Çarşamba, Ekim 20, 2010

,

Dikkat Dağınıklığı, Kafa Karışıklığı, Yürek Reflüsü

Uzun zamandır alışageldiği üzere, keyifli pazarlar sunuyorum kendime. Bu pazar da güzeldi. Güzeldi çünkü sadece bana ait bir zamanın, mekânın ve coşkunun orta yerine bırakmıştım yüreğimi. (mıştım, çünkü sanmışım.) İstediği gibi attı, istediği gibi... ( ee, haliyle bunu da sanmışım.) Kendimi dinledim, kendimle konuştum, kendimi evet, yine, şımarttım. (valla gelinen son noktada sadece abartmışım gibi göründü ya bana, dur bakalım siz ne diyeceksiniz.)


Milföy hamuru çok tükettiğim bir malzeme değil, neden, niçin, ne zaman alındığı bilinmeyen hamurla göz göze gelince mide, beynin yarattığı baskıya yenik düştü ve pizza denemesi yapmaya karar verdi. Eller komuta karşı çıkmadan hamurları buzluktan çıkarttı, gözler, dört parça milföy hamurunu yan yana dizip, uzun bir süre seyretti. Üzerine hazırlanan ev yapımı domates suyuna eklenmiş az biraz fesleğen, öğütülmüş karabiber ve dağ kekiği ile pizza sosu yapıldı. Sos özenle pizza tabanı olacak hamura sürüldü. Hamur haddini bilsin diye, çatalla üç beş kere dürtüldü. Eser, bir süre daha seyredildi. O delik deşikliğin ortasında bir süre gezinildi. Ayna etkisi dedikleri bu olsa gerekti. Sonra eldeki malzemeler sebzeli olsun hafif olsun bahanesi ile tüketilmek üzere tezgâha yerleştirildi. Daha önce közlenmiş olan kırmızıbiberler yol yol bölünüp pizzanın üzerinde yerini aldı. Tavada şöyle bir döndürülen sarımsaklı ıspanak yaprakları da kırmızılar arasındaki uyumu bozmamaya özen göstererek nazikçe hamurun boşluklarına yerleştirildi. Küçük parçalara ayrılan kurutulmuş domates parçaları aralara serpiştirildi. En küçük gözenekli rendeden geçirilmiş keçi peyniri, malzemelerin üzerine öbek öbek boca edildi. Öğütülmüş karabiber eklenmesi ile son aşaması da tamamlanan pizza, 170 derecede pişmek üzere 15-20 dakikalığına fırına bırakıldı.

Sabahtan niyetine girilmiş domates çorbasının domatesleri iri iri doğrandı, küçük bir tencerede az tereyağında kavrulmuş az un sadece kokusu için düşünüldü ve hazırlandı. Üzerine boca edilen bol sulu domatesler çok çok kısık ateşe konuldu. Az fesleğen, bol öğütülmüş karabiber takviyesi ile çorba kıvamını buluncaya kadar yalnızlığına terk edildi. Blender denen ezici aletle akışkan bir sıvıya dönüşünceye kadar malzeme harmanlandı.

Pişen pizzalar soğutulmadan, bir kitap kurdundan alınan ve uzun zamandır okunması istenilen kitaba eşlik edilerek yenildi. Kitap merakla okunurken, pişen çorbanın kokusu damağı gelip dürttü. Dürtülen damak kitabı elinden bıraktığı gibi, çorbasını büyük kocaman çorba muglarından birine  koydurttu. Dumanı üstünde tüte dursun, kitaba geri dönüldü. Çorba içilecek sıcaklığa geldiğinde yudum yudum içildi. Lezzeti her yudumda damağa yaydırma ve bekletme marifetiyle çoğaltıldı.

Akşamüzerine kadar devam eden okuma, okuyamama, aklını verememe, verme ama bu seferde alamama halleri üzerinden benimle dalga geçen benim, o saatlerde kafayı milföyle bir kez daha bozdu. İngiliz Kraliyet Ailesi büyük  ruh göçünden kalma bir alışkanlıkla 5 çayı içmek üzere gerekli hazırlıklar yapılmaya başlandı. Earl Grey kırması çay, sallama usulüyle demlendi. Demlenirken yayılan kokuya eşlik etmesi üzere, 1 elmayı rendeleyip de içine bir çimdik kadar eklenen tarçın ve avuç içinin büyüklüğünde hacim kaplayan cevizle pişme noktasına gelmeden altı kapatılan iç, az önce çay da içsem, içim de ısınsa bahanesi ile mutfakta soluğu alan kendimin el çabukluğu ile çıkartılan bir parça milföy üzerine emaneten bırakılmıştı. İlk denedim uydurdum oldu modeli için, hafifçe çekiştirilip inceltilmiş hamurla, halı toplama pratiğinden kalan bilgi ile, çok sıkmadan amanda gevşek de bırakılmadan sarıldı, sarmalanan için dışarı pırtlaması uygunsuz kaçacağından bu kısımda az biraz özen gösterildi.  Parmak kalınlığında kesilen içli hamur, fırın kâğıdının üzerinde yatay olarak yerini aldı. Bülbülyuvası özentili elmalı yuvaların yanına, üçgenleştirilen bir milföy peynirli maydanozlu içiyle birlikte eklendi. 20 dakikaya yakın 170 derece fırında üzerlerini kızarıp da kokuları etrafa yayılıncaya kadar bekletildi. Denenmek üzere, üzerlerine bir peri kızının kanadında yola çıkıp da taaaa Antalyalardan gelen bergamot reçelinden sürüldü. Daha önce yenen ve dibi görülen reçel pek daha güzel yakışırdı diye hayıflanıldı. Sıcaklığında eriyerek hamura nüfus eden lezzet daha kokusundan hissedildi. Sabır taştı, sızlığa dönüştü. 

Oturulup kitabın başına gene ve yine afiyetle yenildi, içildi. Kitap neredeyse yüzüncü sayfasına gelmişti ki, kitabın okunmadığı, dikkat dağınıklığı, kafa karışıklığı ve yürek yanmasına kamuflaj niyetli elde tutulduğu üzülerek anlaşıldı. Hafif etkili şokun atlatılmasına müteakip kitap daha fazla hak ettiği saygıdan uzak kalmasın diye, kapatılarak ve yazarından özür dilenerek sehpa üzerine bırakıldı. Kafa boşaltma enstitüsü kâğıt ve kaleme başvuruldu. Kalem yazdı kâğıt ağladı.

Bugün oldu, an itibarıyla yarın olmak üzere, kafa karışıklığı devam etmekte, dikkat dağınıklığı başa iş açmak konusunda ısrarlı, yürek yanması desen adı konuldu. Tedaviye karar kılındı. Benim gibi lisans tezini yürek üzüntüsünde veren, doktorasını yürek ağlaması üzerine yapmış birinin yrd. doç. ve doç. olmak için hazırladığı yayınlardan burada bahsedemeyeceğim. Öyle çok ve öyle derinler ki, boğulma ihtimaline karşı blogumuzda yeterli can yeleği, simidi ve tahliye kapısı yok ne yazıık ki...   Elbet profesörlüğü de yürekle ilgili olmalıydı değil mi? Ah! Burada nasıl da şaşırdınız kimbilir? Gelelim yürek reflüsüne... Bir kası vakti zamanında bir sevda masalının ortasında yırtılan yürekler, içlerindeki acıları zaman zaman sızdırabilirler. Bu ince ince sızma, zamanla içten içe yayılan açıklanamaz, tarif edilemez bir yanmaya sebep olur. Yürek reflüsü denen bu durumun tedavisi için düşünülen 'yüreğini de alıp gitme' tavrı üzerinde, klinik çalışmalar halen bir denek üzerinde ısrarla devam etmektedir. Tedavi sırasında beklenmeyen bir yan etki olarak ortaya çıkan yeme bozukluğunda tek çare koşar adım yürekten uzaklaşmaktır.



24 yorum:

funda dedi ki...

Marifetlerle geçen zamanın su gibi anlatımı hele bu kesintisiz yağmurun fonu müzik hepsi bütünen şahane ne diyeyim...

gereksiz adam dedi ki...

pazarı sevip bir de üstüne o gün pizza mı yaptın?

nasıl bir yaşama tutunmadır bu..:)

AyŞeGüL KuŞ dedi ki...

yürek reflüsü.. bayıldım bu tabire..harikasın Evren :)

Esmir dedi ki...

Güzel yazılar yazan duygu kadının oldukça zevkli ve yaratıcı yemek kültürü de göz ardı edilmeyecek denli maharetlice...

Ellerine sağlık, afiyet olsun evrencim...en güzel yemeği de, keyfide, huzuru da, aşkı da hak ediyorsun sen canım...

Ama hepsinden önemlisi yürek reflüsü! ona daha fazla bir şey olmasın..."yüreğini de al git!" diyenler genelde yüreğini değil de, akıllarını kullananlar oluyor bilesin benden söylemesi!..sonra demedi deme:)

Öncelikle sağlık ve huzur diliyorum, sonrada o naif ama bir o kadar da kocaman yüreğini, adam gibi sevecek bir yürek diliyorum canım...çok içten söyledim, yürekten bunu da bilesin evrenim:))

o güzel yüreğini de , kalemini de sevgiyle kucaklarım evrenciğim...

Kitap Kurdu dedi ki...

"Yürek reflüsü" çok sevdim ben bu ismi. Yazı da çok güzel tabi ki, domates çorbası muhteşem görünüyor. Bu arada bu yazının en çok ben fotoğrafını sevdim, kitap ve içindeki not....

Uma dedi ki...

Yastigini degistir, yattigin yerin reflude cok onemli yeri vardir :P
Kafani O'nun dizine koyarsan hicbir sey geri tepmiyor :)
Diyene bak di mi :)))

hasret senfonileri dedi ki...

Ben güzel çay demlerim... dillere destandır demli çayım!!! Bazen aklıma düşer zil çalsa derim !!!

Evren dedi ki...

saolasın fundacım, yağmur yerini yer yer güneşe bırakıyor bizim buralarda iki gündür, pek güzel geldi havanın bu halleri bana :)

Evren dedi ki...

aa sadece pizza değil, çorba ve akşam üzeri çay yanına tatlı tuzlu atıştırmalıklar...
e valla sen de yap gereksiz, şımart kendini pazarları. kendini sev, günün önemi yok ki... ama pazar güzeldir.

Evren dedi ki...

gecenin bir yarısı geldi aklıma, reflüm vardı bir dönemde oradan bilirim yani :))

Evren dedi ki...

esmircim ama utandırıyorsun beni... can sıkıntısından be güzelim. evde tek başına halleri :)

dileğinin içtenliğine de yüreğinin samimiyetine de inanıyorum ve daha güzelleri senin de olsun diliyorum.

öpüyorum. sevgiler...

Evren dedi ki...

dedim ya gecenin bir yarısı aklıma geliverdi işte kitabımın kurdu.
kitap özel, içindeki notu da çok severim. denk geldi, sevdiğim bir kitap kurdu da can babanın o satırlarını severmiş meğerse ;)

öperim...

Evren dedi ki...

:) yastığımı da yaslandığımı da değiştirmeliyim umam. şu diyene bak dimi'ne, ne diyeyim ki ben şimdi. öpeyim geçsin bari :))

Evren dedi ki...

ben iyi bir çay içicisi değilim hasretimin senfonileri, ama iyi bir çay içme arkadaşıyımdır. okulun tenefüs zili çaldığında içilen bir demli çayın 40 yıl hatırı ve derin özlemi kalmış ya yüreğinde... biraz bana gamlı geldi çay sanki.... öperim.

kara kitap dedi ki...

yazılarınız zaten çok güzel de ben aynı yazıyı günde en az 3 kez okuyorum sırf arka fonda çalan müziği dinlemek için.bu şarkının adı ne ve kim söylüyor?

Evren dedi ki...

teşekkür ederim, kara kitap. radio tarifa söylüyor sin palabras...

gereksiz adam dedi ki...

ben ve yaş pasta yapmak..:))

dün yaptığım karışımı anlatayım ama mideniz kaldırır mı bilmiyorum. neyse yoğun talep olursa anlatırım, benim elimden gelen odur...

böğğ ben bile bitiremedim yağtığım şeyi (adına ancak şey diyebiliriz.:))

Evren dedi ki...

yah usen de en zorundan başlama be gereksizim, kek çırp mesela.;)

gereksiz adam dedi ki...

yok, yoğun talp yok ama anlatacağım...

alta bisküvileri ufaladım üstüne muz dilimledim, araya dondurma ve çikolata koydum ve üstüne bisküvi ve üstüne dondurma...

hasta olduğum için dondurma ersin diye bekledim. bebek babası gibi görünen, 2. kaşıktan sonra ağızda, tatlı komasına sokma ihtimali yüksek bir yiyecek tadı bırakan bir şey çıktı ortaya...:)

(patentini alsam mı acaba?)

bu yorum yayınlanmasa da olur aslında...:)

Evren dedi ki...

yayına verdim ki sana da ip ucu vereyim diye...
aslında katmanlar doğru sıralanmış ve fakat katlar fazla olmuş. hem muz hem dondurma hem büskivi hepsinin tatları bir arada fazla gelmesi de doğal... e bir de çikolata olunca haliyle ağırlaşmıştır. e bir de eritince görüntü iştah açıcı olmamıştır.
büskivileri kırıp üzerine biraz muz ve bir çorba kaşığı dondurma ve üstüne bir parça rendelenmiş çikolaya yeter de artar bile...
bence iyi yoldasın.
bu arada geçmiş olsun. çorba yapıverseydin ya...

crazywomenrosemary dedi ki...

Mmmm,sıcacık pizza ve çay harika bir hafta sonu.. böyle dikkat dağınıklığı,kafa karışıklığına,yürek reflüsüne can kurban..işte yaşam sevinci..ne mutlu bu frekansı yakalayanlara..:)

gereksiz adam dedi ki...

bu adsız bütün bloglar aracılığıyla neslihan' a mesaj gönderiyor zaar.. neslihan kim olaki. gerçi burda adsızın kim olduğu daha mühim sanki..

Evren dedi ki...

rosemarycim ben nasıl olmuş da atlamışım yorumunu, neslihan (kimse artık) gelmiş de seni de hatırlatmış bana. teşekkür ederim, yaşam sevinci dolsun yüreğin. öperim...

Evren dedi ki...

valla gerekiz ben de ilk önce biri sandım ve cevap yazdım. hani neslihan ya ama sonra baktım bir çok blogta benzer bir mesaj var sileyim dedim silememişim, sen gelince bu iş de halloldu. iyi oldu uğradın. sevgiler...