Çarşamba, Ocak 20, 2010

İPLER

___________________________________________________________


4. Hafta / 1 Saat

- Geçen hafta biraz daha az konuştum kendimle. Dışarı çıktım... İki kere... Birinde ekmek almaya giderken bir kedi gördüm, köşe başında. Bir kedi, yalnız, korumasız, ürkmüş. Dönüşte onu alıp eve götürmeye karar verdim. Arkadaş oluruz birbirimize diye. Bakışları çok güzeldi. Kahverengi, bildiğin sokak kedisi. Hani şu tekir derler ya, işte onlardan... Ama bakışları... Neden bakışları hep üzerimdeydi. Ekmek almaktan dönerken, kedi gitmişti. Bakışları hala üzerimdeydi. Yolun kenarındaki su birikintisini görmemişim, ayağım ıslandı. Bataklık... Bakışlar... Gökyüzü... Mavi... Gökyüzü maviydi biliyor musun? Nazım'ın şiirini bilir misin? Geçen seansta okumuştum. Tepki vermedin. En sevdiğim şiirlerinden biridir. Babam okumuştu çocukken bana. Bir pazar günü... Gökyüzü maviydi... Rüyamda gökyüzü maviydi. Ben bir bataklığın orta yerinde hem ileriye gitmek istiyordum hem de olduğum yerde çırpınıp kendimi boğuyordum. Galiba rüya değildi sana anlattığım. Yaşamımın orta yerinden başladım sana anlatmaya. Neler hissettiğimi anlatıyordum aslında. Ama bunu zaten biliyorsun değil mi? Onun bir rüya olmadığını sen zaten biliyordun. Konuşmayacak mısın bugün...
- Sen anlatıyorsun, ben de dinliyorum.
- Bana aradığım cevabı vereceksin değil mi? Her hafta bu sefer neyin ne olduğunu söylersin umuduyla geliyorum, içinden çıkamadığım bu bataklıktan kurtar beni diye, gözünün içine bakıyorum. Sense oturmuş sadece not alıyorsun. Bir makale okudum geçenlerde, borderline ile ilgili, sonra manik depresif... İnsan ne çok kendini buluyor dimi okuduğu her psikolojik vak'ada...
- Bazı semptomların senle örtüşmesi yeterli değil tahmin edersin ki... Hem çok doğaldır insanın kendinden birşeyler bulması. Bir de işin içine bulma isteği girince...
- Psikoloji okusaydım çözer miydim ki kendimi... Neyim var? Neden bildiğim halde, söküp atamıyorum kendimi ondan. Sanki merkezde o, uydusu ben. Bakışları da bizi birbirimize bağlayan kozmik güç... Aşk, kozmik bir güçtür, sizi diğerine görünmez iplerle bağlayan. Ve sonra da o büyük patlamada, o iplerdir sizi boğan... Özlü söz şahsıma aittir. Ben o iplerle boğmak istedim kendimi. Ölmek istedim. Denedim.
- Sonra...
- Gökyüzü maviydi... İkinci kez ise sokağa çöp atmak için çıktım. Çöpü attıktan sonra da parka doğru yürüdüm. Sebze satan bir kamyonet geldi. Üzerinde bir çocuk. Kocaman renkli gözler, yeşile çalan. Bağırıyordu. Dönüp bakınca gözgöze geldik. Gökyüzü o gün de maviydi. Çocuğun gözleri yeşil. Bakışları onun gibiydi... Uzun uzun baktım ona... Zaten en çok bana bakışını severdim... Uzun uzun bakardı bana... Neden masada otururken ben yanındaydım da O karşımızda oturuyordu.
- Senin yerinin kendi yanın olduğunu anlatmak istemiş.
- Ve onun yerinin masanın diğer kıyısında...

- Bugün kafan dağınık... Bırakmak ister misin?
- Gene ağlama krizine girerim diye mi korktun.
- Bugün ağlamayacağını biliyorum.
- Nereye gittiğimizi ve kimle tanışacağımı bilmiyordum. Fark ettiğimdeyse... Fark ettiğimdeyse, kalkıp gidecek yerim yoktu. Dilini bilmediğim bir ülkede, yolunu bilmediğim bir yerdeydim. Öyle güzel bir gündü ki... Güneşli, sıcak, bahardan kalma bir gün. Büyük gövdeli dev ağaçların olduğu bir ormanın içindeydik. O gün de gökyüzü maviydi biliyor musun?... Neden takıldım ki durup dururken mavi gökyüzüne...



___________________________________________________________Devamını Oku...

4 yorum:

Esmir dedi ki...

Yine çok güzel bir yazı olmuş Sevgili Evren,

Duygularını ve karışık ruh hallerini çok güzel aktarmışsın kelimelere...

Zaman zaman bende sokakta gördüğüm o kedilerin mana yüklü bakışlarından inanılmaz etkilenirim. Adeta konuşurcasına nasıl da bakarlar öyle!..

Karlar üzerine yağsın bu gün! İçinde varsa grilikler ve siyahlar hepsini söküp atsın...

Gökyüzü beyaz, sen bembeyaz! ve günün tertemiz aydınlık olsun canım...

Güzel bir gün dilerim...
Sevgilerimle....

(şu aralar blog sitelerine fazlaca giremesem de , her fırsatta mutlaka siteni ziyaret ediyor ve yazılarını hep keyifle okuyorum.)

devamını merakla bekliyorum ...

sufi dedi ki...

Sevgili evrenim;
Ben de iplere takıldım. zaten iplerle takılıyken bir görünmez sahibe, başkalarının ipleriyle çarpıldım çırpıldım karıştı iplerim.Şimdi ayıklayamıyorum kimin ipi kimindir diye.Sende mi diyesim geldi sevgilerimle.

Evrenin Dünyası dedi ki...

teşekkür ederin esmir, bir deneme yapıyorum aslında. kendi anımdan çıkıp hayatın karşıma çıkarttığı karakterle bir durumu harmanlayıp, öyküleştirmeye çabalıyorum. işin içinden çıkabilecek miyim emin değilim... deniyorum :)
dileklerin için teşekkür ederim. günün aydınlığına ihtiyacım vardı, iyi geldi. öperim.

Evrenin Dünyası dedi ki...

ipler çok önce boğup bırakmıştı beni, zor kurtuldum ellerinden tontinim. şimdi bugün durduğum yerden geriye bakıp, esmire de dediğim gibi tek bir andan yola çıkıp bir öyküye varmaya çalışıyorum. hayatın içinde hep iplerin olduğunu bilerek... öperim can tontinim... umarım ipin ucunu bulursun :)