Çarşamba, Şubat 18, 2009

,

SABAH KÖR, KARANLIK ÜRKÜTÜCÜ



Daha az önce seviştik seninle… Tenime dokunmaya korkan sen, seviştiğin diğer tüm düş kadınlar gibi aldattın sadece, kendini benimle ve beni senle… Sözlerinin arkasına sığınıp, kahkahalarını da yanına alarak, şöyle bir dönüp baktın “iş”in bitince... Bari şimdi dokun dedim. Yakar diyebildin sessizce, kalkıp gittin yanımdan. Gitttiğinden beri sabahın kör karanlığı ürkütücü…
Sen karışırken düş kadınlarla düş adamların arasına, gün ağırıyor inceden. Kahkahaların aydınlatıyor kentin gri sokaklarını... Sabahın ilk ışıklarıyla rakı masalarına meze yaptığın, dostlarınla attığın her kahkaha daha bir güçlü asılıyor düş insanlarının kulaklarına… Uzun süre gitmiyor, kalıyor orada, zamanla yüreğe iniyor hatta… Her kahkahan, ayrı bir bıçak saplıyor her bir düş kadınına ve güç veriyor düş erkeğine… Sen kahkaha atıyorsun. Kadınlardan bir damla kan geliyor, erkeklerden bir damla öz, karşılığında...

Neydik sahi biz? Düş gecelerinin, düş anlarında sevişen, düş-engellileri miydik seninle? Engelli, bir şey eksikse söylenir ya insana, ama her engellide fazladan bir şey vardır olmayanın yerine. Bizde ten yoktu biliyorduk ama can da mı yoktu be sevgili… Bendeki engel onur, sendeki yürek miydi ya da… Son sevişmemizden bu yana, sabah kör, karanlık ürkütücü… Bende fazladan bir pişmanlık, sende rakı masasına bir meze… Kaldı, kalacak… Ne ürkütücü…
____________________________________

0 yorum: