Cumartesi, Ocak 09, 2010

BİR ZİYAFETİN KISA ÖYKÜSÜ


Kadın...
Beraber geçirdikleri nice özel gecenin sıradanlığından kurtulabilmiş çok özel bir gecenin telaşı sarmıştı kadını. Adam bir şeyleri fark etsin istemiyordu. Kadının, adamın arkasından iş çeviriyor olmasının tedirginliği seyre değerdi. Adam eve gelir gelmez duşa girmişti, kadın akşam için hazırlıklarını gizlice yapabilecek en az 20 dakika daha kazanmıştı. Siparişi akıl edip sabah uyanır uyanmaz vermişti: Deniz Çupra Izgara... Saatine baktı, herşey zamanında hazır olacaktı. Masaya o özel günlerin, o özel saten beyaz masa örtülerinden birini koydu. Üzerine, iki gümüş diktörtgen servis tabağını ve iki gümüş uzun bacaklı şamdanı da özenle yerleştirdi. Yeşil mumları koydu ve onlara uygun yeşil peçetelerden çıkarttı... Dolaptan balıkları servis edeceği uzun dikdörtgen tabakları aldı. Daha önceden yıkayıp kuruladığı küçük bahçe rokalarını tabağın sağ köşesine dizdi, onların üzerine dilimlenmiş 2 dilim domatesi ve halka halka kesilmiş kırmızı soğanları sağlı sollu ekledi... Karışık salata malzemelerini dolaptan çıkarttı, allahtan onları da önceden yıkayıp kurulayıp kaldırmıştı. Derince iki kare çanağa hazırladığı erik ekşisi soslu salataları servis etti. Saatine baktı, banyoya doğru kulak kabartı. Buzdolabını açıp, rakıyı ve buzları kontrol etti. Rakı bardaklarını çıkarttı. Hazırladığı soğuk deniz ürünleri mezesini ve peynir tabağını da dolaptan çıkarttı. Herşey ziyafet masasındaki yerini almıştı.

Eşinin banyodan çıkmasına 1-2 dakika kaldığını tahmin ederek, salonun kapısını çekti ve hemen banyoya yöneldi. Böylece onunla birlikte duş alıp fazladan bir kaç dakika daha kazanabilecekti ki, giyinip hazır olduklarında kapı çalsın ve gecenin süprizi sıcak sıcak kapıda olsun... Planının tıkır tıkır işler haline gülücükler atarak, açtı banyonun kapısını; tahmin ettiği üzere eşi hala banyodaydı.

Adam...
Sıkıntılıydı. Sabah yataktan kalktığında söylemek istemişti aslında ama kadın öyle keyifli ve güzel gözüküyordu ki cesaret edememişti. Bir gece önce, seninle konuşmak istediğim bir şeyler var demişti. Kadın da heyecanlı, ışıl ışıl gözleri ile ellerini tutmuş, yarını bekle demişti. Yarını bekle deyişindeki sesi uzun süre kulaklarında çınlayacaktı adamın. Yarını beklemekle iyi mi etmişti kötü mü bilmiyordu ama, akşama kadar geçmek bilmeyen saatlerin sıkıntısını eşinin sürekli işe bağlıyor olmasına da üzülüyordu lakin söylemek istedikleri bir türlü dilinin ucuna gelmiyordu. Geldiğinde de hep o ışıl ışıl parlayan bir çift gözün ona nasıl umutla baktığını görüyor ve vazgeçiyordu.

Adam ve Kadın...
Kadının duşa gelmesi işleri daha da zorlaştırmıştı. Adam çektiği vicdan azabı ile kıvranıyor, kadın kocasının omuzlarına yüklenen iş stresini almak için türlü çeşit oyunlar yapıyordu. Adam, kadının çıplak bedenine usul usul dokundu, şefkatle dokundu, inciltmek istemez hali saçlarını tel tel yıkarken bile belli oluyordu.

Aynı mekanın, aynı anında farklı duyguları yüklenmişlerdi yüreklerine, öyle uzaktaydılar ki birbirlerinden, birbirlerinin farkında bile değillerdi. Kadın aşık olduğu adama üzülüyordu, adam ellerinden kayıp gidecek olan kadına yalvarıyordu... İkisi de birbirini görmüyordu.

Ve Adam ve Kadın ve Gece...
Duştan çıktıklarından kadın adama dönüp gömlek giysene dedi, adam gülümsedi, pek itiraz etmezdi, neden diye sormazdı, kot pantalonun üzerine bir gömlek giydi; kadın üzerine tek parça kolları omuzlarda kalan mor bir elbise... Tam o sırada kapı çaldı... Kadın yarı ıslak saçları ile yatak odasından çıkarken adam terleyen avuçlarını kotuna sildi. Daha fazla saklayamazdı. Bu gece bunu söylemeli ve bu vicdan azabından kurtulmalıydı. Kadın balık siparişini aldı. Adam koridorda ilerlerken salonun loş ışığına, fonda çalan meyhane müziklerine ve kadının teşekkürlerle uğurladığı çocuğa takılı kaldı. Bu gece ne vardı ki, atladığı... Doğumgünleri değildi, evlilik yıl dönümü... Yok yok özel bir gün değildi. Olsa sekreteri hatırlatırdı. Sekreteri atlamış olabilir miydi? Yoksa gelen çocuk her özel günde, birlikte geçirdikleri yıl kadar gül getiren çiçekçi çocuk muydu? Cep telefonundan cevapsız çağrılara baktı ve mesajlara... Yo hayır, sekreterinden bu günü unutmamasına dair bir mesaj yoktu. Salona girdiğinde gözlerine inanamadı. Hazırlanan masaya, ortama, kadının keyfine, kendine baktı.

Ne için bütün bunlar dedi, kadın gülümseyip, bizim için dedi... Birlikte olduğumuz bütün günler için... Adam kadının ışıl ışıl umut yüklü bakışlarıyla daha fazla baş edemeyecekti, daha fazla dayanamadı.  Kadının ellerini tuttu. Adamın bakışından anlamıştı kadın, susuşundan, yutkunuşundan... Fark etmişti dile gelmeyeni, sessizce ağlamaya başladı. Önce yemeğimizi yeseydik diyebildi, içine akan yaşları gizleyerek. Adam, uzatmanın sana da bana da faydası yok diyebildi. Kadın neden bu gece dedi. Adam, günlerdir söylemek istiyordum, günlerdir uygun bir anı bekliyordum ama öyle bir an yok anladım diyebildi. Kadın vardı diyebildi, bu gece dışında her hangi bir gece çok da uygun olabilirdi. İlk defa sekreterinin gül gönderemeyeceği çok özel bir gecemiz olacaktı. Adam karısına sarıldı, affet beni dedi. Kadın gözlerini adamın gözlerine dikti ve hayır dedi. Soğuk ve donuk bir sesle hayır seni asla affetmeyeceğim, çünkü seçme şansın vardı ve sen beni incitmeyi seçtin...

Kadın masada yanan mumları söndürdü, salonun kısık ışığını olduğu gibi bıraktı ve sabah uyandığımda gitmiş ol ve yatmadan önce masadaki herşeyi çöpe at diyerek yatak odasına doğrı ilerledi. Adam masadaki herşeyi tek tek topladı. Servis tabağını kaldırdığında altında el yazısı ile yazılmış bir not vardı.

"Aşkım senden tek bir ricam var, bu geceyi sekreterine not aldırma. Bu gece; seninle benim bu aşka kattığımız değeri yansıtan bir an'ı olarak kalsın hafızalarımızda, tekrarı olmasın, düş müydü gerçek miydi hiç bilmeyelim... Bir de miniminnacık bir not: Hamileyim."




____________________________________________________________________________
Fotoğraf / deviantART

13 yorum:

funda dedi ki...

her satırı gözlerim daha da fazla açıla açıla okudum sonunda "HÖH" dedim...
yuh yaaaaaaaaa nasıl birşey bu :(((
fakat hikaye, betimlemeler, anlatım şahane...

Sokak Kedisi dedi ki...

Oyyy sen ne yaptın gene böyle Sevgili Evren...

Soluksuz kaldım okurken, pek çok defa olduğu gibi...

funda dedi ki...

ne aklıma geldi sen bunu devam ettirsen çok iyi olmaz mı?
yalnız okuduuğmdan beri etkisindeyim sanki bana yapıldı derdi beni sardı sanki nasıl etkilendiysem :)

haykırış dedi ki...

Sayın Evren,
Yok yahu bende kendi kendime diyordum ki güzel yazıyorum tabii sizleri görmezden evveldi bu düşüncem oysa şimdi hele şu an ne mümkün güzel yazıyorum demek.. Diyebilmem için çok fırın ekmek yemem gerek ki onada ömrüm yetmez.
Sevinçliyim ki sizleri okuma fırsatına nail oldum.
Sevinçliyim ki yazdıklarınızdan çok şeyler öğrendim, öğreniyorum.
Sevinçliyim ki, yazılarınızı okuduktan sonra yazdıklarımda hatalarımı görebilme erdemine eriştim.
İyi ki varsınız.
Sevgi ve saygılarımla

EBRULİ dedi ki...

Ahh yaa.İçime işledin Evren..Canım yandı okurken..Yaşadım sanki..Yüreğine sağlık..

aysema dedi ki...

Sevgili Evren,

Çok etkileyici bir öykü olmuş bu... Nefesimi tutarak okudum. Hem içeriğiyle hem de üslubunun güzelliğiyle her türlü övgüyü hak ediyor. Seni yürekten kutluyorum.

Kahramanların ilişkisine gelince keşke böyle olmasaydı. Ne yazık ki yaşamda çok daha kötüleri olabiliyor.Burada tek taraflı sevgi bitmiş, ama hiç olmazsa saygı var...

Sevgilerimle.

Zuihitsu dedi ki...

Çok sevdim ben de .. Detayları çok ince ince vermişsin .. yani detaylara uygun incelikte.. uzun yazıları okumaz insanlar pek ama "okutmuşsun" da sevgili Evren:)

Bu da sana ilk yorumum oldu sanırım. Yorum yazma tembelliğinden kurtuldum demektir:)

Sevgilerimle..

Evrenin Dünyası dedi ki...

teşekkür ederim funda, ama hayatın kendisi de bazen höh dedritmiyor mu insana :)

bu arada devamı gelebilir belki... kadının ve adamın ayrı ayrı halleri üzerine, fena fikir değil dimi?

Evrenin Dünyası dedi ki...

duygusu geçebildiyse ne güzel sokak kedisi, teşekkür ederim güzel sözlerin için :)

Evrenin Dünyası dedi ki...

Sevgili haykırış, teşekkür ederim övgü dolu sözleriniz için... hepimiz birbirimizden farklı şeyler öğreniyoruz, hepimiz sırası geliyor akla gelmeyen duyguların altını çiziyoruz, siz de iyi ki varsınız... teşekkürler...

Evrenin Dünyası dedi ki...

teşekkür ederim ebruli... hep diyorum ya karşıya geçiyorsa bu onun yüreğinin güzelliğinden, büyüklüğündendir...

Evrenin Dünyası dedi ki...

teşekkür ederim aysema, detaylarla sıktım mı acaba diye düşünürken sıkılmadan okunmuş olması hoşuma gitti benim de... övgü doluy sözlerin için teşekürler...

ben sevgi ve saygının içiçe olduğunu düşünenlerdenim o yüzden gelinen noktada sevginin de saygının da kalmadığını düşünürüm. sevgiler benden sana...

Evrenin Dünyası dedi ki...

zuihitsu öncelikle hoşgeldin ya da cümlenin doğrusu şu, ilk yorumun için teşekkür ederim :)

beğendiğine ve bu yazının senin tembelliğine çözüm olduğuna sevindim...
sevgiler...