordu(m), affedilmek ve bildiğim/nden emin olmak. Biliyordum, beni hep sevmişti. Ve hissediyordum artık affedebilirdim. Yüreğimin reflüsü zaman zaman nüksetse de, farklı farklı sebeplerle, o ana eksendi. Öyle sanıyordum.

Bu hafta o koşuşturma arasında beni durduran bir maildeki kelimelerin sahibi kız çocuğunun yürek atımlarında kayboldum. Kendim gibiydi. Arayışı, inanışı, aldanışı, tıpkı ben. Sonuçları açısından acıları ve ağırlığı herkesin kaldırabileceği kadardı. Ben ağırlık kaldıramıyordum. O bir dünya şampiyonası yapılsa açık ara farkla birinci olabilirdi. Yüreğim sıkıştı okuduğum her satırda. Kendimle özdeşleşen yerlerinde aklımın geçmiş zaman koridorlarında dolaşmasına engel olamadım. O koridorlar karanlık ve silinmesini istediğim hatıralarla doluydu oysa. Karşıma her dönemeçte aynı yüzün, ismin ve sesin çıkıyor olması bir tesadüf değildi. İçinde saklı anlamı bulup çıkartmak, kendi gömümle helalleşmek gerekliliğini vurdu durdu yüreğime. Yapabildiğimden çok emin değilim. Ama artık çok yaklaştığımın farkındayım. Yüreğim; uzun soluklu bir nefes alışa saklı zaman fakiri  aşkın kanatlarında süzülüp duruyorken, ve üstelik dingin bir hayatın kapılarını oldukça huzurlu ve mutlu arka bahçelere açıyorken, içimde yıllar öncenin hayallerinden arta kalan bir parçanın köhnemiş bir sandal edasıyla yürek üstünde kalmaya çabalamasına kaldırma kuvvetimi çekivermek istedim.  Unutmak mıydı yaşadığım, yoksa hatırlıyor muydum gün be gün...

Başarı ile tamamlanmış bir tetkikçi görevi sonrasında duyduğum, dikkatin ve özenin benim ayrılmaz bir parçam oluşunun, ardından gelen iki günlük eğitmenliğimin %90 oranında memnuniyet ile tamamlanmış olması ve ardından duyduğum "varoluş amacını artık sorgulama, sen anlatmak için doğmuşsun"suna benzer söyleyişlerin kulağıma değil de, yüreğime yer edişindeki saklı gururumu okşadım. Kendimle barışmaya başladığım ilk günü hatırlamıyorum. Farkına vardığım değerlerden biri kendimim ve bir de farkında olduğum bir durum var: Kendime yeniden bir yol çizmek için o kadar da geç kalmış sayılmayabilirim.


(*) Görseli internette gezinirken bulmuşum, not etmemişim ne yazık ki...

20 yorum:

AVRAM USTA dedi ki...

Perdonar es olvidar ( Unutmak , affetmektir)
Başarabilene koca bir eyvallah benden...

Sokak Kedisi dedi ki...

Madem nefes alıyoruz o halde umut var herşey için. Geç kalmışlık sadece zamana dair, zaman ise göreceli değil midir ki zaten :))

Yüreğinin seni götürdüğü yer, yüzüne de gülücükler getirecek yerdir Evrencim, kalbinin adımlarıyla koşmaya devam et yeter ;)

Kitap Kurdu dedi ki...

Ben eminim ki bu satırları yazan bir kişinin anlatım ve sunumu da mükemmeldir. Eee %90 başarı, harika bir sonuç.Ne anlatıcılar ne hocalar gördüm okurken lisans ve yüksek lisans da. Bence yeni bir yol, yeni bir başlangıç. Bu güzelliklerden insanları mahrum etmeyin.

Tijen dedi ki...

Yüreğinde ne varsa yapılası, onun kapıları açılsın önünde.

hasret senfonileri dedi ki...

ne yazarsam yazayım, yazmak istediklerimi yazamayacağımı farkettim.. yazmış olmak için de bu kadar yeter diye düşünüyorum.. Yer dar EVREN..

y. dedi ki...

affetmek miydi yapılan yoksa yıllar geçtikçe hafızanın küçük bir oyunuyla kendimize bulduğumuzu mutlu etme oyunu muydu emin değilim. bildiğim tek şey zamanın kötü anıları tozlandırdığı, tavan aralarında saklanan bir gün kullanılma ümidi olan eşyalar gibi. öfkeyse geçip gidiyor, yeni dertlerimizle cebelleşirken onun da üstünü usulca örtüyoruz. yoksa kolay mı hafızanın bu kalp kırıcı haliyle yaşamak...

ama ne zaman ufacık bir şey olsa aynı kediyi aynı sahnede iki kez görüp dejavu demek gibi, gün yüzüne çıkıyor bütün hayaletlerimiz, gene kızıyor, öfkeleniyor hatırlıyoruz, sonrası...
gene tavan araları, gene hayat...

p.s
bu arada sen yazmak için doğmuşsun diyeceğim ama yemek yapma kabiliyetin beni aşağıdan dürtüyor.

Uma dedi ki...

Daha bugun okuyup gulmustum;
"If it's still in your mind, it is still in your heart !!!" - Paulo Coelho
Sonra okurken de aklima geldi, beni sevip sevmediginden emin olamadigim yuzlerce gunden biriydi. Caddeden ikinci kopru istikametine, oradan da E-5 e dondum. Deli gibi yagmur yagiyordu. Ben hala gordugum ruyanin etkisindeydim. Beynim bulanmisti, gercekten sevmis miydi beni? Yoksa ben o kadar inanmak mi istemistim. Yagmuru sildim pencereden, onumde bir belediye otubusu vardi. Arkasinda Fatih Dersanelerinin reklami; "Bu kalp seni unutur mu?" :)
Sen hep anlat :) Kendi hikayen biterse baskalarininkini, cunku dilindeki sihir cozecek herkesteki dugumleri....

Pilli Petro dedi ki...

sustum dinliyorum :)

Evren dedi ki...

unutmak mümkün müdür avram usta. unuttum dediğimiz anda hatırlamış da olmaz mıyız?

Evren dedi ki...

kalbinin adımlarıyla koşmak... nasıl da sevdim sokağımın kedisi, gittiğin yerlerden büyüyerek döneceksin. yüzünde hep kocaman bir gülümseme, anlatırken yaşanmışlıkları parlayan gözlerini şimdiden görüyorum. sevgiyle öpüyorum.

Evren dedi ki...

;)istatistiki veriler pek ala da şaşırtıcı olabilir değil mi kitabımın kurdu. teşekkür ederim övgü dolu sözlerin için. ama doktora iznini kolay kolay alabileceğim sanmıyorum ama deneyeceğim.
sevgiyle öperim.

Evren dedi ki...

sağolasın tijen, ne güzel bir dilek bu. ben yüreğince olsun yolun derdim hep. yüreğince olsun senin de yolun. sevgiyle...

Evren dedi ki...

evren de yer dar olur mu hasretimin senfonileri ayrıca bazı cümleler vardır ki ve hatta sözcükler çok yer kaplarla. yürekten okumayı bilene.
öperim. günaydın demiş miydim ;)

Evren dedi ki...

sevgili y., zaman ister üzerine tozları örtsün ister silsin, ister bulutlar kara kara kaplasın üzerlerini, yaşanmışlığın kendimize kattıklarını görebildiğimiz ânlardır bence affetmek. onlar üzerine kurmaktır yaşamın kalanını. can acıtan, kalp kıranlarla büyümektir ve olgunlaşmak ve durduğun yeri sağlamlaştırmaktır da bir parça.
öfke de aşka dair değil mi, tıpkı ayrılıklar, tıpkı gözyaşları, tıpkı kanatlanıp uçmak gibi.
aşk olsun yüreğimizdeki, gerisi hep gelip geçici...

ps: kozmik annem derdi ki, her .oktan iyi anlayan sonunda bir .ok olamaz :)) aramızda kalsın ;)

Evren dedi ki...

öyle değil midir gerçekten de, bu nednele derim ya hep, unuttum ben o günleri demek, hatırlamaktır. bunu dediğinde anda aklındadır herşey. hele de yürekte iz varsa, hele de o yürek sadece onun için attıysa bir süre, unuttum demek ne kadar nalamsızlaşır. unuttuklarımız vardır, hatırlamadıklarımız, aklımızın, yüreğimizin, bedenimizin bile silip attığı şeyler vardır mutlaka. ama unuttum dediklerimiz değildir onlar.

dilim sihirli mi gerçekten, yoksa yüreğimde mi saklı o sihir. dilim sadece bir araç mı?

sanki...

ah umam, yolları kesişenlerin hikayeleri nasıl da kesişiyor geçmişte, gelecekte, şimdide değil mi?

Evren dedi ki...

sen ve dinlemek... dinlesen de benzemezen diyorum, şarkıyı değil, sözlerimi :)
öperim pillim.

sufi dedi ki...

Kendinle barışmaya karar verdiğin gün;
Senin diline ve yüreğine bu isteği ilham edene şöyle bir dönüp bakman gerekti O ogün. Artık sendekinin kendi olduğu farkındalığına erdirmişti belki de seni.Gazan mübarek olsun demekten başka ne söz gelir ki dilimizden.Enel hak bilincine eyvallah olsun evrenim sevgilerimle.

gereksiz adam dedi ki...

yüksek lisans ve doktora konusundaki azmini de takdir etmek lazım. ben en fazla ales sınavına girme cesareti gösterebildim. çooookk sıkıldım okumaktan yahu..:)

ama aklımda 3. üniversite var, ufak bi gaz lazım o kadar..:)

(e bu vesileyle 2 üniv. okuduğumu da söylemiş oldum. diplomalar bir işe yaramıyor en azından dillendirip tadını çıkartayım..:))

Evren dedi ki...

biliyor musun tontinim, sen ve uma, bu farkındalığımın altını çizenlersiniz aslında. O'nun yüreğimde olduğunun ve aradığım kaynağın kendim olduğunu bana yansıtanlarsınız.
ne şanslıyım ki karşıma şimdide çıktınız.
ellerindne öpüyorum can sufim, güzel yürekli tontinim, dost dilek...
iyi ki varsın...

Evren dedi ki...

şey ayıptır söylemesi benim bir de önlisnas var bir ara anlatmıştım hatta :)
dediğin gibi diplomaları alıp astık duvarlara belki onlar bizden daha akıllı davranabilirler be gereksizim... yalnız 3. üniversiteyi düşünmen de okumaktan sıkılan biri için pek iddialı doğrusu. ama azim meselesini var değil mi?