Cumartesi, Ocak 30, 2010

,

DURDUĞUM YERDEN BAKINCA SONSUZLUKTU GÖRDÜĞÜM







Lyambiko çalıyor fonda
Kadın gidiyor
Kar yalnızlık gibi bir kaç gün olunca çekiliyor

Kadın gidiyor
Güneş açıyor
Artık kadın da biliyor sevmenin fazlası da güneş gibi
Bazen yakıyor
Lyambiko fonda çalıyor
Kadın gidiyor

Kal diyen olmuyor
Kadın anlıyor
                               Gidiyor

____________________________________________________


21 yorum:

Hacivat dedi ki...

Kadın şu dünya da gitmeye dokunabilen tek varlıktır. Ve gitmek en çok da bundandır kadın yakışır...

Evren dedi ki...

belki gitmeye en çok yakışan ağlamaktır ve ağlamak kadına en çok yakışandır... gitmek de belki bu nedenle kadına kalandır...

Hacivat dedi ki...

Kendisini değdiği şeyleri güzelleştirmesi öğretilen bir varlık asla kendine değdiği zaman güzellik katamaz.

Vermek gitmenin geçmiş zamanıdır.

Ve kadın her şeyi ile sevdi. Kendisinden vazgeçerek...

Erkek formel kalıyor bu çekimlere.

Hacivat dedi ki...

Kadın aşkın geleneği bozduğu için dışarıdan daha çok acı çeken gibi algılanır... Bu tamamen yanlıştır.

Evren dedi ki...

algının o yönde gelişmesi kadının acısını dışa atmasıdır, oysa erkek içi atar... ki bu noktada sana katılıyorum...

ve kadının herşeyi ile sevme halinin kendisinden bile vazgeçerek kısmıdır aslında kadını gitmeye iten...

Hacivat dedi ki...

Algılar neden sonuç ilişkisi içersinde midir?

An yeterince uzundur. İzafiyet acının değil zamanın yüklemidir.

Erkek dışa gider, kadın ise içe.Bu büyümektir her giden kadın benim gözümde biraz daha büyür.

Subjektif bir acıdan söz etmiyorum ve hesaplanmış. Bir insan aşık olduğu zaman aklına ilk gelen nedir...

Evren dedi ki...

Algı; görmek gidibir. Görmek halk arasında çokça bakmakla karıştırılır. Ağlayan çok kadınla karşılaşan insan sadece baktığından kadının acı çeken olduğunu düşünür oysa görebilse erkeğin daha derin ve içte ağladığını anlayabilecektir.

An, yeterince uzundur. Ve bence izafiyet acıdadır. Zaman bu bağlamda, Her bireyin acı eşiğinin farklı olduğu gerçeğini doğrulayandır.

Dışa ve içe gitmek duygusal yapıdır. Kadını erkeği yoktur. Oransal olarak kadın kendini kolay dışa vurur ve toplumsal olarak erke kendini içene yönlendirir. Ne de olsa ağlamak erkek adama yakışmaz, erkek içine ağlar büyür, kadın dışına taşar büyür...

Eğer insan bensem; durduğum yerden bakınca sonsuzluktur gördüğüm...

Hacivat dedi ki...

İnsan formüle edildiği zaman kadın ve erkek olarak ayrışıyor bu bileşenlerinde değil ayrışmaların da görmekle ilişkilendirilebilir.

İzafiyet acıda ise salt olarak acı diye ir şeyi ispat etmek gerekir bu da çekimsiz olmalı hiç bir şey olmadan bir insan acı çekebilir mi?

Bu sorunun duygular ile cevabını biliyoruz ama akıl burada yakıcı olmaktan çok delici bir rol üstleniyor. Bunun zaman algısı içerisinde yalınlığını koruması çok zor bir olgudur.

Zaman eklenen zamanlar bunu akıldan yoksullaştırır.

Gitmek fiili sonuç değil nedendir.

Aşk gitmeyi göze almaktır. Sonsuzun içinde sonlu olmak gibi.Toplumsal roller ancak kumaşın eldeki varlığına göre şekilleniyor mendil üretmek çocuk da burnu büyüklerde gözü imgeselleştiriyor.

Bir insan neden gider sorusu mu daha önemlidir nereye gidiyor mu...

Evren dedi ki...

belki de cevabı niye sorunda aramak gerekir...

Hacivat dedi ki...

Gitmek : Aramak.

Evren dedi ki...

İlk gidişimi değil, ama son gidişimi çok net hatırlıyorum: Kabul etmekti... Olanı, olduğu gibi kabul etmek ve saygıyla selam edip, hakkı teslim etmekti.

Aramak; o gidişten çok sonra başladı, acı zamana yayıldı, zaman acıya... O yüzden her gitmek izafidir ilk başta, tıpkı her son gibi...

Hacivat dedi ki...

Aramak burada sonluyu ve sonsuzu temsil ediyor... İki ayrı kavram tek bir kelime de...

Evren dedi ki...

bir hocam şöyle demişti, "kuramsal yaklaşımlar ve kavramlar, yaşamda karşınıza öğrendiğiniz gibi çıkmayabilir."

dolayısıyla, şunca zamandır karşılıklı dillendirdiğimiz kelimeler içselleştirdiklerimizdir ki bunu da freudyen bir yaklaşımla id, ego, süperego bağlamında açıklamak da mümkündür.

Bu nedenledir ki; izafiyet kuramı üzerinden zamanın değil, acının göreceli olmasından dem vurdum ve acının kişiden kişiye değişmesi halini de acı eşiği ve duyarlılığı ile vurguladım...

ve sen aramaya sonlu olma ve sonsuz olma halini yüklüyorsan gitmek de sonlu ve sonsuzdur değil mi? kuramsal olarak hani...

oysa gitmek bir sondur gerçek hayatta ve belki biraz geriye dönüp bakarsak yepyeni bir başlangıcın ilk adımıdır... ama meşhur yüz kişiye sorduk oyununu oynasan cevap acaba hangisi olur.

Hacivat dedi ki...

Kuramsal olarak düşünüyorsanız cevabım evet... Kuramsal değilse Freud ne derdi, derim.

Evren dedi ki...

aslında kuramsal olarak freud ne derdi dimi? bildiğin üzere kendisi de psikanaliz kuramı ile bilinen bir düşünürdür... ama duruma freudyen bir yakşalım istiyorsan sana günlük yaşamın psikopatalojisi kitabını önerebilirim...

Hacivat dedi ki...

İşin gerçeği Freud hiç umurumda değil Jacques Lacan hiç değil.

Bilmek için bunlara ihtiyacımız yok.

Bilmek bilinmeyenin bildiği bir bilgi olmaktan tahmin ettiği bir bilgidir.

Ben ışığın doğudan yükseldiğine inanan birisi olarak batının kısır hüzmelerini umursamam.

Zaten bunu şu lafa sıkıştırdığıma inanıyorum ( Kuramsal değilse Freud ne derdi, derim.)

Hacivat dedi ki...

Tavsiye için müteşekkirim..:)

Evren dedi ki...

bir başka hocam da şunu demişti bir tartışmanın tam da orta yerinde, kendi savunduğunun karşısında duranı umursamayanla tartışma...

bu arada; freudu umursamıyorsan, kuramsal olmayan cevabını da umursamıyorsundur ki, inan kuramsal olmayan cevabı ne olurdu bilmiyorum. sonuçta adam, ne de olsa kendi bilgisini ve meraklarını kuramsal olarak ortaya koymuş ve umru olanlarla paylaşmış... ve psikalaniz kuramcısı olarak litaratürde yer edinmiş; onun çalışmalarına atıflarda bulunularak da yüzlerce farklı çalışma yapılmış, onun kuramlarını destekleyen ya da karşı çıkan.

ne dersin burada artık keselim mi?

belli ki yaşama farklı açılardan bakıyoruz... bugün kendi adıma yeni bir bakış açısı tanıdım... teşekkür ederim.

Hacivat dedi ki...

Rica ederim.

Konuya cevap vermek isterim ama çok uzun olduğu için hem sizin hem de okuyacak olanları rahatsız etmek istemiyorum. Dikkat ederseniz kendi yazdıklarımı tek bir satırda gibi okursanız bir serbest çağrışım örneği görebilirsiniz. Son satırda bilginin kaynağına dair bir yöntemin çok da gerekli olmadığının dikkatini çektim. Muhakkak insanlar aynı şeyleri benimsemeyebilir ve paylaşmayabilir. Ben kendi adıma yazdıklarınızı okumaktan ve bilgilenmekten keyif aldım.

Başarılar...

Hacivat dedi ki...

Şurasını boş bırakmayayım askı da kalmasın...

Kelimeler ve duygular imgeselliğin ötesinde anlamlanır. Mana burada bir kişinin tecrübelerinden çok daha kuvvetli bir bağa ihtiyaç duyar.

Burada ki temel öge kendimizce hakikat saydıklarımızın bilinç altımızı doldurduğu manalardır. Bu başkasına göre yanlış olma ihtimali olan bir doğrudur. Bu da insanın kendine has yapısında çok zarif bir yerde durur.

Evren dedi ki...

şu mana ve anlamlandırmaya girdik mi biliyorum bir 20 yorum daha gelir arka arkadaya keyifle ama bugün yorgunum...

gidiyordum ya, bir ses eden olunca durdum. üstelik tam da bilinçaltımda yatan ögelerden doğan bir sebeple yanlış olma ihtimali kuvvetli bir doğruya sığınarak... şimdi izninle...