Cumartesi, Şubat 14, 2009

KOYU KIRMIZI



dışarıda garip puslu bir İstanbul havası, elinde kahvesi, camı açıyor sabahın kör karanlığında kadın... içine çekiyor yağmurun kokusunu, nemini alıyor üzerine... şemsiyesi ile yürüyen bir kadın, balkonunu yıkayan bir başka kadın ve kendisi dışında günü karşılayan yok o anda...

şemsiyesi ile yürüyen incecik kadın;
elindeki şemsiye belli ki kocasının. öyle bir sarılmış ki sapına sanırsın kocasının elinden tutuyor yürürken. kendi kendine mırıldanıyor, kafasında sanki sabahki tartışmayı sürdürüyor. yüzünde şaşkın, küskün bir ifade ile adım sayıyor. çizgilere basmıyor ve kare taşların tam ortasına denk geleek şekilde adımlarını dengeliyor. öyle garip bir temposu var ki sanki her an koşmaya hazırlanıyor, derken şemsiyeyi atıyor elinden, bağırmaya başlıyor, önce eşofman üstünü ardından tişörtünü çıkartıyor, bedeninin kirlenmişliğini yağmurla yıkar hali camdan seyretmekte olan kadının içine dokunuyor...

balkonunu yıkayan başı örtülü kilolu kadın;
elinde bir süpürge, bir kova su yağan yağmura inat balkonunu yıkıyor. oğlu camın arkasında mutfaktaki masada oturmuş, kokusu buğu olup yağmura karışan pişileri yiyor. belli annesi sabah erkenden kalkıp hamur açmış oğluna, aklı çalışsın okullar okusun babası gibi kütük olmasın diye oğluna pişi yapıp umutlarıyla tatlandırmış. balkonu yıkaması bitince sırtını dönüyor kadın mutfağın penceresine. memelerine sıkıştırdığı sigarayı yakıyor, bir nefes çekiyor kaçamak. öyle derindi ki çektiği nefes kızlığına gidiyor aklı. anasını kırmayıp, köyün zenginlerinden birinin şeherde yaşayan oğluna varacağı an geliyor gözünün önüne. köyün yükünü taşıması gerekmeyeceği için kabul edişi bu adamı, koynuna alışı sonra. boğazı bile görmediğine üzülüyor, gözünü kapatıyor. sigarasının son nefesinden sonra izmariti atacak gibi yaptığında, kendini boşluğa bırakır hali camdan seyretmekte olan kadının içine dokunuyor.

penceden bakan balık etli, güzel gözlü kadın;
elinde kahve fincanı ile öylece duruyor, aniden neden olduğunu bilmediği bir biçimde fincanı camın dış kenarına koyuyor, içine dokunuyor eliyle. avucundaki kan ağır geliyor kendini boşluğa bırakıyor kadın...

şemsiyeli kadınla balkonunu yıkamakta olan kadın sesin geldiği yere doğru bakışlarını çeviriyorlar ve birbirlerinin selamlıyorlar, tebessümle...
kadın yürüyor,
balkon yıkıyor,
ölüyor
yağmurda
kimse farkına varmıyor


yağmur
yürüyen kadının isyanını
balkon yıkayan kadının pişmanlığını
ölen kadının kan kokusunu
şehrin kanalizasyonuna karıştırıyor
o gün bütün denizler
koyu kırmızı oluyor
akıllara ölen kadınlar gelmiyor



_________



10 yorum:

-mka- dedi ki...

İstanbul'da ölen tüm kadınlar, bir başka ölüyor sanki..

Genç kızlığın tüm vahşetini körpecik bedenlerinde emaneten taşıyan tüm -İstanbullu- kızlar, kadınlık telaşıyla ve hesapsızca ölüyorlar sonunda..

Bir kızım olsun, ama İstanbul'da ölmesin..

Bir yuva kurayım, ama İstanbul'da olmasın..

Ne Boğaz'a baksın evimin penceresi ne de denize..

Evimin penceresi; "balık etli, güzel gözlü kadınların" hiç ölmediği bir yere baksın.. Ve kızım, "camın arkasında, mutfaktaki masada otursun, kokusu buğu olup yağmura karışan pişileri yesin", balkonumuz sadece yağmurlarla yıkanırken..

-mka-

Evren dedi ki...

insan istesin yeter mka, neden olmasın ki...

-mka- dedi ki...

Biliyor musun; her bir cümlen, her bir tasvirin, inanılmaz bir yazma hissi uyandırıyor insanda..

Yazan adamlar ve kadınlar, sadece bir giriş cümlesi arar yazmaya başlamak için.. (Konuşmalar da öyle sanırım)

Yazıya ayrılan vakit aslında, giriş cümlesini bulmak için harcanır.. Ve giriş cümlesi bulunduğunda, yazı yazdırıverir kendini bir anda, çorap söküğü gibi..

Karnımı tutup da sancılar duyduğumda, içimdeki kelimeleri bir bir kusmak istediğimde, ve bir giriş cümlesine ihtiyaç duyduğumda; senin yazılarının buralarda var olduğunu bilmek güzel..

Samimiyetle, cidden, gerçekten, harbi, "valla bak"..

-mka-

Evren dedi ki...

bu "valla bak" çok güldürdü beni. sen sancılanma, ben de giriş cümlesi bol. sen seç beğen al kullan, samimiyetle, cidden, gerçekten, harbi, "valla bak"..

tutsak dedi ki...

Sevgili Evren
Harikaydı ellerinize gönlünüze sağlık
Sevgiler

Evren dedi ki...

teşekkür ederim tutsak, hoşgeldiniz bu arada. :)

buraneros dedi ki...

Bugünkü verimliliğe bakınca aslında çok da iyi bir nedenmişim diye sevindim:))kelebek etkisi denen şeyin somut bir tezahürü bu...Her yazı, yürekleri aynı yerden bakan ve çarpanları tetikliyor ve bu dalga dalga yayılıyor;bunu görmek, bu paylaşımlarda payı olmak pay almak ne hoş:))İyiki blogumda izlerin var,içinde çokca vakit geçirdiğim bir blog kazanmış oldum,teşekkürler:))

Evren dedi ki...

Kelebek etkisi... :) Durumun özeti bu. Bir yazı, bir fotoğraf, bir sözcük, bir sesleniş alıp götürüyor insanı an'a, kendi yolculuğundaki durakları anımsıyor durup bekliyorsun, an'lar seni hiç yanıltmıyor uğruyor beklediğin durağa. Sen bildiğin yola yepyeni bir bakış açısıyla ve ilk defaymışcanına çıkıyorsun. Ne garip benzer duyguları yaşıyorsun. Eş yürekler kulübü taktım ben adını, doğal üyeleri var aidat ödemesi gerekmeyen...
Hoş geldin buraneros :)
Bazen neden olmak sebep olmaktan iyidir. :)

beenmaya dedi ki...

adam ve kadın öyküleri yazıyorum diyorsun ya hani sen hayatın tam da içinden yazıyorsun aslında hiç adam kadın ayırt etmeden, hayatı yazıyorsun bazen kadın, bazen adam, bazen çocuk, bazende hepsi birden olarak...ve ben bu hayatı, senin elinden çıkma hayatı okumayı çok seviyorum...

Evren dedi ki...

yüreğin güzel de ondan anlıyorsun maya sen o hayatı ve hatta hissediyorsun derinden. belki de aynı hayatın içindeyiz diye bu kadar seviyorsun. bilemedim. belki de her ikisi birden. evet evet her ikisi birden.